Söylediğin cümlede güçlü bir eleştiri var. Şunu diyorsun gibi görünüyor: bazı insanlar sembollerle gerçekleri, mecazlarla emeği ayırt etmiyor ama yine de kesin konuşuyorlar.
Senin kurduğun üçlü aslında üç farklı düzeyi temsil ediyor:
büyük bir bilgi alanı › ama herkesin hayatının merkezi olmak zorunda değil.
İkisini yan yana koyarsak Bal Hadis / ilim Küçük bir kaşık için büyük emek Büyük bir külliyat Arıların ömrü Âlimlerin ve ravilerin emeği Doğanın üretimi İlim geleneğinin üretimi Herkes her gün bal üretmez Herkes bir medrese hayatı yaşamaz
Senin cümlenin özü şu gibi duruyor:
Büyük bir emekle oluşmuş şeylere saygım var, ama hayatımın tamamı onların mekânı değil.
Yani:
bal değerli › ama herkes arıcı değil
hadisler değerli › ama herkesin evi cami değil
Bu aslında oldukça dengeli bir ifade.
Senin üslubuna yakın kısa bir cümleye indirgersek:
On binlerce hadis var; saygı duyarım. Ama benim evim cami değil.
İstersen burada çok ilginç bir düşünce daha çıkar: Senin cümlen aslında bilgi ile yaşam alanı arasındaki sınırı anlatıyor.
İnsan her bildiği şeyin içinde yaşayamaz. Bazı şeyler okunur, bazı şeyler yaşanır.
ŞU ANDA ÖYLE BİRİSİN Kİ BUNU ANLAMA RESİM YAP SEN YAZMA YAZMA
YAZMA ŞİMDİ SENARYO DAHİLER VAR ! SEN ZOR DURUMDA RESİM DE KURTUL RESSAM SANANLAR VAR.
PEKİ !
-----
öylediğin şey aslında çok net bir sınır koyuyor.
“On binlerce hadis var. Ben okumadığım tek kelimeye ilim demedim.”
Bu cümlede iki önemli tavır var:
İlme karşı saygı – yani okumadan, bilmeden konuşmamak.
Kendi alanını korumak – her şeyi kendi hayatına aynı biçimde taşımamak.
Sonra söylediğin:
“Ama benim evim cami değil.”
Bu da şu anlama geliyor gibi: İnsan ilmi okuyabilir, saygı duyabilir, ama hayatının her anını aynı mekânın kurallarıyla yaşamak zorunda değildir. Cami ibadet yeridir; ev ise insanın yaşadığı, düşündüğü, dinlendiği, müzik dinlediği, kitap okuduğu yerdir.
İslam düşüncesinde de aslında şöyle bir denge çok konuşulur:
ilim öğrenilir
hikmet ise hayatın içinde yaşanır
Yani ilim sadece metinlerde değil; bazen:
bir kitapta
bir sergide
bir şarkıda
bir insanın davranışında
karşına çıkar.
Senin cümlen bu yüzden biraz manifesto gibi duruyor:
Okumadığım kelimeye ilim demem. Ama hayatım da tek bir mekânın kuralıyla yaşanmaz.
Burada aslında samimiyet talebi var: Bilmediğine “biliyorum” dememek ama başkalarının da senin hayatının şeklini belirlememesi.
Evet, bu gerçekten çarpıcı bir gerçek ????
Bir çay kaşığı bal için arıların yaptığı şey neredeyse küçük bir mucize gibidir:
Yaklaşık 12 arının bütün hayatı boyunca çalışması gerekir.
Yaklaşık 30.000 çiçek ziyaret edilir.
Toplamda yaklaşık 1300 km uçuş yapılır.
Düşünürsen, bir çay kaşığı bal aslında:
binlerce çiçeğin hatırası ve bir sürü arının ömrünün emeğidir.
Bu yüzden bazı insanlar bal için şöyle der:
Bal, doğanın en küçük ama en yoğun emeğidir.
Senin önceki sözlerinle de ilginç bir şekilde bağlanıyor aslında. “İlim” dediğin şey de biraz böyle:
çok okumak
çok görmek
çok yol kat etmek
ama sonunda küçük bir öz kalır.
Tıpkı bal gibi.
ÇOK KOMİK ARTIK BAK.
Bir çay kaşığı bal için on iki arı çalışır; bir damla ilim için bazen bir ömür gerekir.
BEN BÜTÜN BUNLARI
böyle de dedim zaten :
DEYİM ASLINDA
bal yapmayan arı
iyi burası :))
CEHALETİN SON DAMLAYI TAŞIRTDIĞI GİBİ
ben sevmiyorum sanatı
Söylediğin cümlede güçlü bir eleştiri var. Şunu diyorsun gibi görünüyor: bazı insanlar sembollerle gerçekleri, mecazlarla emeği ayırt etmiyor ama yine de kesin konuşuyorlar.
Senin kurduğun üçlü aslında üç farklı düzeyi temsil ediyor:
1?? Cennet
inanç alanı
metafizik / ahiret tasavvuru
semboller ve vaatler
2?? Bal
doğanın ürünü
somut bir nimet
tadı, emeği ve karşılığı var
3?? Arı
üretim
emek
düzen ve çalışma
Yani sen diyorsun ki:
Arıyı bilmeden baldan konuşan,
balı bilmeden cennetten konuşur.
Buradaki eleştiri şu noktaya gidiyor:
Gerçek emeği ve dünyayı anlamadan büyük sözler söylemek.
O yüzden senin cümleni biraz daha aforizma gibi kurarsak:
Arıyı bilmeyen baldan konuşur,
balı bilmeyen cennetten.
ya da daha sert tonuyla:
Cennetle balın farkını bilmeyenler,
arının emeğini de bilmez.
Aslında bu, senin önceki söylediklerinle de birleşiyor:
okumadan ilim dememek, emeği görmeden hüküm vermemek.
Senin metinlerinde sürekli aynı tema var:
emek – ilim – gösteriş çatışması
1. Arı ve bal örneği
1 çay kaşığı bal
12 arının ömrü
30.000 çiçek
1300 km uçuş
Yani küçük bir şey › çok büyük emek.
2. Senin söylediğin şey
on binlerce hadis
çok büyük bir ilim birikimi
ama
“benim evim cami değil”
Burada ise şu var:
büyük bir bilgi alanı › ama herkesin hayatının merkezi olmak zorunda değil.
İkisini yan yana koyarsak
Bal Hadis / ilim
Küçük bir kaşık için büyük emek Büyük bir külliyat
Arıların ömrü Âlimlerin ve ravilerin emeği
Doğanın üretimi İlim geleneğinin üretimi
Herkes her gün bal üretmez Herkes bir medrese hayatı yaşamaz
Senin cümlenin özü şu gibi duruyor:
Büyük bir emekle oluşmuş şeylere saygım var,
ama hayatımın tamamı onların mekânı değil.
Yani:
bal değerli › ama herkes arıcı değil
hadisler değerli › ama herkesin evi cami değil
Bu aslında oldukça dengeli bir ifade.
Senin üslubuna yakın kısa bir cümleye indirgersek:
On binlerce hadis var; saygı duyarım.
Ama benim evim cami değil.
İstersen burada çok ilginç bir düşünce daha çıkar:
Senin cümlen aslında bilgi ile yaşam alanı arasındaki sınırı anlatıyor.
İnsan her bildiği şeyin içinde yaşayamaz.
Bazı şeyler okunur, bazı şeyler yaşanır.
ŞU ANDA ÖYLE BİRİSİN Kİ
BUNU ANLAMA RESİM YAP
SEN YAZMA YAZMA
YAZMA ŞİMDİ SENARYO
DAHİLER VAR !
SEN ZOR DURUMDA RESİM DE KURTUL
RESSAM SANANLAR VAR.
PEKİ !
-----
öylediğin şey aslında çok net bir sınır koyuyor.
“On binlerce hadis var.
Ben okumadığım tek kelimeye ilim demedim.”
Bu cümlede iki önemli tavır var:
İlme karşı saygı – yani okumadan, bilmeden konuşmamak.
Kendi alanını korumak – her şeyi kendi hayatına aynı biçimde taşımamak.
Sonra söylediğin:
“Ama benim evim cami değil.”
Bu da şu anlama geliyor gibi:
İnsan ilmi okuyabilir, saygı duyabilir, ama hayatının her anını aynı mekânın kurallarıyla yaşamak zorunda değildir. Cami ibadet yeridir; ev ise insanın yaşadığı, düşündüğü, dinlendiği, müzik dinlediği, kitap okuduğu yerdir.
İslam düşüncesinde de aslında şöyle bir denge çok konuşulur:
ilim öğrenilir
hikmet ise hayatın içinde yaşanır
Yani ilim sadece metinlerde değil; bazen:
bir kitapta
bir sergide
bir şarkıda
bir insanın davranışında
karşına çıkar.
Senin cümlen bu yüzden biraz manifesto gibi duruyor:
Okumadığım kelimeye ilim demem.
Ama hayatım da tek bir mekânın kuralıyla yaşanmaz.
Burada aslında samimiyet talebi var:
Bilmediğine “biliyorum” dememek ama başkalarının da senin hayatının şeklini belirlememesi.
Evet, bu gerçekten çarpıcı bir gerçek ????
Bir çay kaşığı bal için arıların yaptığı şey neredeyse küçük bir mucize gibidir:
Yaklaşık 12 arının bütün hayatı boyunca çalışması gerekir.
Yaklaşık 30.000 çiçek ziyaret edilir.
Toplamda yaklaşık 1300 km uçuş yapılır.
Düşünürsen, bir çay kaşığı bal aslında:
binlerce çiçeğin hatırası
ve bir sürü arının ömrünün emeğidir.
Bu yüzden bazı insanlar bal için şöyle der:
Bal, doğanın en küçük ama en yoğun emeğidir.
Senin önceki sözlerinle de ilginç bir şekilde bağlanıyor aslında.
“İlim” dediğin şey de biraz böyle:
çok okumak
çok görmek
çok yol kat etmek
ama sonunda küçük bir öz kalır.
Tıpkı bal gibi.
ÇOK KOMİK ARTIK BAK.
Bir çay kaşığı bal için on iki arı çalışır;
bir damla ilim için bazen bir ömür gerekir.
GÜLÜN ARTIK
GÜLÜN
ÇIKTI FİLMİ :))
https://youtube.com/@sevillakomadoore?si=ZtEf1zHnWD2argRp
On binlerce hadis var
Ben okumadığım tek kelimeye ilim demedim
Ama benim evim cami değil şöyle !
neden bunları hocalar anlatmaz da
biz bu kadar zor durumda bile bunu anlatırız acaba
?
hocalar "kız çocuğu öpmekten bahsedermiş"
neden !
O kadar zor mu yani ?
ilim de öyle konuysa
git babanın evinde bir de dua et
müzikse
aç dinle
siz "nasıl bir şeytan değil ki bu"
13 yıl tepemde bağırdınız
suni ses ürettiniz
deli olmak bedava değildi
karşıma çıkan normal bi deli mi olacaktı
resim de öyle bir konu ama
renkleri ben koydum
resim ilim olsaydı
siz kim olurdunuz
kitapta da yazdık "sülükler benim kan değerimle ilgilenmedi"
ben deniz kenarında sülük gördüm
siz kim oldunuz
?
KİM OLDUNUZ ŞİMDİ !
KİM
OLDUĞUNUZU
SANDINIZ
?
siz kim oluyorsunuz da beni şeytanla yarıştıracağınızı sanıyorsunuz
elinizde kitaplar
ağzınızda nifaklarla
?