bir çiçeği kaybettiğini sanırsın bazen.
oysa kaybolan çiçek değildir,
ona uzanmayan elindir.
bir akşamüstü,
pencerenin önünde unutulmuş bir saksı gibi
sessizce çekilir hayatından.
yaşadıklarıma hep imtihan dedim
çünkü başka türlü katlanılmıyordu hayata
bir ad koymazsan acıya
her şey daha çok can yakıyordu
ben acıya isim verdim
kabullendik
düştüğümüz yeri,
kırıldığımız sesi,
susmayı öğrenen kalbimizi
ama vazgeçmek
insan duygularında ve düşüncelerinde
uçlara kayıyor.
ya her şeyi karanlık görüyor
umutsuzluk, kırgınlık, öfke
ya da her şeyi fazlasıyla aydınlık görüp
gerçekleri görmezden geliyor
sen ona aşıksın,
bunu inkar edişinden anlıyorum.
adını duymamak için
cümlelerini yarıda bırakışından,
bir şarkı çaldığında
ansızın susup uzaklara dalışından.
yaprak
ağaca aittir
ne kadar uzağa savrulsa da.
rüzgarın sert omuzlarına bıraksa kendini,
sonbaharın sarı hüznünde dönüp dönüp düşse toprağa,
insan, kendi hatasının yükünü içinde taşır,
geceleri yastığa koyar başını, içiyle savaşır.
güler gibi yapar gündüz, kalbi kan ağlar,
kimse bilmez, kimse duymaz, derdi içine bağlar.
bir söz demiştir vaktiyle, geri dönmez o söz,
ulan dedim,
bir internet alalım,
çağa ayak uyduralım,
hız dedikleri şey biraz da bize uğrasın.
geldiler, taktılar, bağladılar,
ne çok aradım seni şu istanbul’da,
bir martının kanadına sordum adını,
galata’nın gölgesine bıraktım içimi,
rüzgar aldı, deniz sakladı,
ama sen hiç gelmedin.
istanbul onu kalabalığıyla değil,
içinde sakladığı ihtimallerle yordu.
çünkü o şehirde o vardı.
ya da en azından, bir zamanlar vardı.
her gün başka bir sokakta aradı onu.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!