Bir şey yap bugün.
Göğe bak mesela
unutulmuş mavilikte
kendini hatırla.
Uzat elini
Saatler bir daha hiç çalmadı.
Akşam hep aynı yerde kaldı.
Ne gece oldu tam,
ne de unuttum gündüzü.
Kuşlar çoktan susmuş,
Yalnızlığın ince camından bakarken sana,
Bir eski fotoğraf gibi hatırladım kendimi.
Renkleri solmuş, kenarları yıpranmış,
Ama gülüşünde hâlâ bir bahar saklı.
Rüzgâr, senden kalan sözcükleri savuruyor,
Salına salına çık da gel şöyle,
Bir poyraz esintisiyle…
Bir çocuğun kışı çizen resmi gibi,
Dağınık, özgür ve içtence…
Gülme desem gülersin,
Gamzelerin belirir,
Al yanağın kiraz mevsimidir,
Sevmelerim gelir.
Dut değmiş dudağına,
Kapıyı aralık bıraktım bir zaman,
ne olur ne olmaz diye
ama içeri
yalnızca rüzgâr girdi,
bir de sessizlik,
üzerine oturdu her şeyin.
Kaç kez yazdım sana,
sayısını unuttum
her harf bir sızıydı,
her cümle
beklemekten yorulmuş bir yürek.
Hakikat,
gürültülü meydanlarda duyulmaz;
kalbin derin kuyusunda
sessizce yankılanır.
Gerçek ses,
Sen gittin.
Kapı kapanmadı ardından,
Ne bir ses kaldı,
Ne de yankılanacak bir neden.
Anlamaya çalıştım,
“Güneş doğarken yola çık,
Batmadan başladığın yere dön.”
Demişlerdi Pahom’a.
Ne kadar toprak istersen o kadar yürüsün diye.
O da yürüdü.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!