Uyanınca eksik bir şey var içimde.
Yastığın soğuk tarafı gibi
adı konmamış bir boşluk gibi.
Gece boyunca sen vardın,
saçların omzuma dökülen bir sükûttu,
İnsan, en çok kendi zihninde kayboluyor.
Bazen bir düşünce,
koskoca bir ömrün önüne
duvar oluyor.
Bir kelime düşüyor içime,
bir duvara ne kadar bakarsan
o kadar kendine döner gözlerin
ben yuvaya değil
kendime bakıyorum artık
yokluk ne demek
Bir gün,
her şey aynıydı aslında.
Aynı sessizlik,
aynı duvarlar,
aynı ben…
her sabah
gözlerim o yuvaya çarpıyor
bir zamanlar
hayatın öylece durduğu yere
duvarla konuşuyorum artık
Dünyaya geldim,
yorgun bir yolcu gibi.
Bir odada kısa bir süre konaklayacağım sandım.
Zaman bana yatağını serdi,
hatıralar yorgan oldu üstüme.
Zamanı yendim seninle,
Bir tek bakışınla durdu her saat.
Tenin, bir ömrün suskun kıyısıydı,
Ve ben, o kıyıda sonsuzluğa uzandım.
Sana susamak bir ibadet gibiydi,
Herkes gitmeye alışmış artık,
Birbirinin hayatından
Kapıyı yavaşça çekip çıkar gibi.
O yüzden kalan insanlara
İnsan biraz mucize gibi bakıyor.
bu bilinen bir hüzün değil,
adı konmamış, sesi duyulmamış bir sızı…
gülüşlerim yarım,
sevinçlerim biraz eksik, biraz yorgun.
bir çocuk geçti içimden çıplak ayak,
Eksildikçe içime çekildim,
Söz yerine sustum,
Gölge gibi dolandım odalarda,
Her aynada biraz daha silindim,
Sanki yok olmak da bir tür varlıktı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!