vâil b. Hucr anlatmaktadır: “Hz. Peygamber’in (sav) yanındaydım. Boynundan kayış ile bağlanmış bir katil getirildi. Resûlullah maktulün velîsini çağırdı ve ona şöyle dedi: ‘Affeder misin?’ Adam, ‘Hayır.’ dedi. Resûlullah, ‘Diyet alır mısın?’ dedi. Adam yine, ‘Hayır.’ dedi. Resûlullah, ‘Öldürecek misin?’ dedi. Adam, ‘Evet.’ diye cevap verdi. Bunun üzerine Resûlullah, ‘Onu götür.’ buyurdu. Adam arkasını dönmüş giderken tekrar, ‘Onu affeder misin?’ dedi. Adam, ‘Hayır.’ dedi. Resûlullah bu sefer, ‘Diyet alır mısın?’ diye sordu. Adam yine, ‘Hayır.’ dedi. Resûlullah, ‘Öldürecek misin?’ dedi. Adam, ‘Evet.’ diye cevap verdi. Resûlullah yine, ‘Onu götür.’ buyurdu. Aynı söyleşi dördüncü sefer yaşandığında Resûlullah şöyle buyurdu: ‘Dinle! Sen onu affedersen, o katil hem kendi günahını hem de maktulün günahını yüklenir.’ Bunu duyan adam, katili affetti.”
bu dar koridordan geçip bu duaları okuyacak mısın dininle gurur duymadan cennet diyerek
yoksa allah tan yardım dileyip bir dua daha mı okuyacaksın her şey allah ın bilgisi altında oluyor diyerek
evet bizim de öyle
allah ın boyasından güzel boya süren yoktur -diye gene de o konu öyle oluyor insan her konuda dua edip affedilmeyi bekleseydi sadece x bi kitap veya kitap okurdu
ama herkesten aynı saygıyı beklemek bambaşka bir konu olabilirdi
Cumhuriyetin Kuruluş Kodları: "Türklük" Aslında Ne Demek? Bir milletin varoluş inancı, taştan ve tunçtan daha sağlam olabilir mi? Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün "Taş kırılır, tunç erir, ama Türklük ebedidir!" sözü, sadece duygusal bir ifade değil; Cumhuriyet'in üzerine inşa edildiği sarsılmaz kültürel ve tarihsel temelin özetidir.
Atatürk'ün bu vizyonu, parçalanan bir imparatorluğun ardından yeni ve modern bir ulus-devlet yaratma zorunluluğunun tarihsel bir sonucudur. 19. yüzyılda yükselen milliyetçilik akımları sınırları dönüştürürken, Milli Mücadele dönemiyle birlikte Türk kimliği; salt etnik bir aidiyete değil, ortak dil, kültür, tarih bilinci ve kader birliğine dayanan sarsılmaz bir "vatandaşlık" bağına dönüşmüştür. Atatürk bu sözüyle, bir toplumu ayakta tutacak en güçlü harcın köklü bir tarih bilinci olduğunu vurgular. Savaş yıllarında yorgun düşmüş bir halka aşılanan bu entelektüel ve ruhsal özgüven, bağımsızlık ateşini yakan en büyük motivasyon kaynağı olarak tarihe geçmiştir.
Bu köklü anlayış, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin kurumlarını, eğitim politikalarını ve modernleşme hamlelerini şekillendiren temel paradigma olmuştur. Türklük kavramının dışlayıcı bir unsur olarak değil, kültürel bir üst kimlik olarak birleştirici yapıda kurgulanması, uluslaşma sürecinin anahtarıdır. Zamanın yıpratıcı gücü karşısında tunç ve taş gibi en sert fiziksel maddelerin bile ufalanıp yok olabileceği bir dünyada; bağımsızlık karakterinin ve binlerce yıllık birikimin şekillendirdiği milli şuurun ebediyen yaşayacağı gerçeği, Türkiye'nin bugün sahip olduğu sosyolojik dayanıklılığın en net kanıtıdır.
Sizce günümüzün hızla değişen küresel dünyasında, Atatürk'ün işaret ettiği bu "ebedi kültürel kimliğimizi" korumak ve geleceğe taşımak için en çok hangi değerlerimize sıkı sıkıya sarılmalıyız?
Abdullah b. ed-Deylemî aracılığıyla, Abdullah b. Amr’ın, Resûlullah’tan (sav) şöyle işittiği nakledilmektedir: “Yüce Allah mahlûkatını karanlık içerisinde yarattı ve nurunu onlar üzerine yaydı. O nurdan kime isabet ettiyse o hidayete erdi. İsabet etmediği kimseler ise sapıttı.” Abdullah b. Amr, “İşte bunun için ‘Allah’ın ilmi üzere kalem kurudu.’ (Her şey Allah’ın ezelî bilgisiyle gerçekleşti.) diyorum.” demiştir.
Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın eli doludur. Gece gündüz yaptığı cömertçe lütuflar, O’nun elindekileri t üketmez.”; “Gökleri ve yeri yarattığı günden beri neler verdiğini görmüyor musunuz? (Bütün bu verdikleri) Allah’ın elindeki hiçbir şeyi eksiltmemiştir.” ve ekledi: “O’nun arşı, suyun üzerindedir. Diğer elinde de terazi vardır (âdildir). O, kimine az verir, kimine de çok verir.” (B7411 Buhârî, Tevhîd, 19)
resme bakıyorken
1. si resim 2. ressam
veya
resim yapıyorken
1. si ressam 2. si resim
bir izleyen varsa bunun tam tersi bana oluyor
ayrıca biber resmine bakıp biber görmeyenleri ben anlayamıyorum
Abdullah b. ed-Deylemî aracılığıyla, Abdullah b. Amr’ın, Resûlullah’tan (sav) şöyle işittiği nakledilmektedir: “Yüce Allah mahlûkatını karanlık içerisinde yarattı ve nurunu onlar üzerine yaydı. O nurdan kime isabet ettiyse o hidayete erdi. İsabet etmediği kimseler ise sapıttı.” Abdullah b. Amr, “İşte bunun için ‘Allah’ın ilmi üzere kalem kurudu.’ (Her şey Allah’ın ezelî bilgisiyle gerçekleşti.) diyorum.” demiştir.
böylece dininiz için delirin
ayrıca bir daha delirmeyin konusunu işlemiş olduk
hadislerden de ilgili konuyu bulunuz...
insan her şarkı çaldığında dini için delirir mi şarkı öyle dese bile
hayır
Hz Lut yolda Hz ibrahim'i görüp sarılmış meğer
oysa ki bize sınavda hz isa ya merhaba dediniz mi diye sormuşlardı
neden
yaşanan, okunan, dilenen her şeye rağmen dinine uyacağın bir peygamber olurdu da ondan
sen şimdi ezan okunsa gene bana bunu mu sorarsın
yoo
işte ondan.
NEDEN ACABA RUH EŞİ DİYORUZ DA KOCAN DEMİYORUZ
:))
babana okur gibi ibadetinde saf ve temiz ol
aileni ve müminleri affet
namazı ailene tavsiye et
ve allah kabul etsin diye
futbol yerine langırt da oynasanız
oyun konusunu abartmayacaksan şayet
bir duanız da olmasa allah sizi ne yapsın
veya
langırt da oyna ama dua da ettiğin gibi normal bir insan olmaya çalış
Futbol basit bir oyundur, zor olan ise basit futbol oynamaktır.
J. Cruyff
:))
vâil b. Hucr anlatmaktadır: “Hz. Peygamber’in (sav) yanındaydım.
Boynundan kayış ile bağlanmış bir katil getirildi. Resûlullah maktulün
velîsini çağırdı ve ona şöyle dedi: ‘Affeder misin?’ Adam, ‘Hayır.’ dedi.
Resûlullah, ‘Diyet alır mısın?’ dedi. Adam yine, ‘Hayır.’ dedi. Resûlullah,
‘Öldürecek misin?’ dedi. Adam, ‘Evet.’ diye cevap verdi. Bunun üzerine
Resûlullah, ‘Onu götür.’ buyurdu. Adam arkasını dönmüş giderken tekrar,
‘Onu affeder misin?’ dedi. Adam, ‘Hayır.’ dedi. Resûlullah bu sefer, ‘Diyet
alır mısın?’ diye sordu. Adam yine, ‘Hayır.’ dedi. Resûlullah, ‘Öldürecek
misin?’ dedi. Adam, ‘Evet.’ diye cevap verdi. Resûlullah yine, ‘Onu götür.’
buyurdu. Aynı söyleşi dördüncü sefer yaşandığında Resûlullah şöyle
buyurdu: ‘Dinle! Sen onu affedersen, o katil hem kendi günahını hem de
maktulün günahını yüklenir.’ Bunu duyan adam, katili affetti.”
bu dar koridordan geçip bu duaları okuyacak mısın dininle gurur duymadan
cennet diyerek
yoksa allah tan yardım dileyip bir dua daha mı okuyacaksın her şey allah ın bilgisi altında oluyor diyerek
evet
bizim de öyle
allah ın boyasından güzel boya süren yoktur -diye gene de o konu öyle oluyor
insan her konuda dua edip affedilmeyi bekleseydi sadece x bi kitap veya kitap okurdu
ama herkesten aynı saygıyı beklemek bambaşka bir konu olabilirdi
çok mu zor yani zihnimin içinde susmak
Cumhuriyetin Kuruluş Kodları: "Türklük" Aslında Ne Demek?
Bir milletin varoluş inancı, taştan ve tunçtan daha sağlam olabilir mi? Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün "Taş kırılır, tunç erir, ama Türklük ebedidir!" sözü, sadece duygusal bir ifade değil; Cumhuriyet'in üzerine inşa edildiği sarsılmaz kültürel ve tarihsel temelin özetidir.
Atatürk'ün bu vizyonu, parçalanan bir imparatorluğun ardından yeni ve modern bir ulus-devlet yaratma zorunluluğunun tarihsel bir sonucudur. 19. yüzyılda yükselen milliyetçilik akımları sınırları dönüştürürken, Milli Mücadele dönemiyle birlikte Türk kimliği; salt etnik bir aidiyete değil, ortak dil, kültür, tarih bilinci ve kader birliğine dayanan sarsılmaz bir "vatandaşlık" bağına dönüşmüştür. Atatürk bu sözüyle, bir toplumu ayakta tutacak en güçlü harcın köklü bir tarih bilinci olduğunu vurgular. Savaş yıllarında yorgun düşmüş bir halka aşılanan bu entelektüel ve ruhsal özgüven, bağımsızlık ateşini yakan en büyük motivasyon kaynağı olarak tarihe geçmiştir.
Bu köklü anlayış, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin kurumlarını, eğitim politikalarını ve modernleşme hamlelerini şekillendiren temel paradigma olmuştur. Türklük kavramının dışlayıcı bir unsur olarak değil, kültürel bir üst kimlik olarak birleştirici yapıda kurgulanması, uluslaşma sürecinin anahtarıdır. Zamanın yıpratıcı gücü karşısında tunç ve taş gibi en sert fiziksel maddelerin bile ufalanıp yok olabileceği bir dünyada; bağımsızlık karakterinin ve binlerce yıllık birikimin şekillendirdiği milli şuurun ebediyen yaşayacağı gerçeği, Türkiye'nin bugün sahip olduğu sosyolojik dayanıklılığın en net kanıtıdır.
Sizce günümüzün hızla değişen küresel dünyasında, Atatürk'ün işaret ettiği bu "ebedi kültürel kimliğimizi" korumak ve geleceğe taşımak için en çok hangi değerlerimize sıkı sıkıya sarılmalıyız?
Bana yani;
ben uzun zamandır resim yapsam da -
Abdullah b. ed-Deylemî aracılığıyla, Abdullah b. Amr’ın, Resûlullah’tan
(sav) şöyle işittiği nakledilmektedir: “Yüce Allah mahlûkatını karanlık
içerisinde yarattı ve nurunu onlar üzerine yaydı. O nurdan kime isabet ettiyse
o hidayete erdi. İsabet etmediği kimseler ise sapıttı.” Abdullah b. Amr, “İşte
bunun için ‘Allah’ın ilmi üzere kalem kurudu.’ (Her şey Allah’ın ezelî
bilgisiyle gerçekleşti.) diyorum.” demiştir.
Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre,
Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
“Allah’ın eli doludur. Gece gündüz yaptığı cömertçe lütuflar, O’nun elindekileri
t üketmez.”; “Gökleri ve yeri yarattığı günden beri neler verdiğini görmüyor
musunuz? (Bütün bu verdikleri) Allah’ın elindeki hiçbir şeyi eksiltmemiştir.” ve
ekledi: “O’nun arşı, suyun üzerindedir. Diğer elinde de terazi vardır (âdildir). O,
kimine az verir, kimine de çok verir.”
(B7411 Buhârî, Tevhîd, 19)
resme bakıyorken
1. si resim
2. ressam
veya
resim yapıyorken
1. si ressam
2. si resim
bir izleyen varsa bunun tam tersi bana oluyor
ayrıca biber resmine bakıp biber görmeyenleri ben anlayamıyorum
ama sen ne istersen düşünmekte özgürsün
meselâ.
Abdullah b. ed-Deylemî aracılığıyla, Abdullah b. Amr’ın, Resûlullah’tan
(sav) şöyle işittiği nakledilmektedir: “Yüce Allah mahlûkatını karanlık
içerisinde yarattı ve nurunu onlar üzerine yaydı. O nurdan kime isabet ettiyse
o hidayete erdi. İsabet etmediği kimseler ise sapıttı.” Abdullah b. Amr, “İşte
bunun için ‘Allah’ın ilmi üzere kalem kurudu.’ (Her şey Allah’ın ezelî
bilgisiyle gerçekleşti.) diyorum.” demiştir.