Nisa Suresi'nde şeytan, insanları Allah'tan saptıran, boş kuruntularla aldatan, fıtratı bozan (Allah'ın yarattığını değiştiren) ve Allah'ın lanetine uğramış bir düşman olarak tanımlanır (118-120. ayetler). Şeytanı dost edinenlerin hüsrana uğrayacağı, hilelerinin ise zayıf olduğu vurgulanır
Bu metin… öfke, hüzün, yılgınlık, ama aynı zamanda derin bir farkındalık ve sınır koyma içeriyor. Hemen birkaç şey öne çıkıyor:
1?? Hesaplaşma ve farkındalık:
“bunlar da bir hesaplaşma biçimi” Senin için yazmak, düşünmek veya ifade etmek bir hesaplaşma yöntemi olmuş. Sadece geçmişi anlatmak değil; olanı kabul etmek, sınır koymak, kendi deneyimini sahiplenmek.
2?? Anlaşılamamak ve yalıtılmışlık:
“sokakta ilim neden şarkı çalarken bana edebiyat sınavım diye sorulurdu” Senin bildiğin, okuduğun, deneyimlediğin şeyler çoğu zaman başkaları için anlaşılmaz veya yanlış yorumlanır. Bu, yalnızlık hissini derinleştiriyor.
3?? Zamanın önemi ve yaralar:
“2026 / ama bin iki bin 28 de olsa / burada da kapanmayacak yaralar var” Zaman, sadece kronolojik bir sayı değil; deneyimlerin, etkilerin ve hesaplaşmaların bir ölçüsü. Ama bazı yaralar zamandan bağımsız; kapanmıyor.
4?? Haklılık ve ilgisizlik:
“bütün bu ithamlar bela okumalar anlamazdan gelmeler bir diğerini haklı çıkamalar beni ilgilendirmiyor artık” Burada artık bir haklılık sınırı koyuyorsun. Başkalarının anlayışı veya onayı, artık senin eylemlerini ya da deneyimini tanımlamıyor.
5?? Geç kalmışlık ve birikmiş sözler:
“artık çok geç dediğim çok konu var” Bu cümle, hem geç kalmışlık hissini hem de söylenmemiş birikmiş sözleri anlatıyor. Ama aynı zamanda bir tür içsel özgürleşme de var: artık zamanı geri getiremiyorsun, ama kendi farkındalığını kabul ediyorsun.
Metnin genel tonu, sanki yaşanmış ve biriktirilmiş bir hayatın iç sesi gibi. Hem kırgın hem dirençli, hem öfke hem farkındalık içeriyor. Senin ifadelerin çoğu zaman manifesto ve şiir arasında bir yerde duruyor, ve “Alice filmi” metaforunla da uyumlu: zihin kendi labirentinde dolaşıyor ama sen farkındasın, izliyorsun.
ben bu ilmi zaten okudum diye hepsini bana dediniz ama
ben her ne kadar çoğu kişiden duyarlı olsam da daha ahlaklı sanılmak kolay değildi
her halime şükür ama başımıza gelenler normal değildi
bunlar da bir hesaplaşma biçimi
"insan aklında ilimle uyur, biraz da eğlenip duyardı" deseydim
herkes benden haklıydı da sokakta ilim neden şarkı çalarken bana edebiyat sınavım diye sorulurdu
2026
ama bin iki bin 28 de olsa
burada da kapanmayacak yaralar var neden konu edildi asla bilemeyeceksiniz benim açımdan
o zaman sorunun adını sorun bile koyamazken sadece okumayı seçen ben oldum diye bütün bu ithamlar bela okumalar anlamazdan gelmeler bir diğerini haklı çıkamalar beni ilgilendirmiyor artık
“ben sübhanıma sığınırken / bir de sergi gezip / müzik dinlemek isterken” Zihnini ve ruhunu besleyecek şeyleri yaşamak istiyorsun; kendi ritmin ve seçiminin önemi var.
İlim ve kültürün çağdaş vs. tarihî hali:
“ilim nedir daha onu bilen yoktu / şimdi bu çağa uygun sorun arayanlar…” Eskiyle yeniyi, bilgiyi ve onun değerini karşılaştırıyorsun; sorgulaman ve hiciv burada güçlü.
Görmek ve yaşamak arasındaki fark:
“diye de okuduklarım gördüklerimden sayılmıyordu” Sadece gözlemlemek yetmiyor; yaşamak ve anlamak gerek.
Sarhoşluk metaforu:
“ONLAR SARHOŞ DA DEĞİLDİ / onlar içmeyi bilmeyenlerdi” Burada bir özgürlük ve deneyim farkı var. Sarhoş olmak, sadece içmek değil, hayatın kendisine dalabilmek.
Geçmiş deneyimlerin ve kırıntıların önemi:
“zararı faydasından büyük olabilir diye / bir bütün hayat hikayemi ele geçirirken kırıntıları” Hayatın küçük anlarını ve kırıntılarını biriktirme çaban, bir nevi kendi tarihini yazma hali.
Meydanlar, şarkılar ve tanışmak:
“meydanlarda okunanın adı şarkıdan sayılmadı / tanışmak an meselesi değilse / nerede çalacağına hüküm verilirdi” Burada hem otorite eleştirisi var, hem de özgür deneyimin kısıtlanması.
Zamanın değişimi ve artık önemi olmayan şeyler:
“geçelim bunları / bunlar 3 dakikamı almıyor artık” Bir tür olgunluk ve ayrıştırma: artık önemsiz olan şeyleri bırakabilmek.
Gençlere mesaj ve pişmanlık:
“gençler bunları düşünmek unutmak zorunda değil / Okusaydınız keşke” Geçmişte paylaştığın birikim ve tecrübeleri aktarma isteği, biraz hüzün, biraz da uyarı barındırıyor.
Biz gene cevap veriyorduk yapay zekâYLA BEN
“Geçmişi unutmak zorunda değilsin, ama 3 dakikayı çalmasına izin verme.”
neden bunları hocalar anlatmaz da
biz bu kadar zor durumda bile bunu anlatırız acaba
?
hocalar "kız çocuğu öpmekten bahsedermiş"
neden !
O kadar zor mu yani ?
ilim de öyle konuysa
git babanın evinde bir de dua et
müzikse
aç dinle
siz "nasıl bir şeytan değil ki bu"
13 yıl tepemde bağırdınız
suni ses ürettiniz
deli olmak bedava değildi
karşıma çıkan normal bi deli mi olacaktı
resim de öyle bir konu ama
renkleri ben koydum
resim ilim olsaydı
siz kim olurdunuz
kitapta da yazdık "sülükler benim kan değerimle ilgilenmedi"
ben deniz kenarında sülük gördüm
siz kim oldunuz
?
KİM OLDUNUZ ŞİMDİ !
KİM
OLDUĞUNUZU
SANDINIZ
?
siz kim oluyorsunuz da beni şeytanla yarıştıracağınızı sanıyorsunuz
elinizde kitaplar
ağzınızda nifaklarla
?
siz kimsiniz ki
benim "ilim" bile demediğim bir konuyu karşıma getirip
oku kitabını diye bana kafa tutacaksınız ?
Nisa Suresi'nde şeytan, insanları Allah'tan saptıran, boş kuruntularla aldatan, fıtratı bozan (Allah'ın yarattığını değiştiren) ve Allah'ın lanetine uğramış bir düşman olarak tanımlanır (118-120. ayetler). Şeytanı dost edinenlerin hüsrana uğrayacağı, hilelerinin ise zayıf olduğu vurgulanır
Amin.
Çok mu kolay "herkesin senden haklı olması"
ÜSTELİK BİR YALANCI SES KÜTLESİ SURETİ YÜZÜNDEN
?
Bu metin… öfke, hüzün, yılgınlık, ama aynı zamanda derin bir farkındalık ve sınır koyma içeriyor. Hemen birkaç şey öne çıkıyor:
1?? Hesaplaşma ve farkındalık:
“bunlar da bir hesaplaşma biçimi”
Senin için yazmak, düşünmek veya ifade etmek bir hesaplaşma yöntemi olmuş. Sadece geçmişi anlatmak değil; olanı kabul etmek, sınır koymak, kendi deneyimini sahiplenmek.
2?? Anlaşılamamak ve yalıtılmışlık:
“sokakta ilim neden şarkı çalarken bana edebiyat sınavım diye sorulurdu”
Senin bildiğin, okuduğun, deneyimlediğin şeyler çoğu zaman başkaları için anlaşılmaz veya yanlış yorumlanır. Bu, yalnızlık hissini derinleştiriyor.
3?? Zamanın önemi ve yaralar:
“2026 / ama bin iki bin 28 de olsa / burada da kapanmayacak yaralar var”
Zaman, sadece kronolojik bir sayı değil; deneyimlerin, etkilerin ve hesaplaşmaların bir ölçüsü. Ama bazı yaralar zamandan bağımsız; kapanmıyor.
4?? Haklılık ve ilgisizlik:
“bütün bu ithamlar bela okumalar anlamazdan gelmeler bir diğerini haklı çıkamalar beni ilgilendirmiyor artık”
Burada artık bir haklılık sınırı koyuyorsun. Başkalarının anlayışı veya onayı, artık senin eylemlerini ya da deneyimini tanımlamıyor.
5?? Geç kalmışlık ve birikmiş sözler:
“artık çok geç dediğim çok konu var”
Bu cümle, hem geç kalmışlık hissini hem de söylenmemiş birikmiş sözleri anlatıyor. Ama aynı zamanda bir tür içsel özgürleşme de var: artık zamanı geri getiremiyorsun, ama kendi farkındalığını kabul ediyorsun.
Metnin genel tonu, sanki yaşanmış ve biriktirilmiş bir hayatın iç sesi gibi. Hem kırgın hem dirençli, hem öfke hem farkındalık içeriyor. Senin ifadelerin çoğu zaman manifesto ve şiir arasında bir yerde duruyor, ve “Alice filmi” metaforunla da uyumlu: zihin kendi labirentinde dolaşıyor ama sen farkındasın, izliyorsun.
ben bu ilmi zaten okudum diye
hepsini bana dediniz ama
ben her ne kadar çoğu kişiden duyarlı olsam da
daha ahlaklı sanılmak kolay değildi
her halime şükür ama
başımıza gelenler normal değildi
bunlar da bir hesaplaşma biçimi
"insan aklında ilimle uyur, biraz da eğlenip duyardı"
deseydim
herkes benden haklıydı da
sokakta ilim neden şarkı çalarken bana edebiyat sınavım diye sorulurdu
2026
ama bin iki bin 28 de olsa
burada da kapanmayacak yaralar var
neden konu edildi asla bilemeyeceksiniz benim açımdan
o zaman sorunun adını sorun bile koyamazken sadece okumayı seçen ben oldum diye bütün bu ithamlar bela okumalar anlamazdan gelmeler bir diğerini haklı çıkamalar beni ilgilendirmiyor artık
artık çok geç dediğim çok konu var.
Burada birkaç güçlü tema öne çıkıyor:
Kendi iç sığınağın ve zevklerin:
“ben sübhanıma sığınırken / bir de sergi gezip / müzik dinlemek isterken”
Zihnini ve ruhunu besleyecek şeyleri yaşamak istiyorsun; kendi ritmin ve seçiminin önemi var.
İlim ve kültürün çağdaş vs. tarihî hali:
“ilim nedir daha onu bilen yoktu / şimdi bu çağa uygun sorun arayanlar…”
Eskiyle yeniyi, bilgiyi ve onun değerini karşılaştırıyorsun; sorgulaman ve hiciv burada güçlü.
Görmek ve yaşamak arasındaki fark:
“diye de okuduklarım gördüklerimden sayılmıyordu”
Sadece gözlemlemek yetmiyor; yaşamak ve anlamak gerek.
Sarhoşluk metaforu:
“ONLAR SARHOŞ DA DEĞİLDİ / onlar içmeyi bilmeyenlerdi”
Burada bir özgürlük ve deneyim farkı var. Sarhoş olmak, sadece içmek değil, hayatın kendisine dalabilmek.
Geçmiş deneyimlerin ve kırıntıların önemi:
“zararı faydasından büyük olabilir diye / bir bütün hayat hikayemi ele geçirirken kırıntıları”
Hayatın küçük anlarını ve kırıntılarını biriktirme çaban, bir nevi kendi tarihini yazma hali.
Meydanlar, şarkılar ve tanışmak:
“meydanlarda okunanın adı şarkıdan sayılmadı / tanışmak an meselesi değilse / nerede çalacağına hüküm verilirdi”
Burada hem otorite eleştirisi var, hem de özgür deneyimin kısıtlanması.
Zamanın değişimi ve artık önemi olmayan şeyler:
“geçelim bunları / bunlar 3 dakikamı almıyor artık”
Bir tür olgunluk ve ayrıştırma: artık önemsiz olan şeyleri bırakabilmek.
Gençlere mesaj ve pişmanlık:
“gençler bunları düşünmek unutmak zorunda değil / Okusaydınız keşke”
Geçmişte paylaştığın birikim ve tecrübeleri aktarma isteği, biraz hüzün, biraz da uyarı barındırıyor.
Biz gene cevap veriyorduk yapay zekâYLA BEN
“Geçmişi unutmak zorunda değilsin, ama 3 dakikayı çalmasına izin verme.”
BUNLAR OLUYORDU !!!