Muhsin Yener Şiirleri - Şair Muhsin Yener

Muhsin Yener

Ege Köyleri
hemen yanı başımızda
ama şehirlinin unuttuğu,
adı bile anılmayan yerler.

Yosun tutmuş taşlar

Devamını Oku
Muhsin Yener

Bir elma ve bir parça kuru ekmekle karnımızı doyurabiliriz. Hayatta kalmak için çoğu zaman bundan fazlasına da ihtiyaç duymayız. Fakat insan dediğimiz varlık yalnızca etten, kemikten, mide ve bağırsaktan ibaret değildir. Asıl mesele, görünmeyeni, ölçülemeyeni; yani ruhu doyurabilmektir.
Bugünün dünyasında belki de en büyük yanılgımız burada başlıyor. Maddi ihtiyaçlarımızı karşılamayı hayatın merkezine koyarken, iç dünyamızı beslemeyi ihmal ediyoruz. Oysa insan, anlam arayan bir varlıktır. Sadece yaşamak değil, “niçin yaşadığını” bilmek ister.
İşte bu noktada sanat devreye girer. Bir şiir, bir resim ya da bir müzik parçası, çoğu zaman kelimelerle anlatamadığımız duygulara tercüman olur. İçimizde birikenleri dışa vurur, bizi kendimizle yüzleştirir. Sanat, ruhun dilidir.
Tasavvuf ise insanın kendi içine doğru yaptığı bir yolculuktur. Gürültülü dünyanın içinde kaybolan benliğimizi yeniden bulma çabasıdır. İnsan, kendini tanımadan neyi aradığını da bilemez. Bu yüzden tasavvuf, sadece bir inanç yolu değil; aynı zamanda bir farkındalık halidir.
Din kültürü ve ahlak bilgisi de bu bütünün vazgeçilmez parçalarıdır. Doğru ile yanlış arasındaki çizgiyi belirler, insana bir yön duygusu kazandırır. Sadece “nasıl yaşayacağımızı” değil, “nasıl bir insan olmamız gerektiğini” de öğretir.
Ancak burada bir dengeyi gözden kaçırmamak gerekir. Aç bir insanın ruhunu beslemekten söz etmek kolay değildir. Maddi ihtiyaçlar karşılanmadan manevi derinlikten bahsetmek eksik kalır. Aynı şekilde, sadece karnı doyan ama ruhu aç kalan bir insan da gerçek anlamda huzura ulaşamaz.

Devamını Oku
Muhsin Yener

Ekonomi bozukluğu Manevi açlık yarattı Doyumsuz olduk hiç bir şey den mutlu değiliz gülmeyi unuttuk herkes gergin herkes tahammülsüz Ekonominin bozulması insanın sadece cebini değil, ruhunu da daraltır. Geçim sıkıntısı arttıkça insanın zihni sürekli “nasıl yetişecek?” sorusuna kilitlenir. Bu da fark etmeden bir sürekli kaygı hali yaratır. Kaygı arttıkça tahammül azalır, tahammül azaldıkça ilişkiler yıpranır.
Ama burada tek sebep ekonomi değil. Ekonomi ateşi yakar, manevi boşluk o ateşi büyütür. İnsan sadece maddi olarak değil, anlam olarak da doymazsa; ne kadar kazanırsa kazansın içindeki eksiklik hissi bitmez. Bu da “doyumsuzluk” dediğin durumu doğurur.
Bir de şu gerçek var:
Eskiden insanlar azla yetinmeyi öğrenmişti, şimdi çokla yetinemiyoruz. Çünkü kıyas arttı. Herkes birbirinin hayatına bakıyor, ama kimse kimsenin yükünü görmüyor.Sonuç?
Gülmek lüks gibi geliyor
Sabır zayıflıyor

Devamını Oku
Muhsin Yener

Sevdan değil
başıma gelen
fikrime bir deli kuş konmuş
kanatlarıyla içimi karıştıran
adı konmamış bir rüzgar gibi.

Devamını Oku
Muhsin Yener

Toprağımın adı Türkiye,
kalbimde taşıdığım bir harita gibi.

Cumhuriyetin bir vatandaşıyım,
bir imzanın, bir mücadelenin mirasıyım.

Devamını Oku
Muhsin Yener

Eline, diline, beline sahip ol dediler,
Biz önce insan olmayı unuttuk.

İncinsen de incitme dediler,
Biz yaralarımızı kinle büyüttük,
Merhameti zayıflık sandık.

Devamını Oku
Muhsin Yener

Bir ellerinde viski bardakları vardı
öbür ellerinde yıpranmış bir bayrak.
Marşlar söylüyorlardı yüksek sesle,
ama duymuyorlardı
gecekondu mahallesinde aç uyuyan çocuğun sesini.

Devamını Oku
Muhsin Yener

İşçi sınıfına yıllardır öğretilen bir şey var: “Daha çok çalış, daha çok üret, daha çok sabret.” Ama kimse dönüp şu soruyu sormuyor Bu düzenin asıl yükünü taşıyan insanlar neden sürekli borçluymuş gibi yaşamak zorunda bırakılıyor?
Oysa gerçek tam tersidir. İşçi sınıfının insanlığa karşı hiçbir borcu yoktur. İnsanlık, bugün sahip olduğu her şeyi o görünmeyen ellerin emeğine borçludur.
Sabahın ilk ışığında yollara düşen, alın terini ekmeğe dönüştüren, fabrikalarda, tarlalarda, inşaatlarda, hastanelerde, atölyelerde hayatı ayakta tutan insanlardır onlar. Şehirlerin ışıkları onların emeğiyle yanar, sofralara gelen her lokma onların mücadelesinden geçer. Ama ne gariptir ki en çok onlar unutulur, en çok onlar yok sayılır.
İşçi, sadece bir üretim gücü değildir. O, hayatın kendisidir. Onun emeği olmadan ne ekonomi döner, ne toplum ayakta kalır, ne de insanlık ilerler. Buna rağmen yıllardır işçiye sabır, fedakârlık ve suskunluk öğütlenir. Hak aradığında “fazla istiyorsun” denir, sesini yükselttiğinde “nankörlük” ile suçlanır.
Oysa nankörlük varsa, bu emeği görmezden gelenlerdedir.
İnsanlık tarihi, emeğin sırtında yükselmiştir. Ama aynı tarih, emeğin çoğu zaman görmezden gelindiğinin de hikâyesidir. İşçi sınıfı, sadece bugün için değil, gelecek nesiller için de mücadele eder. Daha adil bir dünya, daha insanca bir yaşam için direnir. Ve bu direniş, aslında insanlığın vicdanıdır.

Devamını Oku
Muhsin Yener

İnsan, zamanla en ağır yükleri bile taşımayı öğreniyor. Başta zor gelen, can yakan ne varsa, bir süre sonra sıradanlaşıyor. Belki de bu yüzden artık ağlamamız gereken yerde gülüyoruz. İçimizden gelmese bile yüzümüzde bir tebessüm taşıyoruz; çünkü başka türlü ayakta kalamayacağımızı düşünüyoruz.
Hayatın yükü sadece omuzlarımızda değil, ruhumuzda da birikiyor. Ama biz yine de devam ediyoruz. Gönüllü ya da gönülsüz, her sabah kalkıp çalışıyoruz. Çoğu zaman neden yaptığımızı bile sorgulamadan, bir düzenin içinde sürüklenip gidiyoruz.
En acı tarafı ise şu: Emek bizim. Ter bizim. Yorgunluk bizim. Ama ortaya çıkan iş, kurulan düzen, alınan kararlar çoğu zaman bize ait değil. Üretiyoruz ama sahip olamıyoruz. Çalışıyoruz ama yön veremiyoruz.
Belki de asıl mesele burada başlıyor. İnsan sadece çalışmak değil, emeğinin karşılığını görmek ve ona sahip çıkabilmek ister. Çünkü emek, insanın sadece gücü değil, aynı zamanda onurudur.

Devamını Oku
Muhsin Yener

Biz, Ergenekon Destanı’ndan çıkan bir nefesiz,
Ateşle konuşan, demiri ikna eden
bir sabrın çocuklarıyız.

Bir kıvılcımla başladık,
Bir dağın kalbinde yol olduk.

Devamını Oku