Kendi Aklına Güvenmeyen İnsan ve Uzakta Aradığı Üstünlük
İnsanın en ilginç çelişkilerinden biri şudur Kendi zekasına güvenmez ama hiç görmediği, tanımadığı varlıkları kolayca yüceltir.
Kendi aklını küçümseyen birey, çoğu zaman bilinmeyene büyük anlamlar yükler.
Özellikle “uzaylı” gibi somut bir karşılığı olmayan kavramlar, bu eğilimin en çarpıcı örneklerinden biridir.
Mutluluk dediğin bir su damlası,
Sessizce düşer göğün kalbinden,
Bulut olur, rüzgâra karışır,
Yağmur olup iner yeryüzüne.
Her damlasında bir umut saklı,
Toprağa değince çoğalır hayat,
İyileri Aptal Sandığımız Yerde Yitirdik İnsanlığımızı
Bir toplumun çöküşü, çoğu zaman büyük felaketlerle değil, küçük ama derin yanılgılarla başlar. Biz de o yanılgılardan birine uzun zamandır tutunuyoruz İyiliği zayıflık, merhameti safdirilik, dürüstlüğü ise aptallık sanıyoruz.
Oysa mesele hiç de göründüğü gibi değil.
İyi insanlar, sandığımız gibi hayatı anlamayan, kandırılmaya müsait kişiler değildir. Aksine, çoğu zaman her şeyin farkındadırlar. Kimin ne yaptığını, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilirler. Ama buna rağmen iyiliği seçerler. Çünkü onlar, kirlenmemeyi bir kayıp değil, bir duruş olarak görürler.
Biz ise başka bir yolu tercih ettik.
Kurnazlığı zeka sandık. Çıkarcılığı başarı diye alkışladık. Birinin hakkını yemek "uyanıklık" oldu, sözünde durmak "enayilik." Böyle böyle değerler yer değiştirdi. Ve en tehlikelisi de şu oldu. Bu yeni düzen bize normal gelmeye başladı.
Kendi hakikatini tanıyan insanda kibir olmaz,
Çünkü bilir;
Ne geldiği yer kendisinindir,
Ne de vardığı menzil yalnızca kendi eseri.
Hakikati gören gönül alçakgönüllü olur,
Para dedikleri bir gölgedir,
Akşam olunca kaybolur.
Şatafat dedikleri bir maskedir,
İlk rüzgârda savrulur.
Nice insanlar gördüm,
Neme lazım
Elin beş koyunu, üç keçisi…
Kim götürmüş öteye
Bir tanesini?
Bir avuç toprakmış
Mutsuz…
memnuniyetsiz…
huzursuz bir kalbin
aynaya değil de
hep başkalarına bakmasıdır belki hayat.
Müzik
Sınır tanımaz bir yolcudur
Ne pasaport ister
Ne dil bilir
Bir ezgi yükselir uzaklardan
Bazen insan, hayatına giren bazı insanların neden orada olduğunu açıklayamaz. Mantık susar, sebepler eksik kalır. “Neden beni seçti?” sorusu, cevabını çoğu zaman karşı tarafta değil, kendi içimizde aramamız gereken bir soruya dönüşür.
Belki de mesele seçilmek değildir. Belki de mesele, birinin varlığının sende uyandırdığı o tarifsiz hissin kendisidir. Onu gördüğünde farkında olmadan yüzüne yayılan o gülümseme… İşte belki de asıl cevap orada saklıdır. Çünkü bazı insanlar hayatımıza bir neden için değil, bir his için girer. Ve o his, çoğu zaman kelimelerden daha güçlüdür.
Birinin seni neden seçtiğini bilmemek, aslında bir eksiklik değil; aksine, o bağın hesaplanamaz ve çıkarılamaz kadar saf olduğunun göstergesidir. Çünkü gerçek yakınlıklar, sebeplerle değil, kendiliğinden oluşan duygularla büyür.
Belki o seni, senin bile fark etmediğin bir yönün için seçti. Belki de senin onun hayatındaki karşılığın, kendi içinde bulamadığı bir huzurun yansımasıydı. Ama kesin olan bir şey var: Eğer bir insanın varlığı sende büyüyen bir gülümseme yaratıyorsa, bu zaten başlı başına bir cevaptır.
Her şeyin nedenini bilmek zorunda değiliz. Bazı hikayeler, anlamaktan çok hissetmek içindir.
Mutluluğun Düşmanları
Hırsın peşinde koşan yorulur,
Egonun sesine kapılan yalnızlaşır.
Kibir, insanı insanlardan uzaklaştırır,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!