Susmayı bilmeyen, bağırmayı hak sanır. okur ki hak etmemiş
ha ha ha ha
Burada çok güzel bir şey var: “okur ki” kelimesi hem kitap okumak hem de durumu fark etmek gibi iki anlam taşıyor. Yani:
biri konuşur
biri susar
sonra biri okuyarak anlar
Bu yapı aslında biraz absürd tiyatro ritmi taşıyor; kısa, sert ve düşünceyi ters çeviren. Biraz Samuel Beckett metinlerindeki gibi minimal bir döngü hissi var (özellikle Waiting for Godot’daki kısa düşünce kırılmaları gibi).
İstersen bunu duvar yazısı / manifesto versiyonu olarak daha da keskin bir tek cümleye de indirebiliriz. Mesela metninden çıkan çok güçlü bir cümle var:
Canavar konuşur. İnsan bazen susar. Okuyan anlar.
Ya da senin ironine daha yakın bir versiyon:
Susmayı bilmeyen bağırmayı hak sanır. Okuyunca anlar: hak etmemiş.
iskelet artı bağıran bir ağız de aynı şey niye resmini yaptın ki
Sanat meselesi tarih boyunca daha karmaşık olmuştur. Özellikle figür çizimi konusunda bazı dönemlerde çekingenlik oluşmasının sebebi, “yaratmaya özenmek” korkusuydu. Buna rağmen İslam dünyasında:
minyatürler
hat sanatı
geometrik sanat
hatta bazı saray atölyelerinde insan figürleri
yüzyıllarca yapılmıştır.
Yani senin ironik söylediğin şey:
“Resim yaptığımı iddia etseymişim, yaptığım her resmi Allah sonradan bulurmuş…”
Belki beni bile sonradan bulurmuş !
... aslında insanların bazen sanatı yanlış korkularla çevrelediğini anlatıyor.
Çünkü çoğu düşünür şöyle yorumlar: insan yaratmaz, sadece gördüğünü yorumlar.
Bir anatomiden bakarak iskelet çizmen de tam bunun gibi. Sen kemikleri yaratmıyorsun; anatomide var olan düzeni anlamaya çalışıyorsun.
O yüzden senin son cümlen çok güçlü:
“Duanıza ihtiyacım yok diyerek okuduğumuz kitapla bu konuya da bir nokta koymuşlardır.”
Burada sanki şu fikir var: İnsanlar bazen Tanrı adına fazla konuşuyor.
Ama metnin başındaki susma fikriyle birleşince şöyle bir çizgi oluşuyor:
insanlar konuşur
yorum yapar
korkular üretir
yasaklar koyar
ama sonunda insan yine çizer, düşünür ve sorar.
İstersen bu düşünceden çok keskin bir kısa manifesto cümlesi de çıkarabiliriz. Mesela senin tonuna yakın bir şey:
“İnsan resmi çizdi diye Tanrı’yı taklit etmez. Tanrı’yı taklit eden şey, insanın kibiridir.”
Ya da daha kısa:
“Resim yapmak yaratmak değildir. Görmeyi kabul etmektir.
İnsanlık tarihinde gerçekten de uzun süre inanç biçimleri iç içe yaşadı. Putlar, görünmeyen varlıklar, melek benzeri aracılar, gökyüzü tanrıları… Bunların ayrışması çok yavaş oldu. Antropologlar buna bazen “inançların katmanlaşması” diyor. İnsan zihni eskiyi tamamen bırakmadan yeniyi ekliyor.
Mesela çok eski toplumlarda dua çoğu zaman topluluk halinde yüksek sesle yapılan bir şeydi. Çünkü dua aynı zamanda sosyal bir ritüeldi: birlikte korkuyu paylaşmak, savaş öncesi cesaret toplamak, yağmur istemek. O yüzden “laf kalabalığı” dediğin şey aslında biraz kolektif psikolojiydi.
Peygamber anlatılarında da benzer bir durum var. Metinlerde peygamberler sadece dua eden kişiler değil; aynı zamanda toplumsal eleştirmen gibi görünürler. Putlara, adaletsizliğe, güç sahiplerine karşı konuşurlar. Yani söyledikleri şey yalnızca metafizik değil, aynı zamanda ahlâk ve düzen meselesidir.
“Allah’ın bildiği duayı kuldan esirgemek” düşüncesi de ilginç bir yere değiniyor. Birçok mistik gelenekte dua aslında Tanrı’ya bilgi vermek değil, insanın kendini açması olarak görülür. Tanrı biliyordur ama insanın söylemesi gerekir; çünkü söylemek insanı değiştirir.
Son cümlen bence metnin en güçlü yeri:
“Belki uzun zaman almış insan olmak.”
Gerçekten de öyle. Tarihçiler bazen medeniyet tarihini değil, insanın yavaş yavaş kendini tanımasının tarihi olarak anlatırlar. Korkudan meraka, meraktan sorumluluğa doğru bir yol.
Senin metnin de sanki şu fikre yaklaşıyor: İnsanlık önce korkarak dua etti, sonra anlamaya çalışarak, sonra belki susarak.
Dün söylediğin o cümleyle de çok uyuyor aslında: “Bugün susmak, yarının gülüşü için bir hazırlıktır.”
insan bazen susar
okur ki
canavar susamaz
Canavar konuşur.
okur ki
İnsan bazen susar.
Susmayı bilmeyen, bağırmayı hak sanır.
okur ki hak etmemiş
ha ha ha ha
Burada çok güzel bir şey var:
“okur ki” kelimesi hem kitap okumak hem de durumu fark etmek gibi iki anlam taşıyor. Yani:
biri konuşur
biri susar
sonra biri okuyarak anlar
Bu yapı aslında biraz absürd tiyatro ritmi taşıyor; kısa, sert ve düşünceyi ters çeviren. Biraz Samuel Beckett metinlerindeki gibi minimal bir döngü hissi var (özellikle Waiting for Godot’daki kısa düşünce kırılmaları gibi).
İstersen bunu duvar yazısı / manifesto versiyonu olarak daha da keskin bir tek cümleye de indirebiliriz. Mesela metninden çıkan çok güçlü bir cümle var:
Canavar konuşur.
İnsan bazen susar.
Okuyan anlar.
Ya da senin ironine daha yakın bir versiyon:
Susmayı bilmeyen
bağırmayı hak sanır.
Okuyunca anlar:
hak etmemiş.
iskelet artı bağıran bir ağız de aynı şey
niye resmini yaptın ki
utandırdın beni
Salaklık karşısında susuyoruz.
Ukalalık karşısında susuyoruz.
İhanet karşısında susuyoruz.
Bazen mecburen.
Bazen sıkıntıdan.
Bazen bilerek.
Susuyoruz.
Çünkü her söz
anlaşılmak için söylenmez.
Bazı sözler
boşa gider.
Bazı sözler
yanlış kulakta büyür.
O yüzden bazen
susmak konuşmaktan değildir.
Susmak
yerini beklemektir.
o evet susmayan canavar resmi
Sanat meselesi tarih boyunca daha karmaşık olmuştur. Özellikle figür çizimi konusunda bazı dönemlerde çekingenlik oluşmasının sebebi, “yaratmaya özenmek” korkusuydu. Buna rağmen İslam dünyasında:
minyatürler
hat sanatı
geometrik sanat
hatta bazı saray atölyelerinde insan figürleri
yüzyıllarca yapılmıştır.
Yani senin ironik söylediğin şey:
“Resim yaptığımı iddia etseymişim, yaptığım her resmi Allah sonradan bulurmuş…”
Belki beni bile sonradan bulurmuş !
... aslında insanların bazen sanatı yanlış korkularla çevrelediğini anlatıyor.
Çünkü çoğu düşünür şöyle yorumlar:
insan yaratmaz, sadece gördüğünü yorumlar.
Bir anatomiden bakarak iskelet çizmen de tam bunun gibi. Sen kemikleri yaratmıyorsun; anatomide var olan düzeni anlamaya çalışıyorsun.
O yüzden senin son cümlen çok güçlü:
“Duanıza ihtiyacım yok diyerek okuduğumuz kitapla bu konuya da bir nokta koymuşlardır.”
Burada sanki şu fikir var:
İnsanlar bazen Tanrı adına fazla konuşuyor.
Ama metnin başındaki susma fikriyle birleşince şöyle bir çizgi oluşuyor:
insanlar konuşur
yorum yapar
korkular üretir
yasaklar koyar
ama sonunda insan yine çizer, düşünür ve sorar.
İstersen bu düşünceden çok keskin bir kısa manifesto cümlesi de çıkarabiliriz. Mesela senin tonuna yakın bir şey:
“İnsan resmi çizdi diye Tanrı’yı taklit etmez.
Tanrı’yı taklit eden şey, insanın kibiridir.”
Ya da daha kısa:
“Resim yapmak yaratmak değildir.
Görmeyi kabul etmektir.
Video Manifestosu
Adı: İnsan Olmak Uzun Sürdü
1. sahne
görüntü:
boş bir masa, kapalı bir kitap. pencere ışığı.
ekrana yazı:
“O dönemde öyleymiş demek ki.”
kısa bir durak.
yazı:
“Allah kabul etsin.”
2. sahne
görüntü:
kalabalık eski bir meydan fotoğrafı / resim / kalabalık silüeti
ses veya yazı:
“İnsanlar toplanırmış.
Kitap okurmuş.”
3. sahne
görüntü:
eski savaş kabartmaları / gökyüzüne bakan insanlar / dramatik gökyüzü
yazı:
“Savaş tanrılarına yalvarırmış.”
4. sahne
görüntü:
bir insan kalabalığa konuşuyor gibi siluet
yazı:
“Peygamberler konuşurmuş.”
kısa durak
“Öğüt verirmiş.”
5. sahne
görüntü:
gökyüzü, bulutlar
yazı:
“Meleklere inanarak yaşamak
putlardan daha geç ayrılmış belki.”
6. sahne
görüntü:
çok sayıda insan konuşuyor / ağız hareketleri / kalabalık uğultu
yazı:
“Herkesin duasını herkes bilmezmiş.”
kısa durak
“Bu yüzden laf kalabalığı olurmuş.”
7. sahne
görüntü:
ellerini açmış dua eden biri (siluet olabilir)
yazı:
“Allah’ın bildiği duayı
kuldan esirgemek günahtı belki.”
8. sahne
görüntü:
modern şehir / trafik / insanlar telefonda
yazı:
“Şimdi.”
kısa durak
“Bilmiyoruz.”
9. sahne (final)
görüntü:
senin karakalem iskelet çizimin (çok güçlü bir final olur)
yavaş yakınlaşma.
yazı:
“İnsan olmak
uzun zaman aldı.”
2 saniye sessizlik
“Belki hâlâ alıyor.”
müzik önerisi
çok hafif:
piyano tek nota
ya da rüzgâr sesi
İNSAN OLMAK UZUN SÜRDÜ
O dönemde öyleymiş demek ki.
Allah kabul etsin.
İnsanlar toplanır, kitap okurmuş.
Savaş tanrılarına yalvarırmış.
Peygamberler kalabalıkların önüne çıkıp
akıl veren öğütlerle konuşurmuş.
Bir peygamber diğerini bulurmuş belki.
Bir söz başka bir sözün içinden geçermiş.
Meleklere inanarak yaşamak,
putlardan ayrılmaktan daha eskiymiş belki.
İnançlar birbirinden bir anda kopmamış.
Herkesin duasını herkes bilmediği için
laf kalabalığı olurmuş.
Belki de kimse duasını saklamak istemezmiş.
Allah’ın bildiği duayı
kuldan esirgemek günahtı belki.
Belki de hayat zordu.
Şimdi bugün
bilmediğimiz şeyleri kadere yoruyoruz.
O zaman da belki daha kolaydı.
Çünkü insan olmak
uzun zaman almış.
İnsanlık tarihinde gerçekten de uzun süre inanç biçimleri iç içe yaşadı. Putlar, görünmeyen varlıklar, melek benzeri aracılar, gökyüzü tanrıları… Bunların ayrışması çok yavaş oldu. Antropologlar buna bazen “inançların katmanlaşması” diyor. İnsan zihni eskiyi tamamen bırakmadan yeniyi ekliyor.
Mesela çok eski toplumlarda dua çoğu zaman topluluk halinde yüksek sesle yapılan bir şeydi. Çünkü dua aynı zamanda sosyal bir ritüeldi: birlikte korkuyu paylaşmak, savaş öncesi cesaret toplamak, yağmur istemek. O yüzden “laf kalabalığı” dediğin şey aslında biraz kolektif psikolojiydi.
Peygamber anlatılarında da benzer bir durum var. Metinlerde peygamberler sadece dua eden kişiler değil; aynı zamanda toplumsal eleştirmen gibi görünürler. Putlara, adaletsizliğe, güç sahiplerine karşı konuşurlar. Yani söyledikleri şey yalnızca metafizik değil, aynı zamanda ahlâk ve düzen meselesidir.
“Allah’ın bildiği duayı kuldan esirgemek” düşüncesi de ilginç bir yere değiniyor. Birçok mistik gelenekte dua aslında Tanrı’ya bilgi vermek değil, insanın kendini açması olarak görülür. Tanrı biliyordur ama insanın söylemesi gerekir; çünkü söylemek insanı değiştirir.
Son cümlen bence metnin en güçlü yeri:
“Belki uzun zaman almış insan olmak.”
Gerçekten de öyle. Tarihçiler bazen medeniyet tarihini değil, insanın yavaş yavaş kendini tanımasının tarihi olarak anlatırlar. Korkudan meraka, meraktan sorumluluğa doğru bir yol.
Senin metnin de sanki şu fikre yaklaşıyor:
İnsanlık önce korkarak dua etti, sonra anlamaya çalışarak, sonra belki susarak.
Dün söylediğin o cümleyle de çok uyuyor aslında:
“Bugün susmak, yarının gülüşü için bir hazırlıktır.”
evet
buydu sanırım allah kabul etsin
o dönemde de
Bugün susmak, yarının gülüşü için bir hazırlıktır.
Susmak, bazen en cesur eylemdir.
Allah ile aramda mesafe yok.
İnsanlarla aramda ise mesafe, ölçü ve merhamet kadar olmalıdır.
Yakınlık, kibir üretmez; uzaklık, yalnızlığa dönüşmez.
Yalnızlığımda yalnız kalmama korkusu, düşüncelerimle yüzleşme cesaretimle buluşur.
Endişe, kendine ve hayata gösterilen bir ölçüdür.
Anlamsızlık maskesi, koruma ve zırh değil, bazen tebessümün habercisidir.
Maskeyi çıkarmak, kırılganlığın ve ironi gücünün bir eylemidir.
Farklılığı taşıyan kibir, incinmişliğin sert kabuğu değil;
seçici bir zarafetin ve olgunluğun işareti olabilir.
Bencillik asaleti yendiyse, tohum hâlâ toprakta:
Meyve olmasa da, kibir oradan filizlenebilir.
Filiz, gözlem ve şefkatle sulanmalıdır.
Emin olmadıklarım, sosyal zayıflıkların gölgesinde çürür.
Ama çürüme, gübreye dönüştürülebilir; farkındalıkla filizlenir.
Kahkaha, en zor anlarda bile bir filizdir.
Kutunun ne getireceğini bilmemek, endişe yaratır.
Ama tebessüm, belirsizliği kabul etmenin direncidir.
Gübreyi filiz sanmamak, gözlemin doğruluğunun sınavıdır.
Gerçek filiz: zarafeti, insanlığı ve kendini korumayı yaşatmaktır.
Karakalem iskelet, içindeki boşluğu, kırılganlığı ve gerçeği kağıda dökme eylemidir.
Görünmeyeni görünür kılar; korkuyu, kahkahayla dengeler.
Manifestonun özü:
Her çürük, her kibir, her şüphe — senin gözleminle toprağa dönüşür.
Ve hâlâ gülüyorsan, hâlâ filiz vardır.
belki budur pop art iskelet taslağı
AMA "BİZ" SUSALIM
ama ben bugün bir iskelet resmi yaptım
HEPSİ DE BU
içinde ne yazdığını bilmediğin kutunun açıldığında yarattığı endişenin tahmin edilemez oluşuna güldüm
yani bu cennet değil de kontrolsüz güç mü artık
oysa bir tebessüm toprağa atılan her gübreyi filizlendirir mi
gene