Evden Çıkmanın Bedeli
"Ben biraz dışarı çıkıyorum..." dersin.
Daha kapıya varmadan, eline bir çöp torbası tutuşturulur.
Kendi hakikatini tanıyan insanda kibir olmaz,
Çünkü bilir;
Ne geldiği yer kendisinindir,
Ne de vardığı menzil yalnızca kendi eseri.
Hakikati gören gönül alçakgönüllü olur,
İnsan,
kendi olmaya başladıkça
dünya gözünde küçülür.
Bir zamanlar büyük sandığı insanlar,
çıkarlarının boyuna iner.
uzaktan göründükleri gibi olsalar, sözlerinde hakikat, yüzlerinde nur
Lakin değil.
Bir perde iner insana insandan, adı “maske” adı “çıkar”, adı “rol”
Kibirli ve egosunun esiri olmuş insanlarla aynı ortamda bulunmayı tercih etmiyorum. Bu, bir öfke refleksinden ziyade, zamanla oluşmuş bir duruşun sonucu. Çünkü insan, kendine saygısını koruyabilmek için neyi tolere edip etmeyeceğini bilmek zorunda. Sürekli kendini yücelten, karşısındakini küçümseyen bir anlayışla sağlıklı bir iletişim kurmak mümkün değil.
Asıl mesele, bu tavrın bireysel sınırları aşarak toplumsal bir karaktere dönüşmesi. Değerlerine sırtını dönen, halktan kopan ve kendi doğrularını mutlak gerçek gibi dayatan bir zihniyet, kısa vadede güç elde edebilir belki. Ancak uzun vadede toplumla bağını kaybeder. Çünkü hiçbir toplum, kendisini yok sayan bir anlayışı sonsuza kadar taşımaz.
Tarih bize şunu defalarca gösterdi: Güç, kibirle birleştiğinde körleşir. Körleşen güç ise eninde sonunda kendi sınırlarına çarpar. Bugün alkışlanan bir söylem, yarın sorgulanabilir. Bugün destek bulan bir tavır, yarın yalnızlaşabilir. Bu yüzden “asla” ve “daima” gibi kesin yargılar, siyasetin doğasına pek uymaz.
Yine de bir gerçek var: İnsanlar, kendilerine tepeden bakanları bir süre sonra sırtlarında taşımayı bırakır. Toplumun hafızası zannedildiği kadar kısa değildir. Kırgınlıklar, birikir; mesafeler, zamanla büyür.
Benim tercihim net: Kibirden uzak, samimiyeti önceleyen, insana insan olduğu için değer veren bir anlayış. Çünkü en kalıcı olan, en yüksek sesle konuşan değil; en sahici olandır.
Aklına düşerse bir yüz, sebepsiz bir tebessümle,
Bil ki gönlün, görünmeyen bir kapıyı çalmaktadır.
Yakınsa var, bul ve sarıl;
Çünkü bazı hasretler, bekledikçe ağırlaşmaktadır.
Yok, yollar dağlar kadar uzaksa aranda,
İnsan aceleye sürülmüş bir tren şimdi,
duraklarda beklemiyor artık.
Kendine soracak vakti yok:
"Nereye gidiyorum?"
"Neden yaşıyorum?"
"Kimim?"
İnsan aceleye sürülmüş bir tren şimdi,
duraklarda beklemiyor artık.
Kendine soracak vakti yok:
"Nereye gidiyorum?"
"Neden yaşıyorum?"
"Kimim?"
İnsan, hayatın telaşı içinde çoğu zaman karşısındakini hızlıca yargılamaya meyillidir. Kimi zaman bir bakışla, kimi zaman bir sözle karar veririz insanlar hakkında.
Oysa unuttuğumuz çok önemli bir hakikat vardır Kimin Hızır, kimin İlyas olduğunu bilemezsin.
Belki de sıradan gördüğün bir insan, en zor anında sana uzanacak eldir.
Belki küçümsediğin biri, yarın senin yolunu aydınlatacak bir ışık olur. İnsan, karşısındakinin iç dünyasını, niyetini, taşıdığı hikayeyi bilemez.
Kim ne derse desin
Bir söz düşer bazen
Taş duvarların ortasına
Ve bir çocuğun gözlerinde
Umut olur yeniden.




-
Muhsin Yener
Tüm YorumlarÇöl Ortasında Bir Vaha
Denize kavuşmak umuduyla
bir ırmağın koynunda aktığımı sandım.
Her virajı,
her taşı,
her sessizliği
denize çıkan bir yol bildim.
Oysa yanılmışım...
Meğer ben,
sulara kavuşmayı bekleyen bir ırmak değil,
sonsuz susuzluğun ort ...