Mubah mı Sandınız?
Ahlâksızlığı,
yolsuzluğu,
rüşveti,
kamu malından tırtıklamayı,
Muhsin der ki;
Altınını boynuna dizer,
Makamını diline dolar,
Kendini över durur da
Eksik kalan yerini gizler.
İyilik edenin adı kalmaz bazen,
Bir garibin duasında saklanır izi.
İhsan eden el, göstermez kendini,
Sessizce dokunur kırılmış kalplere.
Hayırsever insan, gölge gibidir;
Mutluluğun Düşmanları
Hırsın peşinde koşan yorulur,
Egonun sesine kapılan yalnızlaşır.
Kibir, insanı insanlardan uzaklaştırır,
Mutluluk dediğimiz şey çoğu zaman büyük, ulaşılmaz bir duygu gibi anlatılır. Oysa belki de tam tersidir; belki mutluluk, bir su damlası kadar sade ve anlaşılırdır. Gürültü yapmaz, kendini dayatmaz. Sessizce var olur ve dokunduğu yeri değiştirir.
Bir damla suyun gökyüzünden yeryüzüne yaptığı yolculuğu düşünün. Bulut olur, yağmur olur, bazen kar. Ama sonunda mutlaka toprağa ulaşır. Mutluluk da böyledir. İçimizde birikir, şekil değiştirir, bazen gözyaşı olur, bazen tebessüm. Ama eninde sonunda bir yere değmek, bir yüreğe dokunmak ister.
Asıl mesele de burada başlar. Çünkü mutluluk, tek başına anlamını tam bulamaz. Paylaşılmadığında eksik kalır. Tıpkı bir damlanın kurumuş bir toprağa düşmediği sürece hayat verememesi gibi… İnsan da içindeki mutluluğu başkasına ulaştıramadıkça, onu büyütemez.
Bugün etrafımıza baktığımızda, yorgun, mutsuz ve hissizleşmiş kalpler görmek zor değil. Hayatın yükü ağır, telaşı bitmek bilmiyor. Ama belki de bu yüzden, küçücük bir mutluluk damlasına her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Bir söz, bir bakış, bir iyilik… Küçük ama etkisi derin.
Mutluluk büyük gösterilerde değil, çoğu zaman en sade anlarda saklıdır. Bir çocuğun gülüşünde, bir dostun omzunda, yağmurun toprağa değdiği o ilk anda… Ve belki de en önemlisi, bir başkasının kalbine dokunduğumuz o kısa ama anlamlı anlarda.
Sonuçta mutluluk, sahip olunacak bir şey değil; akıp gidecek, yayılacak bir haldir. Tıpkı su gibi. Duru, sade ve hayat veren. Ve belki de en güzel tarafı şudur: Bir damla bile olsa, doğru yere düştüğünde bir dünyayı değiştirebilir.
Seni Öyle Sevmiştim Ki
Seni öyle sevmiştim ki,
Damarlarımda oluk oluk akan kan kadar.
Sana öylesine tapmıştım ki,
Mutsuz…
memnuniyetsiz…
huzursuz bir kalbin
aynaya değil de
hep başkalarına bakmasıdır belki hayat.
Müzik
Sınır tanımaz bir yolcudur
Ne pasaport ister
Ne dil bilir
Bir ezgi yükselir uzaklardan
Bazen insan, hayatına giren bazı insanların neden orada olduğunu açıklayamaz. Mantık susar, sebepler eksik kalır. “Neden beni seçti?” sorusu, cevabını çoğu zaman karşı tarafta değil, kendi içimizde aramamız gereken bir soruya dönüşür.
Belki de mesele seçilmek değildir. Belki de mesele, birinin varlığının sende uyandırdığı o tarifsiz hissin kendisidir. Onu gördüğünde farkında olmadan yüzüne yayılan o gülümseme… İşte belki de asıl cevap orada saklıdır. Çünkü bazı insanlar hayatımıza bir neden için değil, bir his için girer. Ve o his, çoğu zaman kelimelerden daha güçlüdür.
Birinin seni neden seçtiğini bilmemek, aslında bir eksiklik değil; aksine, o bağın hesaplanamaz ve çıkarılamaz kadar saf olduğunun göstergesidir. Çünkü gerçek yakınlıklar, sebeplerle değil, kendiliğinden oluşan duygularla büyür.
Belki o seni, senin bile fark etmediğin bir yönün için seçti. Belki de senin onun hayatındaki karşılığın, kendi içinde bulamadığı bir huzurun yansımasıydı. Ama kesin olan bir şey var: Eğer bir insanın varlığı sende büyüyen bir gülümseme yaratıyorsa, bu zaten başlı başına bir cevaptır.
Her şeyin nedenini bilmek zorunda değiliz. Bazı hikayeler, anlamaktan çok hissetmek içindir.
Ne Doğru Ne Yanlış
Ne doğru doğru kaldı,
ne yanlış yanlışlığından utandı.
Her şey birbirine karıştı.




-
Muhsin Yener
Tüm YorumlarÇöl Ortasında Bir Vaha
Denize kavuşmak umuduyla
bir ırmağın koynunda aktığımı sandım.
Her virajı,
her taşı,
her sessizliği
denize çıkan bir yol bildim.
Oysa yanılmışım...
Meğer ben,
sulara kavuşmayı bekleyen bir ırmak değil,
sonsuz susuzluğun ort ...