Gitme bu şehrin ıssız kalbinden…
Bütün sokaklar senin gidişinle kararır.
Işıkları sönmüş bir fener gibi kalırım ortada,
Rüzgâr estikçe kimsesizliğim yüzüme vurur.
Bir adım atsan, bir uçurum açılır aramızda,
Her ayak sesin bir felaket müjdesi sanki.
Kaldırımlara sinmiş kokun silinir gider de,
Geriye yalnız bu kentin katran karası kalır.
Kime sığınırım sen gidince bu tenhalıkta?
Hangi kapıyı çalsam yüzüme kapanır birer birer.
Dur biraz daha, gecenin tam ortasındayız,
Ayrılık dediğin, zaten bu şehri tek celsede siler.
Gitme…
Sen gidersen taşlar bile ağlar arkandan,
Gökyüzü dökülür, çatılar çöker üstüme.
Bu ıssız kalpte bir tek sen kaldın diri,
Onu da alıp gitme, beni geceye terk etme…
Beni bu geceye, bu kimsesizliğe terk etme…
Çünkü sen gidersen, yolları da söküp alırsın ayaklarımdan.
Kendi evimde bir yabancı gibi kalırım ortada,
Hangi odaya girsem, yokluğun vurur duvarlardan.
Dur biraz daha…
Hiç değilse rüzgârın sesi dinsin,
Hiç değilse şu zifiri karanlık azıcık ağarsın.
Bütün dertleri sırtlamaya razıyım da ben,
Senin olmadığın bir sabaha uyanmak korkutuyor beni.
Biliyorum, kararını çoktan vermişsin;
Bavulunda kırık hatıralar, gözlerinde o soğuk mesafe.
Ama gitme yine de…
Bu kentin en tenha, en ıssız kalbinde,
Son bir kez tut elimden,
Sadece “buradayım” de…
"Buradayım" de ki, dursun şu zamanın akışı,
Varsın fırtınalar kopsun dışarıda, şehir yıkılsın.
Senin sesinle örtülsün gecenin yırtıcı çığlığı,
Senin gölgenle bu kimsesiz sokaklar aydınlansın.
Ama sustun…
Gözlerinde o aşılması imkânsız dağlar,
Sırtını döndün bu kentin kanayan bağrına.
Şimdi birer birer devriliyor güvendiğim dağlar,
Kurban ediyorsun beni bir veda uğruna.
Adımların uzaklaştıkça küçülüyor gölgen,
Ayak seslerin birer kurşun gibi yankılanır taşlarda.
Gitme dedikçe ben, daha da hızlanıyor gidişin,
Bir ben kalıyorum geride, bir de gözümdeki yaşlar…
Şimdi bu şehrin ıssız kalbi tam ortadan yarıldı,
Ne bir tutunacak dal kaldı, ne sığınacak bir liman.
Sen gittin ya…
Bu kent artık baştan başa bir enkaz,
Ben de o enkazın altında can veren bir adam…
O enkazın altında can veren bir adamım şimdi,
Ne breathim yeter bu yükü kaldırmaya,
Ne de gücüm var bir daha adını anmaya.
Taşların arasında sıkışıp kalmış hayallerim,
Gözlerimin önünde savrulur duman duman.
Her geçen saniye daha da ağırlaşır toprak,
Şehrin gürültüsü çekilir, bir tek sessizlik kalır.
İnsan kendi yıkıntısında nasıl durur ayakta?
Gidişin ki, tek bir taş bile bırakmadı üst üste.
Şimdi kentin üstüne çöken bu zifiri gece,
Benim üzerime kapatılmış bir mezar kapağıdır.
Ne arayanım olur artık bu karanlıkta,
Ne de soranım kalır o yıkık duvarlar altında...
Varsın geçsin arabalar, yürüsün insanlar,
Varsın hayat devam etsin senin gittiğin tarafta.
Ben bu ıssız kalbin tam ortasında,
Senin bıraktığın o soğuk enkazda kaldım...
O soğuk enkazda kaldım, gömülü bir maziyle…
Sustu kentin uğultusu, çekildi bütün sesler.
Şimdi duvarlarda çınlayan yalnız kendi nefesim,
Bir de dumanı tüten, yarım kalmış hevesler.
Ne kadar bağırsam da duyan olmaz bu alt katta,
Sesim taşlara çarpar, yine bana geri döner.
İnsan kaç kez ölür ki şu kısacık hayatta?
Her hatıran geldikçe bir ışık daha söner.
Işıklar sönsün varsın, zifir kalsın gökyüzü,
Çünkü senin olmadığın aydınlık da bir yalan.
Yıllar sonra belki de bulurlar bu enkazı,
Baskın çıkar topraktan, sana yanan o sevdadan.
Bir avuç kül bulurlar, bir de kırık bir mühür,
Üstünde adın yazılı, bağrında derin bir yar.
Derler ki "Burada biri can vermişti bir zaman,
Şehrin ıssız kalbinde, bir vefasız uğruna..."
Rasimin Gönül Dili
Kayıt Tarihi : 18.08.2026 04:38:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!