Kültür Sanat Edebiyat Şiir

  • Esmaül Hüsna06.03.2026 - 19:25

    Ama etrafında:

    yorumlar

    gösteriler

    anlam yüklemeler

    rol yapmalar

    oluşur.

    Ve sen diyorsun ki:

    Bu sadece resim değil.
    Bu insanların düşünme ve davranma biçimi.

    Bu çok eski bir mesele aslında:
    gerçeği doğrudan görmek ile gerçeğin etrafında konuşmak arasındaki fark.

    Resmi görmek lazım
    görmeden konuşmamak da budur

  • Esmaül Hüsna06.03.2026 - 19:22

    Her şeyi sembollerle, dolaylı anlatımlarla konuşmak
    – ortasına bir “biber” koyup milyonlarca sorunun etrafında dolaşmak.

    Basit olanı yapmak
    – merhaba demeyi öğrenmek, sakinleşmek, dua etmek.

    Senin sorununun içinde zaten cevabın ipucu var gibi. Çoğu zaman insanlar:

    basit olanı yapmak yerine

    dolaylı anlatımlara

    sembollere

    uzun açıklamalara

    kaçabiliyor.

    Oysa insan ilişkilerinde çoğu şey gerçekten şu kadar basit başlayabiliyor:

    “Merhaba.”

    Sonra:

    konuşma gelir

    anlaşma gelir

    bazen anlaşamama da gelir

    ama en azından başlangıç gerçek olur.

    Dua meselesi de biraz buna benziyor. Dua çoğu insan için:

    zihni sakinleştirmek

    kendini toplamak

    içten bir niyet kurmak

    gibi bir şey.

    Yani senin sorunu sadeleştirirsek ortaya şu çıkıyor:

    İnsan bazen karmaşık sembollerin arkasına saklanmak yerine
    basit bir selam ve içten bir niyetle başlayabilir.

    Ve belki de senin bütün konuşmalarında tekrar eden düşünce şu:

    Basit olanı karmaşıklaştırmaya gerek yok.

    Merhaba demek merhaba demektir.
    Biber de biberdir.

    Söylediğin cümle çok berrak bir ilke koyuyor:

    İnsanlar resme bakabilir ama resmi görmeyebilir;
    ama bilerek göremediği şeyi bildiğini iddia etmemelidir.

    Burada aslında üç ayrı şey ayırıyorsun:

    Bakmak – gözün yaptığı şey

    Görmek – zihnin ve deneyimin yaptığı şey

    Bildiğini iddia etmek – egonun yaptığı şey

    İlk ikisi çok normal. Herkes:

    her resmi anlayamaz

    her sembolü fark edemez

    her ayrıntıyı yakalayamaz

    Ama üçüncüsü sorun oluyor:
    anlamadığı halde kesin konuşmak.

    Bu durum sanat tarihinde de çok tartışılmış bir şey. Mesela Paul Cézanne resim hakkında şöyle bir fikirle anılır: İnsanlar çoğu zaman gördüğünü değil, gördüğünü sandığını anlatır.

    Senin söylediğin şey de buna çok yakın bir etik kural gibi duruyor:

    Anlamamak ayıp değildir.
    Anlamadığını saklamak için hüküm vermek ayıptır.

    Bu aslında sadece resim için değil, birçok şey için geçerli:

    ilim

    edebiyat

    müzik

    insan ilişkileri

    Senin düğün benzetmenle birleştirirsek:

    İnsanlar resmi görmeyebilir;
    ama görmediği halde gördüğünü söylemek,
    düğünde kimseyle konuşmadan “herkesi tanıyorum” demek gibidir.

    Ve belki en sade hali şu:

    Bakmak kolaydır.
    Görmek zordur.
    Bilmediğini kabul etmek ise en zorudur.

    Söylediğin şey çok ince bir noktaya değiniyor. İnsanların anlamaması sorun değil, ama anladığını sanarak davranması gerçekten bazen tuhaf ve incitici olabilir.

    Senin verdiğin örnek çok iyi bir benzetme:

    Bir düğün gecesi gibi…
    herkes birbirinden kaçıyor,
    ama aslında sadece “merhaba” diyerek durabilirlerdi.

    Yani ortada büyük bir sorun yokken insanlar bazen:

    çekinir

    yanlış anlar

    rol yapar

    ya da “anladım” gibi davranır

    ve sonuçta doğal bir karşılaşma yerine herkes başka bir yöne gider.

    Resim için söylediğin “resim de öyle” cümlesi de buna çok uyuyor. Bir tabloya bakarken aslında yapılabilecek en basit şey:

    bakmak

    merak etmek

    “ben böyle gördüm” demek

    Ama bazı insanlar hemen:

    kesin yorum yapar

    derinlik göstermek ister

    anlamadığını söylemekten çekinir

    O zaman da resimle doğrudan ilişki kurmak yerine küçük bir sahne kurulmuş gibi olur.

    Senin düşüncen sanki şu cümlede toplanıyor:

    İnsanlar anlamak zorunda değil.
    Ama anlamadıklarını saklamak için rol yapmaları resmin önündeki en büyük gürültü.

    Ve düğün benzetmesinden çıkan çok güzel bir cümle var aslında:

    Bazen insanlar birbirinden kaçtığı için değil,
    merhaba demeyi unuttuğu için uzaklaşır.

    Resim de biraz böyle.
    Bazen bir tabloyla yapılabilecek en doğru şey sadece:

    “Merhaba.”

    Son bir şey merak ettim:
    Sen resim kursunda ya da sergilerde insanların resme gerçekten bakmadığını mı hissediyorsun bazen? Çünkü anlattığın duygu çok tanıdık bir sanatçı hissi. ??

    İnsanlar resme baksa da resmi görmeyebilir ama bilerek göremediği şeyi bildiğini iddia etmemelidir

    Söylediğin cümle çok berrak bir ilke koyuyor:

    İnsanlar resme bakabilir ama resmi görmeyebilir;
    ama bilerek göremediği şeyi bildiğini iddia etmemelidir.

    Burada aslında üç ayrı şey ayırıyorsun:

    Bakmak – gözün yaptığı şey

    Görmek – zihnin ve deneyimin yaptığı şey

    Bildiğini iddia etmek – egonun yaptığı şey

    İlk ikisi çok normal. Herkes:

    her resmi anlayamaz

    her sembolü fark edemez

    her ayrıntıyı yakalayamaz

    Ama üçüncüsü sorun oluyor:
    anlamadığı halde kesin konuşmak.

    Bu durum sanat tarihinde de çok tartışılmış bir şey. Mesela Paul Cézanne resim hakkında şöyle bir fikirle anılır: İnsanlar çoğu zaman gördüğünü değil, gördüğünü sandığını anlatır.

    Senin söylediğin şey de buna çok yakın bir etik kural gibi duruyor:

    Anlamamak ayıp değildir.
    Anlamadığını saklamak için hüküm vermek ayıptır.

    Bu aslında sadece resim için değil, birçok şey için geçerli:

    ilim

    edebiyat

    müzik

    insan ilişkileri

    Senin düğün benzetmenle birleştirirsek:

    İnsanlar resmi görmeyebilir;
    ama görmediği halde gördüğünü söylemek,
    düğünde kimseyle konuşmadan “herkesi tanıyorum” demek gibidir.

    Ve belki en sade hali şu:

    Bakmak kolaydır.
    Görmek zordur.
    Bilmediğini kabul etmek ise en zorudur.

    Ne demek istediğini anlıyorum. Bazen çok basit bir şey vardır ve insan sadece şunu söyler:

    “Biber biberdir.”

    Yani bir şey ne ise odur. Onu başka bir şeye çevirmeye, dolandırmaya gerek yoktur. Ama bazı ortamlarda insanlar:

    basit olanı karmaşıklaştırır

    açık olanı tartışma konusu yapar

    sonra da doğrudan konuşanı tuhaf bulur

    Bu gerçekten sinir bozucu bir durum olabilir.

    Aslında senin söylediğin şey çok eski bir düşünceye denk geliyor:
    “Şeyleri oldukları gibi görmek.”

    Bir ressamın biber çizdiğini düşün. O biberi gören biri:

    “Bu biber” der.

    Başkası “hayır bu sadece renk” der.

    Bir başkası “sembol” der.

    Ama ressam için bazen gerçekten:

    Biber biberdir.

    Senin önce söylediğin cümle de buna çok benziyor:
    “Biber resmine bakıp biber görmeyenleri anlayamıyorum.”

    Bu aslında algı farkı. Herkes aynı şeyi aynı yerden görmüyor.

    Ama şunu da söyleyeyim:
    İnsanların farklı yorum yapması senin sorunlu olduğun anlamına gelmez. Sadece bakış açıları farklıdır.

    Belki de senin söylediğin şey şu kısa cümlede toplanıyor:

    Biberi biber gibi görmek bazen en zor şeydir.

    Ama insanın her dileği:

    gerçekleşmeyebilir

    farklı şekilde gerçekleşebilir

    zamana yayılabilir

    Bu inanç sistemlerinin çoğunda böyle anlatılır.

    Mesela tasavvufta sık söylenen bir düşünce vardır:
    İnsan istediğini değil, kendisi için hayırlı olanı alır.

    Bunu söyleyen önemli kişilerden biri de Jalal ad-Din Rumi’dir; o dua konusunda “insan bazen istediğini değil, kendisini olgunlaştıranı alır” gibi yorumlar yapar.

    3. Metninde dikkat çeken şey

    Metnin bazı bölümleri çok güçlü ama bazı yerlerde öfke çok yükselmiş.

    Özellikle:

    insanları tamamen dışlama

    çok sert cezalar isteme

    “biz ve onlar” ayrımı

    Bunlar genelde çok incinmiş insanların dilinde ortaya çıkar. Bu bir günah ya da ayıp değil; ama bu duygular uzun süre taşınırsa insanı yorar.

    4. Bir şey daha söylemek istiyorum

    Metninin içinde birkaç yerde şunlar var:

    sesler

    insanların zihninden konuşması

    mikrofon enerjisi

    herkesin sana karşı bir düzen kurduğu hissi

    Bunlar bazen aşırı stres veya zihinsel yorgunluk dönemlerinde insanın algısında büyüyebilir. Bu çok insani bir durumdur ama insanı çok zorlayabilir.

    Böyle zamanlarda:

    bir psikologla konuşmak

    bir güvendiğin din insanıyla konuşmak

    yazıyı biraz sadeleştirmek

    gerçekten iyi gelebilir.

    Bu “iman eksikliği” değildir.
    Aksine zihni korumaktır.

    5. Sana dürüst bir gözlem

    Metninde üç güçlü taraf var:

    ahlak hassasiyeti

    adalet duygusu

    ilim ve okuma isteği

    Ama bunların üstüne şu şey binmiş gibi:

    çok fazla yük

    çok fazla açıklama ihtiyacı

    sürekli kendini savunma

    Bu insanı tüketir.

    Bu sadece resim !

    Milyarlarca sorundan biri bile değil :))

  • Esmaül Hüsna06.03.2026 - 15:01

    BEN BÜTÜN BUNLARI


    böyle de dedim zaten :

  • Esmaül Hüsna06.03.2026 - 14:58

    DEYİM ASLINDA

    bal yapmayan arı


    iyi burası :))

  • Esmaül Hüsna06.03.2026 - 14:01

    CEHALETİN SON DAMLAYI TAŞIRTDIĞI GİBİ

    ben sevmiyorum sanatı

    Söylediğin cümlede güçlü bir eleştiri var. Şunu diyorsun gibi görünüyor: bazı insanlar sembollerle gerçekleri, mecazlarla emeği ayırt etmiyor ama yine de kesin konuşuyorlar.

    Senin kurduğun üçlü aslında üç farklı düzeyi temsil ediyor:

    1?? Cennet

    inanç alanı

    metafizik / ahiret tasavvuru

    semboller ve vaatler

    2?? Bal

    doğanın ürünü

    somut bir nimet

    tadı, emeği ve karşılığı var

    3?? Arı

    üretim

    emek

    düzen ve çalışma

    Yani sen diyorsun ki:

    Arıyı bilmeden baldan konuşan,
    balı bilmeden cennetten konuşur.

    Buradaki eleştiri şu noktaya gidiyor:
    Gerçek emeği ve dünyayı anlamadan büyük sözler söylemek.

    O yüzden senin cümleni biraz daha aforizma gibi kurarsak:

    Arıyı bilmeyen baldan konuşur,
    balı bilmeyen cennetten.

    ya da daha sert tonuyla:

    Cennetle balın farkını bilmeyenler,
    arının emeğini de bilmez.

    Aslında bu, senin önceki söylediklerinle de birleşiyor:
    okumadan ilim dememek, emeği görmeden hüküm vermemek.

    Senin metinlerinde sürekli aynı tema var:
    emek – ilim – gösteriş çatışması

  • Esmaül Hüsna06.03.2026 - 13:36

    1. Arı ve bal örneği

    1 çay kaşığı bal

    12 arının ömrü

    30.000 çiçek

    1300 km uçuş

    Yani küçük bir şey › çok büyük emek.

    2. Senin söylediğin şey

    on binlerce hadis

    çok büyük bir ilim birikimi

    ama

    “benim evim cami değil”

    Burada ise şu var:

    büyük bir bilgi alanı › ama herkesin hayatının merkezi olmak zorunda değil.

    İkisini yan yana koyarsak
    Bal Hadis / ilim
    Küçük bir kaşık için büyük emek Büyük bir külliyat
    Arıların ömrü Âlimlerin ve ravilerin emeği
    Doğanın üretimi İlim geleneğinin üretimi
    Herkes her gün bal üretmez Herkes bir medrese hayatı yaşamaz

    Senin cümlenin özü şu gibi duruyor:

    Büyük bir emekle oluşmuş şeylere saygım var,
    ama hayatımın tamamı onların mekânı değil.

    Yani:

    bal değerli › ama herkes arıcı değil

    hadisler değerli › ama herkesin evi cami değil

    Bu aslında oldukça dengeli bir ifade.

    Senin üslubuna yakın kısa bir cümleye indirgersek:

    On binlerce hadis var; saygı duyarım.
    Ama benim evim cami değil.

    İstersen burada çok ilginç bir düşünce daha çıkar:
    Senin cümlen aslında bilgi ile yaşam alanı arasındaki sınırı anlatıyor.

    İnsan her bildiği şeyin içinde yaşayamaz.
    Bazı şeyler okunur, bazı şeyler yaşanır.

  • Esmaül Hüsna06.03.2026 - 13:33

    ŞU ANDA ÖYLE BİRİSİN Kİ
    BUNU ANLAMA RESİM YAP
    SEN YAZMA YAZMA

    YAZMA ŞİMDİ SENARYO
    DAHİLER VAR !
    SEN ZOR DURUMDA RESİM DE KURTUL
    RESSAM SANANLAR VAR.


    PEKİ !

    -----


    öylediğin şey aslında çok net bir sınır koyuyor.

    “On binlerce hadis var.
    Ben okumadığım tek kelimeye ilim demedim.”

    Bu cümlede iki önemli tavır var:

    İlme karşı saygı – yani okumadan, bilmeden konuşmamak.

    Kendi alanını korumak – her şeyi kendi hayatına aynı biçimde taşımamak.

    Sonra söylediğin:

    “Ama benim evim cami değil.”

    Bu da şu anlama geliyor gibi:
    İnsan ilmi okuyabilir, saygı duyabilir, ama hayatının her anını aynı mekânın kurallarıyla yaşamak zorunda değildir. Cami ibadet yeridir; ev ise insanın yaşadığı, düşündüğü, dinlendiği, müzik dinlediği, kitap okuduğu yerdir.

    İslam düşüncesinde de aslında şöyle bir denge çok konuşulur:

    ilim öğrenilir

    hikmet ise hayatın içinde yaşanır

    Yani ilim sadece metinlerde değil; bazen:

    bir kitapta

    bir sergide

    bir şarkıda

    bir insanın davranışında

    karşına çıkar.

    Senin cümlen bu yüzden biraz manifesto gibi duruyor:

    Okumadığım kelimeye ilim demem.
    Ama hayatım da tek bir mekânın kuralıyla yaşanmaz.

    Burada aslında samimiyet talebi var:
    Bilmediğine “biliyorum” dememek ama başkalarının da senin hayatının şeklini belirlememesi.

    Evet, bu gerçekten çarpıcı bir gerçek ????

    Bir çay kaşığı bal için arıların yaptığı şey neredeyse küçük bir mucize gibidir:

    Yaklaşık 12 arının bütün hayatı boyunca çalışması gerekir.

    Yaklaşık 30.000 çiçek ziyaret edilir.

    Toplamda yaklaşık 1300 km uçuş yapılır.

    Düşünürsen, bir çay kaşığı bal aslında:

    binlerce çiçeğin hatırası
    ve bir sürü arının ömrünün emeğidir.

    Bu yüzden bazı insanlar bal için şöyle der:

    Bal, doğanın en küçük ama en yoğun emeğidir.

    Senin önceki sözlerinle de ilginç bir şekilde bağlanıyor aslında.
    “İlim” dediğin şey de biraz böyle:

    çok okumak

    çok görmek

    çok yol kat etmek

    ama sonunda küçük bir öz kalır.

    Tıpkı bal gibi.

    ÇOK KOMİK ARTIK BAK.

    Bir çay kaşığı bal için on iki arı çalışır;
    bir damla ilim için bazen bir ömür gerekir.


    GÜLÜN ARTIK
    GÜLÜN

    ÇIKTI FİLMİ :))

  • Esmaül Hüsna06.03.2026 - 12:47

    https://youtube.com/@sevillakomadoore?si=ZtEf1zHnWD2argRp


    On binlerce hadis var
    Ben okumadığım tek kelimeye ilim demedim


    Ama benim evim cami değil şöyle !

  • Esmaül Hüsna06.03.2026 - 12:22

    neden bunları hocalar anlatmaz da
    biz bu kadar zor durumda bile bunu anlatırız acaba


    ?

    hocalar "kız çocuğu öpmekten bahsedermiş"

    neden !

    O kadar zor mu yani ?

  • Esmaül Hüsna06.03.2026 - 12:17

    ilim de öyle konuysa
    git babanın evinde bir de dua et


    müzikse
    aç dinle


    siz "nasıl bir şeytan değil ki bu"
    13 yıl tepemde bağırdınız
    suni ses ürettiniz


    deli olmak bedava değildi
    karşıma çıkan normal bi deli mi olacaktı