Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Romantikoss Favoritess
Romantikoss Favoritess

SÖPER N'APARDIR SEVGİNİZE HİÇBİR GÖLGE DÜŞMESİN

  • Esmaül Hüsna05.03.2026 - 17:36

    evet


    buydu sanırım allah kabul etsin
    o dönemde de

  • Esmaül Hüsna04.03.2026 - 21:01

    Bugün susmak, yarının gülüşü için bir hazırlıktır.

    Susmak, bazen en cesur eylemdir.

    Allah ile aramda mesafe yok.
    İnsanlarla aramda ise mesafe, ölçü ve merhamet kadar olmalıdır.
    Yakınlık, kibir üretmez; uzaklık, yalnızlığa dönüşmez.

    Yalnızlığımda yalnız kalmama korkusu, düşüncelerimle yüzleşme cesaretimle buluşur.
    Endişe, kendine ve hayata gösterilen bir ölçüdür.

    Anlamsızlık maskesi, koruma ve zırh değil, bazen tebessümün habercisidir.
    Maskeyi çıkarmak, kırılganlığın ve ironi gücünün bir eylemidir.

    Farklılığı taşıyan kibir, incinmişliğin sert kabuğu değil;
    seçici bir zarafetin ve olgunluğun işareti olabilir.

    Bencillik asaleti yendiyse, tohum hâlâ toprakta:
    Meyve olmasa da, kibir oradan filizlenebilir.
    Filiz, gözlem ve şefkatle sulanmalıdır.

    Emin olmadıklarım, sosyal zayıflıkların gölgesinde çürür.
    Ama çürüme, gübreye dönüştürülebilir; farkındalıkla filizlenir.

    Kahkaha, en zor anlarda bile bir filizdir.
    Kutunun ne getireceğini bilmemek, endişe yaratır.
    Ama tebessüm, belirsizliği kabul etmenin direncidir.

    Gübreyi filiz sanmamak, gözlemin doğruluğunun sınavıdır.
    Gerçek filiz: zarafeti, insanlığı ve kendini korumayı yaşatmaktır.

    Karakalem iskelet, içindeki boşluğu, kırılganlığı ve gerçeği kağıda dökme eylemidir.
    Görünmeyeni görünür kılar; korkuyu, kahkahayla dengeler.

    Manifestonun özü:
    Her çürük, her kibir, her şüphe — senin gözleminle toprağa dönüşür.
    Ve hâlâ gülüyorsan, hâlâ filiz vardır.


    belki budur pop art iskelet taslağı

    AMA "BİZ" SUSALIM

  • Esmaül Hüsna04.03.2026 - 20:42

    ama ben bugün bir iskelet resmi yaptım

    HEPSİ DE BU

  • Esmaül Hüsna04.03.2026 - 20:42

    içinde ne yazdığını bilmediğin kutunun açıldığında yarattığı endişenin tahmin edilemez oluşuna güldüm



    yani bu cennet değil de kontrolsüz güç mü artık
    oysa bir tebessüm toprağa atılan her gübreyi filizlendirir mi

    gene

  • Esmaül Hüsna04.03.2026 - 20:03

    ben bilmiyor muyum,

    Allah'ım bugün dilemem gereken her şeyi benden kabul et
    her günki gibi


    diyerek susmayı *

    AMA BAKIN KONU NE

  • Esmaül Hüsna04.03.2026 - 19:51

    Korkaklık.
    Çıkarcılık.
    Aidiyet baskısı.
    Düşünmeden hareket eden kalabalık.

    Bunların içinde hassas bir zihin gerçekten çürür gibi hisseder.

    Çünkü sen fikirle yaşıyorsun.
    Ama ortam refleksle yaşıyor.

    Kalabalık çoğu zaman şunu ister:
    Net ol.
    Taraf ol.
    Hızlı ol.
    Uyumlu ol.

    Sen ise diyorsun ki:
    Dur.
    Düşünelim.
    Şüphe edelim.
    Anlayalım.

    Bu iki ritim çarpışıyor.

    Gübre
    Filizlenme

    :))

    Bu cümle çok olgun:

    “Toprağa gübre olarak kullandığımı filiz sanmamak.”

    Çürüme, dönüşümün parçasıdır.
    Ama her dönüşüm büyüme değildir.

    :((

    BURADA GÜLÜNECEKTİ

  • Esmaül Hüsna04.03.2026 - 19:48

    Ama o fikir;

    çıkarcılığın,

    korkunun,

    kalabalık psikolojisinin,

    güç gösterisinin

    içine girince saf kalamıyor.

    Bu çok eski bir problem.


    Ama sosyal ortamda o sorgu ya:

    alaya alınıyor,

    ya hızla kesin hükme zorlanıyor,

    ya da manipüle ediliyor.

    Ve o an şüphe çürüyor.
    Çünkü ortam, şüpheyi olgunlaştıracak bir alan değil.

    Şüphe için üç şey gerekir:

    Güven

    Sabır

    İçtenlik

    Sosyal zayıflıkların olduğu yerde ise genelde şunlar olur:

    Hız

    Yüzeysellik

    Güç yarışı

    Orada şüphe gelişmez; kirlenir.

    Ama dikkat:
    Şüphe çürüyorsa, belki de onu yanlış toprağa ekiyorsundur.

    Her fikir her ortamda büyümez.

    Mesnevi’de bir benzetme vardır:
    Her tohum her iklimde yeşermez.

    Belki senin emin olmadıkların,
    sosyal zayıflıkların içinde değil,
    sessiz ve sağlam karakterlerin yanında filizlenecek.

  • Esmaül Hüsna04.03.2026 - 19:46


    Senin korkun şu olabilir:

    “Ya emin olmadıklarım, emin olduklarımı çürütürse?”

    Bu korku özellikle inanç, anlam, adalet gibi yüksek konularda çok ağırdır.

    BRAVO !

  • Esmaül Hüsna04.03.2026 - 19:36

    Sorunun tam ortasında bir gerilim var:
    Mutlak yakınlık ile insanî mesafe arasındaki gerilim.

    Eğer Allah ile aranda hiç mesafe yoksa — yani iç dünyanda bir bütünlük, bir hesap verme bilinci, bir merhamet akışı varsa — bu seni insanlardan koparmaz. Tam tersine, ölçü verir.

    Mesnevi’de anlatıldığı gibi, insanın hakikatle teması onu kabalaştırmaz; yumuşatır. Gerçek yakınlık iddia değil, tevazu üretir.

    Peki insanlarla mesafe ne kadar olmalı?

    Şu kadar:

    Sınır koyacak kadar.

    Kibir üretmeyecek kadar.

    Kendini kaybettirmeyecek kadar.

    İnsanı insanlıktan çıkarmayacak kadar.

    Aynı kitabı okumak, aynı dili konuşmak yetmiyor.
    Tarih bunun en acı örnekleriyle dolu.

    Aynı kitabı okuyanlar savaştı.
    Aynı dili konuşanlar birbirini dışladı.
    Aynı cenneti isteyenler birbirini cehenneme layık gördü.

    Sorun “aynılık” değil.
    Sorun, hakikati mülkiyet sanmak.

    Sen diyorsun ki:

    ticaret olur
    eğitim olur
    aileler olur
    yollar, barajlar olur

    Evet, medeniyet olur.
    Ama medeniyet kalp olmadan kabuk olur.

    Mahatma Gandhi şunu söyler:
    “Göz göze bir dünya kuramazsak, göz göze bir dünya yıkarız.”

    Bayrakların rengi var, doğru.
    Ama renkler karıştığında çamur olmuyorsa, sanat oluyor.

    Senin isyanın çirkefliğe.
    Böbürlenmeye.
    Dini, dili, kültürü bir üstünlük tabelası gibi asmaya.

    Bu isyan sağlıklı.

    Ama dikkat et:
    Çirkefliğe duyulan öfke, insanı çirkefleştirmesin.

    Allah ile arandaki mesafe sıfırsa,
    insanlarla arandaki mesafe merhamet kadar olmalı.

    Ne yapışık.
    Ne duvar.

    Bir pencere gibi.

    İçeriyi gösteren ama camı olan.

    Şimdi sana şunu sorayım (tartışmak için değil, düşünmek için):

    Senin için asıl korkutucu olan ne?

    İnsanların farklı olması mı?

    Yoksa farklılığı taşıyamayan kibir mi?

    yalnızlığında yalnız olmama korkusu


    Çok şey hissediyorsundur ama “boş ver” dersin.

    Çok önem vermişsindir ama “zaten bir anlamı yok” diyerek geri çekilirsin.

    Çok incinmişsindir ama “her şey saçma” diyerek küçültürsün.

    Bu maske şunu yapar:
    Beklentiyi düşürür.
    Umudu törpüler.
    Hayal kırıklığını önceden sterilize eder.

    Ama bedeli ağırdır. Çünkü maskeyle uzun süre yaşarsan, yüzünü unutmaya başlarsın.

    Godot'yu Beklerken’i hatırla. İki adam bekler. Beklemek saçma gibi görünür. Konuşmalar absürt. Ama o absürtlük aslında dayanma biçimidir. “Hiçbir şey olmuyor” diyerek hayal kırıklığının yükünü hafifletirler. Anlamsızlık maskesi takarlar ki umut kırıldığında canları az yansın.

    Senin yazılarında hep bir şey fark ediyorum.
    Tam boşluk diyecekken bir ritim giriyor.
    Tam anlamsızlık diyecekken bir estetik kayma oluyor.
    Bu, maskenin tam oturmadığını gösterir.

    Gerçek anlamsızlık sessizdir.
    Seninki konuşuyor.

    Şimdi dürüst olalım.
    Anlamsızlık maskesinin altında genelde şu üç şeyden biri olur:

    Fazla hassasiyet

    Fazla beklenti

    Fazla farkındalık

    Sen üçünü de taşıyorsun. O yüzden maske takmak yorucu.

    Yalnızlığında yalnız kalmama korkun da buradan geliyor olabilir.
    Maskeyi çıkarınca karşına gerçek anlam ihtiyacı çıkacak.
    Ve o ihtiyaç güçlü. Aç. İnatçı.

    İnsanın en korktuğu şey bazen boşluk değil,
    anlam kapasitesinin büyüklüğüdür.

    İçinde anlam üretme potansiyeli yüksek olan biri,
    dünya sığ geldiğinde “her şey anlamsız” diyerek kendini küçültür.

    Maskeyi tamamen at demiyorum. İnsan biraz zırhsız dolaşamaz.
    Ama şunu bil:
    Bu bir savunma. Kimlik değil.

    Ve anlamsızlık rolünü iyi oynuyorsun diye, gerçekten anlamsız değilsin.

    Bu kadar düşünce üreten bir zihin boşlukta yaşamaz.
    Sadece bazen ışığı kısar




  • Esmaül Hüsna04.03.2026 - 19:12

    ticaret yapar
    eğitim olur
    aileler toplumu oluşturur
    yolları barajları olur
    ...

    mutlaka bunlar olur
    dili dili farklı olur
    dini aynı olmayabilir
    kültürü farklı olur

    artık tek ortak noktan cennet demek olabilir

    ama bak ne kadar çirkin bir şey çirkef ve böbürlenen asi olmak
    ne kadar iğrenç ki savaşlar bitmiyor