İnsan bazen en çok da kendi emeğine yeniliyor. Verdiği çabanın, döktüğü terin, içinden koparıp ortaya koyduğu duyguların bir karşılığı olmayınca; yorgunluk sadece bedende değil, ruhun en derin yerlerinde birikiyor.
Boşuna çaba harcamak… Aslında çoğumuzun hayatının bir döneminde yüzleştiği bir gerçek. Birine ulaşmaya çalışmak, bir şeyi oldurmaya uğraşmak, bir kalpte yer edinmek… Ama ne yaparsanız yapın, bir türlü karşılık bulamamak. İşte insanı asıl tüketen de bu: Sonuca ulaşamamak değil, çabanın görünmez oluşu.
Çünkü insan, en çok anlaşılamadığı yerde yorulur. Konuşursunuz, anlatırsınız, beklersiniz… Ama karşınızdaki ya susar ya da çoktan gitmiştir aslında. Siz halâ aynı yerde, aynı cümlelerin içinde dönüp dururken.
O noktada sormak gerekir kendine Gerçekten mücadele ettiğim şey buna değer mi?
Her çaba kıymetlidir, evet. Ama her çaba doğru yere harcanmaz. Bazen insan, vazgeçmeyi öğrenmeden kendini bulamaz. Çünkü bazı kapılar zorladıkça açılmaz; aksine insanı daha çok yaralar.
Boşuna çaba harcamak, sadece kayıp zaman değildir. Aynı zamanda bir farkındalıktır. Kime, neye, ne kadar emek vermemiz gerektiğini öğretir bize. Ve belki de en önemlisi, kendi değerimizi başkasının ilgisine bağlamamamız gerektiğini hatırlatır.
Senden olanı bile sevemezken
senden olmayana,
hiç sen olmayana,
hatta senin zıddına
sen ne değilsen ona
tahammül mümkün mü?
Bu ülkede sabahlar herkes için aynı doğmuyor. Kimimiz güne umutla başlıyor, kimimiz kaygıyla. Kimimiz bir kahvaltı sofrasında huzuru bulurken, kimimiz ekmeğin hesabını yaparak güne adım atıyor. Ama ne olursa olsun, hepimiz aynı toprağın insanıyız. Aynı rüzgar yüzümüze değiyor, aynı gökyüzü üzerimize kapanıyor.
Türkiye dediğimiz şey yalnızca sınırlarla çizilmiş bir harita değil; bir arada yaşama iradesidir. Farklılıklarımızla birlikte var olabilme becerisidir. Ancak son yıllarda bu beceriyi biraz ihmal ettiğimizi inkar edemeyiz. Herkes kendi mahallesinden konuşuyor, kendi doğrusunu mutlak kabul ediyor. Oysa gerçek, çoğu zaman tek bir pencereden görünmez.
Toplumun bir kesimi geçim derdindeyken, diğer bir kesimi gelecek kaygısıyla boğuşuyor. Gençler umutlarını başka ülkelerde ararken, yaşlılar geçmişin hatıralarında teselli buluyor. Kadınlar hak mücadelesi verirken, erkekler değişen roller karşısında yön arıyor. Bu tabloyu anlamadan, birbirimizi dinlemeden ortak bir yol bulmamız mümkün değil.
En büyük eksikliğimiz belki de empati. Dinlemek yerine konuşmayı, anlamak yerine yargılamayı tercih ediyoruz. Oysa bir toplum, ancak birbirinin hikayesine kulak verdiğinde güçlenir. Aynı sofraya oturabilmek, aynı acıya üzülmek, aynı sevinci paylaşabilmek… Bunlar kaybolursa geriye yalnızca kalabalıklar kalır, toplum değil.
Eğitimden ekonomiye, adaletten kültüre kadar her alanda daha kapsayıcı bir anlayışa ihtiyacımız var. Kimseyi geride bırakmadan, kimseyi yok saymadan ilerlemek zorundayız. Çünkü bu ülkenin geleceği, yalnızca bir kesimin değil, hepimizin omuzlarında yükseliyor.
Belki de yeniden sormamız gereken soru şu: “Biz ne zaman birbirimizi rakip değil, yol arkadaşı olarak görmeye başlayacağız?”
Bu devir,
cahillerin en parlak zamanı.
Bilgisizliğin bilgi diye pazarlandığı,
ekran ışıklarının güneşi unutturduğu,
parmakların durmadan kaydığı,
Mustafa Kemal Anadolu ya çıkarken de vardık bandırma vapuru samsuna doğru yol aldığında bir Allahın birde kaptanımız İsmail hakkı bey sayesinde sağ selamet anadoluya ayak bastık Anafartalarda Geliboluda Çanakkalede yurdun her yanında biz vardık oluk oluk kanlar aktı o kanların üzerine bir hilal doğdu ve yer gök aydınlandı o bizim kanımızdı bayrağa rengini veren mehmedin kanıydı ve vatanı düşman işgalinden kurtardık bunu başardık.
Allaha şükür bunu da gördük vatan sağ olsun Biz kimmiyiz.?
Biz Türkiye Cumhuriyetin ay yıldızlı bayrağımızın bekçisiyiz. Bizler bu ülkenin görünmez kahramanlarıyız. Türk vatan milleti için dünyanın şah damarını kesmek için varız biz gözümü budaktan sakınmadan ölürüz; Bizler kahraman olmak için değil kahramanlara destek olmak için varız onların bir emriyle ölmek öldürmek için varız biz dünde vardık bugünde varız yarında olacağız…
Bugün
Hz. Mevlâna’nın vasiyetine uyamadım,
özür dilerim.
Demişti ya:
“Âlim insanlarla oturun kalkın…”
Bayram dedin mi kan değil, merhamet akmalı,
Kesilen kurbanda değil, titreyen elde saklı sırrı.
Bir kapıya varmak kolay da,
Bir gönle girmek. işte asıl bayramdır belki.
En güzel elbiseler çürür zamanın omzunda,
Allah’ın salâtı
Efendimiz Muhammed’e,
bütün nebîlere, bütün peygamberlere olsun.
Ey Âlemlerin Rabbi!
Merhametini eksik etme
Hayat, çoğu zaman karmaşık, yorucu ve anlaşılması güç bir yolculuk gibi gelir insana. Günler birbirini kovalar, kalabalıklar artar, sesler çoğalır; ama bütün bu gürültünün içinde insanın asıl ihtiyacı çoğu zaman çok daha basittir: Gerçek bir aidiyet hissi. Çünkü hayat, birinin tüm kalbiyle senin yanında olduğunu bildiğinde güzelleşir.
Bu, büyük sözlerle ya da gösterişli hareketlerle ilgili değildir. Aksine, en sade anlarda kendini belli eder. Yorulduğunda sırtını yaslayabileceğin bir omuz, konuşmadan da anlaşıldığını hissettiren bir bakış, “ben buradayım” diyen sessiz bir varlık… İşte tam da bu yüzden, insan bazen koca bir dünyanın veremediği huzuru tek bir yürekte bulur.
Modern hayatın en büyük yanılgılarından biri de kalabalıkların yalnızlığı örtbas ettiğini sanmaktır. Oysa kalabalıklar içinde bile insan kendini eksik hissedebilir. Çünkü mesele kaç kişinin yanında olduğu değil, kimin gerçekten seninle olduğu meselesidir. Nicelik değil, niteliktir hayatı güzelleştiren.
Birinin tüm kalbiyle yanında olduğunu bilmek, insanın içindeki en derin korkuları susturur. Güvensizlik yerini dinginliğe bırakır, kaygılar yavaş yavaş çözülür. Çünkü artık mücadele ettiğin hayat, tek başına göğüslemek zorunda olduğun bir yük olmaktan çıkar; paylaşılan bir yolculuğa dönüşür.
Belki de bu yüzden hayat, en çok da samimiyetle güzelleşir. Hesapsız, çıkarsız ve içten bir bağlılıkla… Birinin gerçekten yanında olduğunu bilmek, insana sadece güç vermez; aynı zamanda yeniden inanmayı öğretir.
Ve belki de hayatın özü tam olarak burada saklıdır:
Cep Telefonuyla Video Çekmek İnsanlığı Öldürüyor mu?
Bir an düşünün Bir kaza oluyor, bir tartışma büyüyor, bir insan yere düşüyor.
Eskiden insanlar koşardı. Yardım etmek için, ayırmak için, kaldırmak için. Şimdi ise çoğu kişi önce cebine uzanıyor. Yardım etmek için değil; kaydetmek için.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!