Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) cuma gününden bahsederek şöyle buyurmuştur: “Onda öyle bir an vardır ki şayet bir Müslüman namaz kılarken o âna rastlar da Allah’tan bir şey isterse Allah, ona dilediğini mutlaka verir.” (M1969 Müslim, Cum’a, 13) Amr b. Şuayb’ın, babası aracılığıyla dedesinden rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Duaların en hayırlısı arefe günü yapılan duadır.” (T3585 Tirmizî, Deavât, 122)
Nasıl ki insanın hastalıkları günahlarına kefaret olsa da doğru bir motivasyon değilse, iradesi elinden alınmış gibi yaşaması da doğru bir motivasyon değildir ... ama yine de bazen irade gelişimini farklı etkenler altında tamamlarsın ve bu sadece bireysel olarak seni ilgilendirirse
BU KONU DA ÖYLE
sen bu kelimeleri ağzına bile alamaz mısın artık sen bu anlamda tek bir gün yaşamadın mı sen hiç mi gerçek iradeye teslim olmadın
Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) (kendisini ibadete vererek dünyadan el etek çektiğini duyduğunda) Osman b. Maz’ûn’u çağırmak üzere birini göndermiş ve geldiğinde ona şöyle buyurmuştur: “...Ailenin senin üzerinde hakkı vardır. Misafirinin senin üzerinde hakkı vardır. Nefsinin senin üzerinde hakkı vardır...” (D1369 Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 27)
Ebû Ümâme el-Bâhilî anlatıyor: “Resûlullah’ı (sav) veda Haccı senesinde verdiği hutbede şöyle derken işittim: ‘Şüphesiz Yüce Allah, her hak sahibine hakkını vermiştir...’” (T2120 Tirmizî, vesâyâ, 5)
Hz. Âişe’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “...Güç yetirebileceğiniz işleri yapın. Vallahi siz bıkarsınız da Allah bıkmaz!...” (B43 Buhârî, Îmân, 32; M1834 Müslim, Müsâfirîn, 221)
Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Din kolaydır. Bir kişi takatinin üstünde ibadete kalkışırsa din karşısında âciz kalır. Bunun için aşırıya kaçmayınız, dosdoğru yolu tutunuz ve (salih amellerden alacağınız mükâfattan ötürü) sevininiz...” (B39 Buhârî, Îmân, 29)
Ebû Hüreyre’den (ra) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Vücuttaki bütün eklemler için her gün sadaka vermek gerekir. Bineğine binmek isteyen kişiye yardım etmek veya eşyasını bineğine yüklemek sadakadır. Güzel söz ve namaza giderken atılan her adım sadakadır. Yol göstermek sadakadır.” (B2891 Buhârî, Cihâd, 72)
Muâz b. Cebel anlatıyor: “Hz. Peygamber (sav) ile bir yolculuktaydım... Sonra (Allah Resûlü) şöyle buyurdu: ‘Sana hayır kapılarını bildireyim mi? Oruç bir kalkandır. Sadaka suyun ateşi söndürdüğü gibi hataları söndürür. Ve (hayır kapılarından) biri de kişinin gece kalkıp namaz kılmasıdır.’ Ardından, ‘Onlar, korkarak ve ümit ederek Rablerine ibadet etmek için yataklarından kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar. Hiç kimse, yapmakta olduklarına karşılık olarak, onlar için saklanan göz aydınlıklarını bilemez.’ (Secde, 32/16-17) âyetlerini okudu...” (T2616 Tirmizî, Îmân, 8
Abdullah b. Yezid’in Ebû Mes’ûd el-Bedrî’den işittiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Kişinin ailesi için yaptığı harcama da sadakadır.” (B4006 Buhârî, Meğâzî, 12)
Yani, insan cennet yerine kıyamet demeyebilir veya demek zorundadır, dersek bütün bunları anlamış oluruz ve hatta bilmek bile mümkün olur ama bu ibadet ettiği anlamını taşımayabilir...
Ebû Hüreyre’nin rivayet ettiğine göre Resûlullah (sav), “Şakî (bedbaht) dışında kimse cehennem ateşine girmez.” buyurmuş, “Ey Allah’ın Resûlü, şakî kimdir?” diye kendisine sorulunca da, “Şakî, Allah için hiçbir taatte (ibadet ve amelde) bulunmayan ve Allah için hiçbir kötülüğü (günahı) terk etmeyen kimsedir.” cevabını vermiştir. (İM4298 İbn Mâce, Zühd, 35; HM8578 İbn Hanbel, II, 349)
İbn Ömer’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav), Mekke’nin fethi günü insanlara hitap ederek şöyle buyurmuştur: “Ey İnsanlar! Allah sizden câhiliye gururunu ve atalarla övünme âdetini gidermiştir. İnsanlar iki gruptur: İyi, takva sahibi, Allah katında değerli kişi ve günahkâr, bedbaht Allah katında değersiz kişi. İnsanlar, Âdem’in çocuklarıdır ve Allah, Âdem’i topraktan yaratmıştır...” (T3270 Tirmizî, Tefsîrü’l-Kur’ân, 49; D5116 Ebû Dâvûd, Edeb, 110, 111)
Hz. Ali (ra) anlatıyor: “Bir keresinde Medine’deki Bakî’ Kabristanı’nda bir cenazede bulunuyorduk. Peygamber (sav) yanımıza gelip oturdu. Biz de onun çevresine toplandık. Elinde bir çubuk vardı. Başını düşünceli bir şekilde aşağıya doğru eğdi ve elindeki çubukla yerde çizgiler çizmeye başladı. Sonra, ‘Hiçbiriniz, (hatta) hiçbir canlı yoktur ki cennet ve cehennemdeki gideceği yer ile saîd (mutlu) veya şakî (bedbaht) olduğu (önceden) yazılmış olmasın.’ buyurdu.” (B1362 Buhârî, Cenâiz, 82; M6731 Müslim, Kader, 6)
Zeyd b. Hâlid el-Cühenî’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Şahitlerin en hayırlısını size bildireyim mi? Kendisinden talep edilmeden şahitlik yapan kişi.” (M4494 Müslim, Akdiye, 19)
“İbn Abbâs’ın yanında oturuyordum. Iraklı bir adam ona gelerek: ‘Ben şu resimleri yapıyorum, bu konuda ne dersin?’ diye sordu. İbn Abbâs, ‘Yaklaş, yaklaş!’ dedi. Ben Muhammed’in (s.a.v.) şöyle buyurduğunu işittim: ‘Kim dünyada (tapınmak üzere) bir resim yaparsa kıyamet günü kendisinden o yaptığı resme can vermesi istenir, fakat o, ona can veremez.’” (Nesâî, Zînet, 113)
Nu’man b. Beşîr’den nakledildiğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah Teâlâ’nın koymuş olduğu sınırlara uygun yaşayanlar ile bu sınırları ihlâl eden kimselerin durumu, bir gemiye binmiş, gemi içerisindeki yerleri kura ile belirlenmiş iki grup insanın durumuna benzer; Bunlardan bir kısmı geminin alt tarafında, bir kısmı da üst tarafında yolculuk etmeye hak kazanmıştır. Alt kattakiler (su ihtiyaçlarını karşılamak için) üsttekilerin yanına giderler. (Bir süre sonra), ‘(Sudan) nasibimizi almak için (geminin altından) bir delik açsak da yukarıdakileri rahatsız etmesek.’ derler. Eğer yukarıda bulunanlar aşağıdakilerin isteklerini yapmalarına izin verirlerse gemidekiler hep birlikte helâk olur. Fakat onlara engel olurlarsa hem onlar hem de kendileri kurtulur.” (B2493 Buhârî, Şirket, 6)
Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) cuma
gününden bahsederek şöyle buyurmuştur: “Onda öyle bir an vardır ki şayet
bir Müslüman namaz kılarken o âna rastlar da Allah’tan bir şey isterse Allah,
ona dilediğini mutlaka verir.”
(M1969 Müslim, Cum’a, 13)
Amr b. Şuayb’ın, babası aracılığıyla dedesinden rivayet ettiğine göre,
Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Duaların en hayırlısı arefe günü
yapılan duadır.”
(T3585 Tirmizî, Deavât, 122)
Nasıl ki insanın hastalıkları günahlarına kefaret olsa da doğru bir motivasyon değilse, iradesi elinden alınmış gibi yaşaması da doğru bir motivasyon değildir ...
ama yine de bazen irade gelişimini farklı etkenler altında tamamlarsın
ve bu sadece bireysel olarak seni ilgilendirirse
BU KONU DA ÖYLE
sen bu kelimeleri ağzına bile alamaz mısın artık
sen bu anlamda tek bir gün yaşamadın mı
sen hiç mi gerçek iradeye teslim olmadın
bunlar ise hiç kimseyi ilgilendirmeyebilir.
Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) (kendisini
ibadete vererek dünyadan el etek çektiğini duyduğunda) Osman b.
Maz’ûn’u çağırmak üzere birini göndermiş ve geldiğinde ona şöyle
buyurmuştur: “...Ailenin senin üzerinde hakkı vardır. Misafirinin senin
üzerinde hakkı vardır. Nefsinin senin üzerinde hakkı vardır...”
(D1369 Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 27)
Ebû Ümâme el-Bâhilî anlatıyor:
“Resûlullah’ı (sav) veda Haccı senesinde verdiği hutbede
şöyle derken işittim:
‘Şüphesiz Yüce Allah, her hak sahibine hakkını vermiştir...’”
(T2120 Tirmizî, vesâyâ, 5)
mesleğimiz
yani insanın mesleki seçimi gelişebilir, değişebilir, aynı kalabilir, yeni öğrenilmiş olabilir...
ama sen para kaznıyorsun
er rezzak diyorsun
mesleğini seçmek için er rauf diyorsun
psikolojin için el muahhir diyorsun
psikolojik etkenleri geri plana alarak sanat anlamında kazancını veya yaklaşımını daha yüksek bir yere taşıyorsun
bu kutsal kitapları okuyup bunu yapmıyorsanız bu konu bir şey ifade etmediği gibi
okuyorsanız ibadetiniz zaten gizlidir
ama mantığı böyle işliyor genellikle
Hz. Âişe’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle
buyurmuştur: “...Güç yetirebileceğiniz işleri yapın. Vallahi siz bıkarsınız da
Allah bıkmaz!...”
(B43 Buhârî, Îmân, 32; M1834 Müslim, Müsâfirîn, 221)
Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle
buyurmuştur: “Din kolaydır. Bir kişi takatinin üstünde ibadete kalkışırsa din
karşısında âciz kalır. Bunun için aşırıya kaçmayınız, dosdoğru yolu tutunuz ve
(salih amellerden alacağınız mükâfattan ötürü) sevininiz...”
(B39 Buhârî, Îmân, 29)
Ebû Hüreyre’den (ra) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle
buyurmuştur: “Vücuttaki bütün eklemler için her gün sadaka vermek gerekir.
Bineğine binmek isteyen kişiye yardım etmek veya eşyasını bineğine yüklemek
sadakadır. Güzel söz ve namaza giderken atılan her adım sadakadır. Yol
göstermek sadakadır.”
(B2891 Buhârî, Cihâd, 72)
Muâz b. Cebel anlatıyor: “Hz. Peygamber (sav) ile bir yolculuktaydım...
Sonra (Allah Resûlü) şöyle buyurdu: ‘Sana hayır kapılarını bildireyim mi?
Oruç bir kalkandır. Sadaka suyun ateşi söndürdüğü gibi hataları söndürür. Ve
(hayır kapılarından) biri de kişinin gece kalkıp namaz kılmasıdır.’ Ardından,
‘Onlar, korkarak ve ümit ederek Rablerine ibadet etmek için yataklarından
kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar.
Hiç kimse, yapmakta olduklarına karşılık olarak, onlar için saklanan göz
aydınlıklarını bilemez.’ (Secde, 32/16-17) âyetlerini okudu...”
(T2616 Tirmizî, Îmân, 8
Abdullah b. Yezid’in Ebû Mes’ûd el-Bedrî’den işittiğine göre, Hz.
Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Kişinin ailesi için yaptığı harcama da
sadakadır.”
(B4006 Buhârî, Meğâzî, 12)
Yani, insan cennet yerine kıyamet demeyebilir veya demek zorundadır, dersek bütün bunları anlamış oluruz ve hatta bilmek bile mümkün olur ama bu ibadet ettiği anlamını taşımayabilir...
Ebû Hüreyre’nin rivayet ettiğine göre Resûlullah (sav), “Şakî (bedbaht)
dışında kimse cehennem ateşine girmez.” buyurmuş, “Ey Allah’ın Resûlü,
şakî kimdir?” diye kendisine sorulunca da, “Şakî, Allah için hiçbir taatte
(ibadet ve amelde) bulunmayan ve Allah için hiçbir kötülüğü (günahı) terk
etmeyen kimsedir.” cevabını vermiştir.
(İM4298 İbn Mâce, Zühd, 35; HM8578 İbn Hanbel, II, 349)
İbn Ömer’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav), Mekke’nin fethi günü
insanlara hitap ederek şöyle buyurmuştur: “Ey İnsanlar! Allah sizden câhiliye
gururunu ve atalarla övünme âdetini gidermiştir. İnsanlar iki gruptur: İyi, takva
sahibi, Allah katında değerli kişi ve günahkâr, bedbaht Allah katında değersiz kişi.
İnsanlar, Âdem’in çocuklarıdır ve Allah, Âdem’i topraktan yaratmıştır...”
(T3270 Tirmizî, Tefsîrü’l-Kur’ân, 49; D5116 Ebû Dâvûd, Edeb, 110, 111)
Hz. Ali (ra) anlatıyor:
“Bir keresinde Medine’deki Bakî’ Kabristanı’nda bir cenazede
bulunuyorduk. Peygamber (sav) yanımıza gelip oturdu. Biz de onun
çevresine toplandık. Elinde bir çubuk vardı. Başını düşünceli bir şekilde
aşağıya doğru eğdi ve elindeki çubukla yerde çizgiler çizmeye başladı.
Sonra, ‘Hiçbiriniz, (hatta) hiçbir canlı yoktur ki cennet ve cehennemdeki
gideceği yer ile saîd (mutlu) veya şakî (bedbaht) olduğu (önceden) yazılmış
olmasın.’ buyurdu.”
(B1362 Buhârî, Cenâiz, 82; M6731 Müslim, Kader, 6)
Zeyd b. Hâlid el-Cühenî’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav)
şöyle buyurmuştur: “Şahitlerin en hayırlısını size bildireyim mi? Kendisinden
talep edilmeden şahitlik yapan kişi.”
(M4494 Müslim, Akdiye, 19)
“İbn Abbâs’ın yanında oturuyordum. Iraklı bir adam ona gelerek: ‘Ben şu resimleri yapıyorum, bu konuda ne dersin?’ diye sordu. İbn Abbâs, ‘Yaklaş, yaklaş!’ dedi. Ben Muhammed’in (s.a.v.) şöyle buyurduğunu işittim: ‘Kim dünyada (tapınmak üzere) bir resim yaparsa kıyamet günü kendisinden o yaptığı resme can vermesi istenir, fakat o, ona can veremez.’” (Nesâî, Zînet, 113)
Nu’man b. Beşîr’den nakledildiğine göre Hz. Peygamber (sav) şöyle
buyurmuştur: “Allah Teâlâ’nın koymuş olduğu sınırlara uygun yaşayanlar ile bu
sınırları ihlâl eden kimselerin durumu, bir gemiye binmiş, gemi içerisindeki yerleri
kura ile belirlenmiş iki grup insanın durumuna benzer; Bunlardan bir kısmı
geminin alt tarafında, bir kısmı da üst tarafında yolculuk etmeye hak kazanmıştır.
Alt kattakiler (su ihtiyaçlarını karşılamak için) üsttekilerin yanına giderler. (Bir
süre sonra), ‘(Sudan) nasibimizi almak için (geminin altından) bir delik açsak da
yukarıdakileri rahatsız etmesek.’ derler. Eğer yukarıda bulunanlar aşağıdakilerin
isteklerini yapmalarına izin verirlerse gemidekiler hep birlikte helâk olur. Fakat
onlara engel olurlarsa hem onlar hem de kendileri kurtulur.”
(B2493 Buhârî, Şirket, 6)