Bir şey olacaksan kardeşim,
önce doğru ol.
Bir ağacın gövdesi gibi dimdik,
bir ekmek gibi temiz,
bir çocuk bakışı kadar berrak ol.
Aynı göğün altında
aynı yağmurda ıslanıyoruz aslında
aynı toprağın ekmeğini bölüyor
aynı bayrağın gölgesinde yürüyoruz.
Sonra birileri çıkıyor
Fesleğen gibidir bazı insanlar,
Dokunmadan anlaşılmaz kokuları,
Sessizce saklar içlerindeki baharı,
Bir temasla açılır kalp kapıları.
Bir dokunursun
Önyargı değil, öngörü olsun kalbinde,
Karanlık değil, bir ışık yansısın yüzünde.
Sevgiden kaçıp,
Nefretin gölgesinde arama kendini.
Oysa önyargı kirletir yüreğini,
İnsan, çoğu zaman en büyük yanılgıyı en hızlı karar verdiği anlarda yaşar. Bir bakışta hüküm verir, bir sözle yargılar, bir görüntüyle kararını kesinleştirir. Oysa hayat, tek bir mevsimden ibaret değildir; insan da tek bir anın özeti olamaz. İlk karşılaşmada gördüğümüz, yalnızca yüzeydir. Derinlik ise sabır, dikkat ve anlayış ister.
Günümüzün en büyük eksiklerinden biri, iyi bir gözlemci olmayı unutmuş olmamızdır. Dinlemeden konuşuyor, anlamadan yorumluyor, tanımadan etiketliyoruz. Oysa gerçek bilgi, aceleyle değil; zamanla, dikkatle ve önyargısız bir bakışla ortaya çıkar. İnsanları bir kalıba sığdırmak kolaydır, fakat adil değildir.
Bir insanı; ırkına, cinsiyetine, tuttuğu takıma, parmağındaki yüzüğe ya da bıyığının şekline bakarak değerlendirmek, aslında kendi düşünce sınırlarımızı ele verir. Çünkü önyargı, karşıdakini değil; yargılayanı daraltır. Geniş bir bakış açısı ise farklılıkları tehdit değil, zenginlik olarak görür.
Öyle sihirler vardır ki şiirdir,
Bir çobanın türküsünde gizlenir.
Öyle şiirler vardır ki sihirdir,
Yılların susturduğunu dillendirir.
Ömür dediğin uzun bir yol oğul,
Bir koşuşturmanın tam ortasında
ceplerine dakikaları doldurup
ömür taşıyorsun fark etmeden.
Sabah aceleyle çıkılmış kapılar,
yarım bırakılmış çaylar,
Özenti ve Gösteriş: Kimliğin Sessiz Erozyonu
Günümüz dünyasında insanlar artık sadece yaşamakla yetinmiyor; yaşadıklarını sergilemek, hatta çoğu zaman olduğundan farklı görünmek istiyor. Sosyal medyanın hayatımıza bu denli nüfuz etmesiyle birlikte “görünmek”, “beğenilmek” ve “takdir edilmek” adeta bir ihtiyaç haline geldi. Ancak bu ihtiyacın dozunu kaçırdığımız noktada karşımıza iki kavram çıkıyor: özenti ve gösteriş.
Özenti, bireyin kendi kimliğini yeterli bulmayıp başkalarının hayatını, tarzını ya da düşünce biçimini taklit etmesiyle başlar. Bu taklit zamanla kişiliğin önüne geçer. Kendi değerlerini, kültürünü, hatta bazen gerçek ihtiyaçlarını bile ikinci plana atan birey, başkalarının gözünde “daha iyi” görünmek uğruna kendinden uzaklaşır. Oysa insanı değerli kılan, başkalarına ne kadar benzediği değil; ne kadar kendisi olabildiğidir.
Gösteriş ise özentinin dışa vurulmuş halidir. Sahip olunan ya da olunmayan şeylerin abartılarak sunulması, hayatın olduğundan daha parlak gösterilmesi… Lüks bir mekânda çekilen fotoğraflar, sırf paylaşmak için yapılan harcamalar ya da yalnızca dikkat çekmek uğruna kurulan abartılı cümleler… Tüm bunlar, aslında içsel bir eksikliğin dışa yansıması olabilir. Çünkü gerçek tatmin, başkalarının onayında değil; insanın kendi iç huzurunda saklıdır.
Bu noktada asıl sorun, özenti ve gösterişin bireysel bir tercih olmaktan çıkıp toplumsal bir norm haline gelmesidir. İnsanlar artık sade yaşamaktan utanır, gösteriş yapmadığında geri kalmış hisseder hale geldi. Bu durum ise hem ekonomik hem de psikolojik anlamda ciddi bir yük oluşturuyor. İnsanlar, ihtiyaçları için değil; başkalarına “yetişmek” için yaşıyor.
Oysa sadelik çoğu zaman en büyük zenginliktir. Kendin olabilmek, sahip olduklarınla yetinebilmek ve başkalarının hayatına özenmeden kendi yolunda yürüyebilmek… Belki de günümüzde en çok ihtiyaç duyduğumuz şey tam olarak budur.
“Neyse”nin İçinde Saklananlar
Günlük hayatın en masum görünen kelimelerinden biridir “neyse.”
Kısa, sade, zararsız gibi durur.
Ama çoğu zaman bir cümlenin sonu değil, içe atılmış bir fırtınanın üzerini örtme biçimidir.
İnsan “neyse” dediğinde gerçekten vazgeçmez çoğu şeyden.
Ne zamandan beri gülümsüyorum?
değer verdiğim insanların
o değeri taşımadığını
ilk kez fark ettiğim günden beri




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!