sen ona aşıksın,
bunu inkar edişinden anlıyorum.
adını duymamak için
cümlelerini yarıda bırakışından,
bir şarkı çaldığında
ansızın susup uzaklara dalışından.
yaprak
ağaca aittir
ne kadar uzağa savrulsa da.
rüzgarın sert omuzlarına bıraksa kendini,
sonbaharın sarı hüznünde dönüp dönüp düşse toprağa,
insan dediğin
hakikati ister dilinde,
yalanı besler içinde.
doğruyu söyle der sana
ama sakın
insan, kendi hatasının yükünü içinde taşır,
geceleri yastığa koyar başını, içiyle savaşır.
güler gibi yapar gündüz, kalbi kan ağlar,
kimse bilmez, kimse duymaz, derdi içine bağlar.
bir söz demiştir vaktiyle, geri dönmez o söz,
ipe hayallerimi astım,
hepsi sen’li.
bir ben kaldım altında,
bir de Allah’ın bildiği
şu perişan halim.
ulan dedim,
bir internet alalım,
çağa ayak uyduralım,
hız dedikleri şey biraz da bize uğrasın.
geldiler, taktılar, bağladılar,
ne çok aradım seni şu istanbul’da,
bir martının kanadına sordum adını,
galata’nın gölgesine bıraktım içimi,
rüzgar aldı, deniz sakladı,
ama sen hiç gelmedin.
istanbul onu kalabalığıyla değil,
içinde sakladığı ihtimallerle yordu.
çünkü o şehirde o vardı.
ya da en azından, bir zamanlar vardı.
her gün başka bir sokakta aradı onu.
ey İstanbul, surlarına vurulan her darbe bir dua,
göğe yükselen tekbirlerle titredi gece ve sema.
bir çağın kapıları kapanırken usulca ardına,
yeni bir çağ doğdu fatih'in kutlu adımlarıyla.
haliç'te dalga dalga yürüdü gemiler karadan,
istediğin oldu mu şimdi?
hadi yalan söyleme, yüzün kızarır.
benimki artık kızarmıyor,
kan çekildi çünkü.
ben sana kal demedim belki,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!