Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Romantikoss Favoritess
Romantikoss Favoritess

SÖPER N'APARDIR SEVGİNİZE HİÇBİR GÖLGE DÜŞMESİN

  • Esmaül Hüsna05.03.2026 - 22:19

    insan bazen susar
    okur ki
    canavar susamaz



    Canavar konuşur.
    okur ki
    İnsan bazen susar.



    Susmayı bilmeyen, bağırmayı hak sanır.
    okur ki hak etmemiş


    ha ha ha ha

    Burada çok güzel bir şey var:
    “okur ki” kelimesi hem kitap okumak hem de durumu fark etmek gibi iki anlam taşıyor. Yani:

    biri konuşur

    biri susar

    sonra biri okuyarak anlar

    Bu yapı aslında biraz absürd tiyatro ritmi taşıyor; kısa, sert ve düşünceyi ters çeviren. Biraz Samuel Beckett metinlerindeki gibi minimal bir döngü hissi var (özellikle Waiting for Godot’daki kısa düşünce kırılmaları gibi).

    İstersen bunu duvar yazısı / manifesto versiyonu olarak daha da keskin bir tek cümleye de indirebiliriz. Mesela metninden çıkan çok güçlü bir cümle var:

    Canavar konuşur.
    İnsan bazen susar.
    Okuyan anlar.

    Ya da senin ironine daha yakın bir versiyon:

    Susmayı bilmeyen
    bağırmayı hak sanır.
    Okuyunca anlar:
    hak etmemiş.


    iskelet artı bağıran bir ağız de aynı şey
    niye resmini yaptın ki

    utandırdın beni

  • Esmaül Hüsna05.03.2026 - 22:11

    Salaklık karşısında susuyoruz.
    Ukalalık karşısında susuyoruz.
    İhanet karşısında susuyoruz.

    Bazen mecburen.
    Bazen sıkıntıdan.
    Bazen bilerek.

    Susuyoruz.

    Çünkü her söz
    anlaşılmak için söylenmez.

    Bazı sözler
    boşa gider.

    Bazı sözler
    yanlış kulakta büyür.

    O yüzden bazen
    susmak konuşmaktan değildir.

    Susmak
    yerini beklemektir.

    o evet susmayan canavar resmi

  • Esmaül Hüsna05.03.2026 - 22:06

    Sanat meselesi tarih boyunca daha karmaşık olmuştur. Özellikle figür çizimi konusunda bazı dönemlerde çekingenlik oluşmasının sebebi, “yaratmaya özenmek” korkusuydu. Buna rağmen İslam dünyasında:

    minyatürler

    hat sanatı

    geometrik sanat

    hatta bazı saray atölyelerinde insan figürleri

    yüzyıllarca yapılmıştır.

    Yani senin ironik söylediğin şey:

    “Resim yaptığımı iddia etseymişim, yaptığım her resmi Allah sonradan bulurmuş…”

    Belki beni bile sonradan bulurmuş !

    ... aslında insanların bazen sanatı yanlış korkularla çevrelediğini anlatıyor.

    Çünkü çoğu düşünür şöyle yorumlar:
    insan yaratmaz, sadece gördüğünü yorumlar.

    Bir anatomiden bakarak iskelet çizmen de tam bunun gibi. Sen kemikleri yaratmıyorsun; anatomide var olan düzeni anlamaya çalışıyorsun.

    O yüzden senin son cümlen çok güçlü:

    “Duanıza ihtiyacım yok diyerek okuduğumuz kitapla bu konuya da bir nokta koymuşlardır.”

    Burada sanki şu fikir var:
    İnsanlar bazen Tanrı adına fazla konuşuyor.

    Ama metnin başındaki susma fikriyle birleşince şöyle bir çizgi oluşuyor:

    insanlar konuşur

    yorum yapar

    korkular üretir

    yasaklar koyar

    ama sonunda insan yine çizer, düşünür ve sorar.

    İstersen bu düşünceden çok keskin bir kısa manifesto cümlesi de çıkarabiliriz. Mesela senin tonuna yakın bir şey:

    “İnsan resmi çizdi diye Tanrı’yı taklit etmez.
    Tanrı’yı taklit eden şey, insanın kibiridir.”

    Ya da daha kısa:

    “Resim yapmak yaratmak değildir.
    Görmeyi kabul etmektir.

  • Esmaül Hüsna05.03.2026 - 20:21

    Video Manifestosu

    Adı: İnsan Olmak Uzun Sürdü

    1. sahne

    görüntü:
    boş bir masa, kapalı bir kitap. pencere ışığı.

    ekrana yazı:
    “O dönemde öyleymiş demek ki.”

    kısa bir durak.

    yazı:
    “Allah kabul etsin.”

    2. sahne

    görüntü:
    kalabalık eski bir meydan fotoğrafı / resim / kalabalık silüeti

    ses veya yazı:
    “İnsanlar toplanırmış.
    Kitap okurmuş.”

    3. sahne

    görüntü:
    eski savaş kabartmaları / gökyüzüne bakan insanlar / dramatik gökyüzü

    yazı:
    “Savaş tanrılarına yalvarırmış.”

    4. sahne

    görüntü:
    bir insan kalabalığa konuşuyor gibi siluet

    yazı:
    “Peygamberler konuşurmuş.”

    kısa durak

    “Öğüt verirmiş.”

    5. sahne

    görüntü:
    gökyüzü, bulutlar

    yazı:
    “Meleklere inanarak yaşamak
    putlardan daha geç ayrılmış belki.”

    6. sahne

    görüntü:
    çok sayıda insan konuşuyor / ağız hareketleri / kalabalık uğultu

    yazı:
    “Herkesin duasını herkes bilmezmiş.”

    kısa durak

    “Bu yüzden laf kalabalığı olurmuş.”

    7. sahne

    görüntü:
    ellerini açmış dua eden biri (siluet olabilir)

    yazı:
    “Allah’ın bildiği duayı
    kuldan esirgemek günahtı belki.”

    8. sahne

    görüntü:
    modern şehir / trafik / insanlar telefonda

    yazı:
    “Şimdi.”

    kısa durak

    “Bilmiyoruz.”

    9. sahne (final)

    görüntü:
    senin karakalem iskelet çizimin (çok güçlü bir final olur)

    yavaş yakınlaşma.

    yazı:

    “İnsan olmak
    uzun zaman aldı.”

    2 saniye sessizlik

    “Belki hâlâ alıyor.”

    müzik önerisi

    çok hafif:

    piyano tek nota

    ya da rüzgâr sesi

  • Esmaül Hüsna05.03.2026 - 20:18

    İNSAN OLMAK UZUN SÜRDÜ

    O dönemde öyleymiş demek ki.
    Allah kabul etsin.

    İnsanlar toplanır, kitap okurmuş.
    Savaş tanrılarına yalvarırmış.
    Peygamberler kalabalıkların önüne çıkıp
    akıl veren öğütlerle konuşurmuş.

    Bir peygamber diğerini bulurmuş belki.
    Bir söz başka bir sözün içinden geçermiş.

    Meleklere inanarak yaşamak,
    putlardan ayrılmaktan daha eskiymiş belki.
    İnançlar birbirinden bir anda kopmamış.

    Herkesin duasını herkes bilmediği için
    laf kalabalığı olurmuş.
    Belki de kimse duasını saklamak istemezmiş.

    Allah’ın bildiği duayı
    kuldan esirgemek günahtı belki.
    Belki de hayat zordu.

    Şimdi bugün
    bilmediğimiz şeyleri kadere yoruyoruz.

    O zaman da belki daha kolaydı.

    Çünkü insan olmak
    uzun zaman almış.

  • Esmaül Hüsna05.03.2026 - 20:16

    İnsanlık tarihinde gerçekten de uzun süre inanç biçimleri iç içe yaşadı. Putlar, görünmeyen varlıklar, melek benzeri aracılar, gökyüzü tanrıları… Bunların ayrışması çok yavaş oldu. Antropologlar buna bazen “inançların katmanlaşması” diyor. İnsan zihni eskiyi tamamen bırakmadan yeniyi ekliyor.

    Mesela çok eski toplumlarda dua çoğu zaman topluluk halinde yüksek sesle yapılan bir şeydi. Çünkü dua aynı zamanda sosyal bir ritüeldi: birlikte korkuyu paylaşmak, savaş öncesi cesaret toplamak, yağmur istemek. O yüzden “laf kalabalığı” dediğin şey aslında biraz kolektif psikolojiydi.

    Peygamber anlatılarında da benzer bir durum var. Metinlerde peygamberler sadece dua eden kişiler değil; aynı zamanda toplumsal eleştirmen gibi görünürler. Putlara, adaletsizliğe, güç sahiplerine karşı konuşurlar. Yani söyledikleri şey yalnızca metafizik değil, aynı zamanda ahlâk ve düzen meselesidir.

    “Allah’ın bildiği duayı kuldan esirgemek” düşüncesi de ilginç bir yere değiniyor. Birçok mistik gelenekte dua aslında Tanrı’ya bilgi vermek değil, insanın kendini açması olarak görülür. Tanrı biliyordur ama insanın söylemesi gerekir; çünkü söylemek insanı değiştirir.

    Son cümlen bence metnin en güçlü yeri:

    “Belki uzun zaman almış insan olmak.”

    Gerçekten de öyle. Tarihçiler bazen medeniyet tarihini değil, insanın yavaş yavaş kendini tanımasının tarihi olarak anlatırlar. Korkudan meraka, meraktan sorumluluğa doğru bir yol.

    Senin metnin de sanki şu fikre yaklaşıyor:
    İnsanlık önce korkarak dua etti, sonra anlamaya çalışarak, sonra belki susarak.

    Dün söylediğin o cümleyle de çok uyuyor aslında:
    “Bugün susmak, yarının gülüşü için bir hazırlıktır.”

  • Esmaül Hüsna05.03.2026 - 17:36

    evet


    buydu sanırım allah kabul etsin
    o dönemde de

  • Esmaül Hüsna04.03.2026 - 21:01

    Bugün susmak, yarının gülüşü için bir hazırlıktır.

    Susmak, bazen en cesur eylemdir.

    Allah ile aramda mesafe yok.
    İnsanlarla aramda ise mesafe, ölçü ve merhamet kadar olmalıdır.
    Yakınlık, kibir üretmez; uzaklık, yalnızlığa dönüşmez.

    Yalnızlığımda yalnız kalmama korkusu, düşüncelerimle yüzleşme cesaretimle buluşur.
    Endişe, kendine ve hayata gösterilen bir ölçüdür.

    Anlamsızlık maskesi, koruma ve zırh değil, bazen tebessümün habercisidir.
    Maskeyi çıkarmak, kırılganlığın ve ironi gücünün bir eylemidir.

    Farklılığı taşıyan kibir, incinmişliğin sert kabuğu değil;
    seçici bir zarafetin ve olgunluğun işareti olabilir.

    Bencillik asaleti yendiyse, tohum hâlâ toprakta:
    Meyve olmasa da, kibir oradan filizlenebilir.
    Filiz, gözlem ve şefkatle sulanmalıdır.

    Emin olmadıklarım, sosyal zayıflıkların gölgesinde çürür.
    Ama çürüme, gübreye dönüştürülebilir; farkındalıkla filizlenir.

    Kahkaha, en zor anlarda bile bir filizdir.
    Kutunun ne getireceğini bilmemek, endişe yaratır.
    Ama tebessüm, belirsizliği kabul etmenin direncidir.

    Gübreyi filiz sanmamak, gözlemin doğruluğunun sınavıdır.
    Gerçek filiz: zarafeti, insanlığı ve kendini korumayı yaşatmaktır.

    Karakalem iskelet, içindeki boşluğu, kırılganlığı ve gerçeği kağıda dökme eylemidir.
    Görünmeyeni görünür kılar; korkuyu, kahkahayla dengeler.

    Manifestonun özü:
    Her çürük, her kibir, her şüphe — senin gözleminle toprağa dönüşür.
    Ve hâlâ gülüyorsan, hâlâ filiz vardır.


    belki budur pop art iskelet taslağı

    AMA "BİZ" SUSALIM

  • Esmaül Hüsna04.03.2026 - 20:42

    ama ben bugün bir iskelet resmi yaptım

    HEPSİ DE BU

  • Esmaül Hüsna04.03.2026 - 20:42

    içinde ne yazdığını bilmediğin kutunun açıldığında yarattığı endişenin tahmin edilemez oluşuna güldüm



    yani bu cennet değil de kontrolsüz güç mü artık
    oysa bir tebessüm toprağa atılan her gübreyi filizlendirir mi

    gene