Al götür beni gecenin siyah saçları,
Sakla kimsenin bulamayacağı o kuytuya.
Yoruldum aydınlığın o sahte yüzünden,
Bırak perçemin örtsün bütün kederimi.
Uyut beni bu dipsiz rüyanın içinde,
Sabahın o acımasız güneşi doğmadan.
Geceye sor,
O sahipsiz sokakları, o uykusuz pencereleri,
Gözyaşımın sesini bir tek o bilir bu koca şehirde.
Sor bakalım, kaç kez inlemiş odanın duvarları adınla,
Kaç sabahı güneşten önce yalnız başına söndürmüşüm.
Sokak lambaları çekilirken kuytulara,
Ağır bir perde iner göğüs kafesimin ortasına.
Zaman, dişlileri arasında öğütürken ömrü,
En ıssız köşesini ayırdım bu koyu mavinin sana.
Yıldızlar küser, tenimden dökülürken sükûnet,
Saatler susar, geriye kalır yalnızlığın saltanatı.
Gel de dertlerime derman ol!
Çünkü zaman, bir bıçak gibi bileniyor yokluğunun bileylitaşında,
Ve ben, her gece bu kentin en karanlık harabesinde
Kendi sesimin yankısıyla vuruluyorum.
Göğsümün içine devrilen bu devasa kayayı,
Bu gözlerimdeki sağır, bu ciğerimdeki amansız ayazı
Gel de yaktığın yangını söndür şimdi,
Bıraktığın külün üstüne basmaya yüreğin yetiyor mu?
Ne geriye dönecek bir yol kaldı geride,
Ne de bu külü savuracak o eski rüzgâr.
Sen gittin,
Geliyorsun aklıma, ama yanımdan geçip gidiyorsun…
Tam dokunacakmış gibi yakın, bir o kadar da el ermez uzaklarda.
Zihnimin koridorlarında ayak seslerin yankılanır da bir bir,
Uzanıp tutmak istediğimde avuçlarımda sadece soğuk bir boşluk kalır.
Gözlerin gelip oturur karşıma, gülüşün asılı kalır duvarda;
Sonra bir rüzgâr eser apansız,
Gidiyorum şimdi, arkama bile bakmadan,
Göğüs kafesimde sönmüş bir yıldızın ağırlığıyla.
Ne geride kalan o kırık dökük anılar tutabilir adımlarımı,
Ne de penceremde asılı kalan dilsiz vedalar.
Adım yalnızlığın en ıssız coğrafyasına yazıldı bir kere,
Dağlar şahit, rüzgâr şahit, bu amansız göç yolculuğuna.
Gitme bu şehrin ıssız kalbinden…
Bütün sokaklar senin gidişinle kararır.
Işıkları sönmüş bir fener gibi kalırım ortada,
Rüzgâr estikçe kimsesizliğim yüzüme vurur.
Bir adım atsan, bir uçurum açılır aramızda,
Gittiğinde anladım öldüğümü,
Ne göğsümde bir tıkırtı kaldı ne de aynada yüzüm.
Sen o kapıdan çıkıp da uzaklaşırken,
Arkandan bakan o hane, sessizce bir musalla taşına döndü.
Birlikte nefes aldığımız o oda,
Gönlümün zindanındayım…
Kendi ellerimle ördüğüm o dilsiz,
o soğuk taş duvarların arasında,
Ne bir ışık sızacak bir yarık var
ne de dışarıdan geçen bir fırtınanın sesi…




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!