hava da aşk kokusu,
fazla geliyor ciğerlerime.
dalında açan güller
suçüstü yakalanmış gibi,
kırmızısı utançtan koyu.
her tanıdığın yüzün ardına
yüreği yanık
bir hayat düşer severken
gölün terazinde
tarttılan
ön yargılı kişilerin
gecenin koynunda bir kadeh gibi durur kalbim,
içinde hem ateş var hem de serin bir rüzgar.
bir yudum aşk içtim mi dünya cennet olur,
bir damla nefret düşse gökyüzü bile dar.
ey gönül, söyle bana bu nasıl bir sırdır?
sen bana öyle uzun uzun bakma,
şiir yazıyorum diye
yumuşak sanma yüreğimi.
kelimelerim çiçek açsa da bazen,
köklerim kayalıktır benim.
bir yeri olmalı insanın,
adı konmamış bir huzur gibi.
belki bir gönlün kıyısında,
belki yollara düşmüş bir valizde,
belki tuz kokan bir sahil kasabasında
rüzgarla saçlarını savuran bir akşamda.
toparlanamıyorum,
çünkü içimde bir fırtına var
ve ben hala kıyıya vurmuş bir tekne gibiyim.
kırık tahtalarım denize dönük,
rüzgarın sesini dinliyorum,
ama yelkenlerimi yeniden açacak gücü bulamıyorum.
bitti artık dönmez
senden önce
gurur
terzinin üzerine diktiği
elbise olmuşsa
bu ay da yetmedi maaş,
saatlerin içi boşaldı,
günler borçla uyuyup
umutla uyandı.
cebimde metal bir sessizlik,
senin bildiğin gibi değildi aşk gardaş,
benim bildiğim gibi de değildi be.
aşk, öyle pembe dizilerdeki gibi
mumluyla, güllüyle, cilalı laflarla olmazdı.
sokak ortasında, rakı masasında
gidenin bahanesi bol olur.
çünkü gitmek cesaret değil,
süslenmiş bir kaçıştır.
kalanın yaşadıkları
anlatılmaz,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!