kara kıştaydım sen geldin bahar geldi
tüm doğa gibi gönlümde çiçeklendi
ruhum seninle iyileşti huzura erdi
sevgim sevginden nasiplenip niyetlendi
yine kendimi buldum seni düşünürken
isterse doğmasın güneş,
kim bekliyor ki artık sabahı.
kaç zamandır aydınlık dediğin şey
yalnızca duvarlara vurup geri dönen
yorgun bir gölge.
beni gerçekten göremeyene sundum en kıymetli yanımı,
bir sır gibi sakladığım en derin heyecanımı.
yüzümdeki gülüşe aldanıp geçti her anımı,
oysa ben içine koymuştum bütün zamanımı.
gözlerimde saklı duran o titrek yangını,
karıncalanmış aklımı,
toz toprak kalbimi,
tekerleği kırık bavulumu,
pekilerimi, niçinlerimi, göklerimi, köklerimi alıp,
sen nereye, ben oraya gelebilirdim.
dudaklarına yapıştığı an da bile
tadı kalır pamuk şekerinin
bir çocuğun yüzündeki
mutluluğunda tanıştığı
aşkın yanaklarını
kızarttığı yerde
sana bedenen ölmüş olsam da içim hala kanar,
geceler boyu yüreğimde kor ateş yanar,
adını anınca dizlerim titrer, kalbim donar,
bu sevda beni günden güne eritir, azar.
yollar bitti, kapılar kapandı yüzümde,
bir sabah ezanıyla titredi şehir,
gökyüzü nur doldu, sustu her zehir.
minare gölgesi düştü avluya,
rahmet indi ince ince uykuya.
kapılar ardına kadar açıldı,
ne kadar kaçmak istesek de
bazı duygular, yaşanmışlıklar,
kader anları var ki
önüne geçemiyoruz.
ne ışıkta kalabiliyoruz hep,
ne de karanlıktan tamamen
evin en kuytu köşesine sığındım yine bu gece,
ışığın bile çekindiği o dar, sessiz yere.
kendi kendime fısıldadım titreyen bir sesle,
bi tek burada sarılmamıştık biz.
belki burada daha az yanar içim.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!