Muhsin Yener Şiirleri - Şair Muhsin Yener

Muhsin Yener

OĞLUM
Bir ömürlük yol arkadaşı seçerken
Gözün güzeline değil sadece,
Ruhunun sesine bak

Çünkü gençlik,

Devamını Oku
Muhsin Yener

O halde kısaca kendimden söz edeyim.
Ben; birahane köşelerinde, meyhane masalarında elinde kadehle memleket kurtaranlara “aciz” derim. Yalakalığı, dalkavukluğu, şakşakçılığı bir karakter değil, bir zafiyet olarak görürüm. Çıkarları uğruna dostunu satanı ise en ağır şekilde eleştiririm; çünkü insanın değeri, zor günde belli olur.
Bu ülkenin değerlerine dil uzatanlarla, halkı küçük görenlerle, tepeden bakanlarla hiçbir gönül bağım olmaz. Hele ki halkın saf ve temiz duygularını istismar edenlere karşı mesafem nettir. Sevmem… Hatta nefret ederim bu tutumdan.
Ama şunu da bilirim: Bir insanın fikrine katılmayabilirim, yazdıklarını beğenmeyebilirim; yine de saygıyı elden bırakmam. Çünkü saygı, insanlığın temelidir. Eleştiri, ahlaka ve kişiliğe yöneldiği an eleştiri olmaktan çıkar, terbiyesizliğe dönüşür. Buna düşmemeye özen gösteririm.
Torbalı’yı, Tepeköy’ü evim bilirim. Oranın insanına, toprağına, havasına karşı içimde ayrı bir sevgi, ayrı bir hassasiyet vardır. Yazarken de yaşarken de bunu hissederim.
Ben alaylı biriyim içimden geldiği gibi yazarım. Çünkü bana göre en önemli olan, anlaşılmaktır. Yüreğimden geçenleri paylaşırım.

Devamını Oku
Muhsin Yener

Bir şey olacaksan kardeşim,
önce doğru ol.

Bir ağacın gövdesi gibi dimdik,
bir ekmek gibi temiz,
bir çocuk bakışı kadar berrak ol.

Devamını Oku
Muhsin Yener

Aynı göğün altında
aynı yağmurda ıslanıyoruz aslında
aynı toprağın ekmeğini bölüyor
aynı bayrağın gölgesinde yürüyoruz.

Sonra birileri çıkıyor

Devamını Oku
Muhsin Yener

Fesleğen gibidir bazı insanlar,
Dokunmadan anlaşılmaz kokuları,
Sessizce saklar içlerindeki baharı,
Bir temasla açılır kalp kapıları.

Bir dokunursun

Devamını Oku
Muhsin Yener

Önyargı değil, öngörü olsun kalbinde,
Karanlık değil, bir ışık yansısın yüzünde.
Sevgiden kaçıp,
Nefretin gölgesinde arama kendini.

Oysa önyargı kirletir yüreğini,

Devamını Oku
Muhsin Yener

Çöp Torbası Kadar Sevgi

"Ben biraz dışarı çıkıyorum..."
dersin usulca bir gün,
Kapı daha aralanmadan
bir el uzanır o an.

Devamını Oku
Muhsin Yener

Öyle sihirler vardır ki şiirdir,
Bir çobanın türküsünde gizlenir.
Öyle şiirler vardır ki sihirdir,
Yılların susturduğunu dillendirir.

Ömür dediğin uzun bir yol oğul,

Devamını Oku
Muhsin Yener

Bir koşuşturmanın tam ortasında
ceplerine dakikaları doldurup
ömür taşıyorsun fark etmeden.

Sabah aceleyle çıkılmış kapılar,
yarım bırakılmış çaylar,

Devamını Oku
Muhsin Yener

Özenti ve Gösteriş: Kimliğin Sessiz Erozyonu
Günümüz dünyasında insanlar artık sadece yaşamakla yetinmiyor; yaşadıklarını sergilemek, hatta çoğu zaman olduğundan farklı görünmek istiyor. Sosyal medyanın hayatımıza bu denli nüfuz etmesiyle birlikte “görünmek”, “beğenilmek” ve “takdir edilmek” adeta bir ihtiyaç haline geldi. Ancak bu ihtiyacın dozunu kaçırdığımız noktada karşımıza iki kavram çıkıyor: özenti ve gösteriş.
Özenti, bireyin kendi kimliğini yeterli bulmayıp başkalarının hayatını, tarzını ya da düşünce biçimini taklit etmesiyle başlar. Bu taklit zamanla kişiliğin önüne geçer. Kendi değerlerini, kültürünü, hatta bazen gerçek ihtiyaçlarını bile ikinci plana atan birey, başkalarının gözünde “daha iyi” görünmek uğruna kendinden uzaklaşır. Oysa insanı değerli kılan, başkalarına ne kadar benzediği değil; ne kadar kendisi olabildiğidir.
Gösteriş ise özentinin dışa vurulmuş halidir. Sahip olunan ya da olunmayan şeylerin abartılarak sunulması, hayatın olduğundan daha parlak gösterilmesi… Lüks bir mekânda çekilen fotoğraflar, sırf paylaşmak için yapılan harcamalar ya da yalnızca dikkat çekmek uğruna kurulan abartılı cümleler… Tüm bunlar, aslında içsel bir eksikliğin dışa yansıması olabilir. Çünkü gerçek tatmin, başkalarının onayında değil; insanın kendi iç huzurunda saklıdır.
Bu noktada asıl sorun, özenti ve gösterişin bireysel bir tercih olmaktan çıkıp toplumsal bir norm haline gelmesidir. İnsanlar artık sade yaşamaktan utanır, gösteriş yapmadığında geri kalmış hisseder hale geldi. Bu durum ise hem ekonomik hem de psikolojik anlamda ciddi bir yük oluşturuyor. İnsanlar, ihtiyaçları için değil; başkalarına “yetişmek” için yaşıyor.
Oysa sadelik çoğu zaman en büyük zenginliktir. Kendin olabilmek, sahip olduklarınla yetinebilmek ve başkalarının hayatına özenmeden kendi yolunda yürüyebilmek… Belki de günümüzde en çok ihtiyaç duyduğumuz şey tam olarak budur.

Devamını Oku