ateşi veren,
külünü kıvılcımın içine gizlemiş.
biz ateş aradık ömür boyu,
meğer yanmak bile nasipmiş.
kimi bir bakışta tutuşmuş,
sen bana öyle uzun uzun bakma,
şiir yazıyorum diye
yumuşak sanma yüreğimi.
kelimelerim çiçek açsa da bazen,
köklerim kayalıktır benim.
bir yeri olmalı insanın,
adı konmamış bir huzur gibi.
belki bir gönlün kıyısında,
belki yollara düşmüş bir valizde,
belki tuz kokan bir sahil kasabasında
rüzgarla saçlarını savuran bir akşamda.
gözüm kapalı bulurum seni ben,
öyle adresle falan değil.
kalbinin geçtiği yerlerden,
sustuğun kelimelerden,
yarım bıraktığın cümlelerden.
toparlanamıyorum,
çünkü içimde bir fırtına var
ve ben hala kıyıya vurmuş bir tekne gibiyim.
kırık tahtalarım denize dönük,
rüzgarın sesini dinliyorum,
ama yelkenlerimi yeniden açacak gücü bulamıyorum.
kendine bir sor da,
aynaya değil,
vicdanının en kuytu yerine sor.
aylarca neyin oldum?
bir ömürlük dua mı sandın beni,
bugün 29 Mart,
takvim yaprağı bile yamuk duruyor,
sanki o da biliyor
her şeyin biraz eğri, biraz dolambaçlı olduğunu.
bugün öyle düz konuşulmaz mesela,
akşamın omzuna yasladığın hüzün
bir dağın gölgesi gibi iner içime
bir köyün akşam ezanı gibi yayılır
yorgun, kırık, ama tanıdık.
ben de bilirim o akşamları
bre sevgilim.
bu dünya dediğin nedir ki?
üç günlük sarhoşluk,
beş kuruşluk namus gösterisi.
herkes yüzüne melek sürmüş,
içinde sakladığı şeytanı öpüp büyütüyor.
bitti artık dönmez
senden önce
gurur
terzinin üzerine diktiği
elbise olmuşsa




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!