Beklemekle öğrenilen bir sabır bu.
Gidişinin ardından konuşmayan saatlerden,
ellerimde susturamadığım titrek zamanlardan geçiyorum.
Adını
söylemiyorum artık yüksek sesle,
Ne bir çığlık duydum,
ne de bir ses verdim.
Sustum.
Çünkü içimdeki yangın,
taşarsa dışarı,
dünya da küle döner sandım.
Artık seni değil,
kendimi arıyorum.
Kaybettiğim sokakları değil,
yürümekten unuttuğum ayak izlerimi soruyorum toprağa.
Çünkü bazı yollar
kimse gelmese de yürünmeli,
Sokağımızın en neşelisi sendin,
"Haydi oynayalım!" derdin!
Ben saklambaç oynamayı severdim,
Sen salıncakta göğe yükselmek isterdin.
Ihlamur ağacı, sen ne güzeldin!
Gül, gamzelerin dağıtsın ayazı,
belki gülüşünde bahar saklıdır.
Ne kadar kış biriktirdiysem içimde,
gülüşün ısıtır beni.
Adını anınca aydınlanır gece,
Ne yapsam seni tutamıyorum,
elimde değil senden kopamıyorum.
Gidişin avuçlarımda bir boşluk,
kalsan kendime söz geçiremiyorum.
Adın dilimde yarım bir dua,
Irmak, gümüş tellerle çalıyordu sessizliği;
kapattım gözlerimi
küçük bir kuş havalandı,
yüreğimin sessizliğinden.
Sanki göçe hazırlık vardı,
Güneş, yavaşça çekiliyor omuzlarımdan,
gölgeler uzuyor,
bekleyişim de şekilsiz gölgeler gibi
yerden yere seriliyor.
Penceremden bakıyorum,
“Benliğini bilen, Rabbini bilir.”
Bak kendine
ama geçip giden bir gölge gibi değil,
köklerine inerek bak,
içine eğilerek, derinleşerek bak.
Odalar dolusu sessizlik,
kırık camlardan sızan ay ışığı gibi.
Zaman,
ayak izlerini unutan bir yolda
sessizce ilerler.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!