İnsanoğlu” dediğinizde, tek bir kalıba sığmayan, tek bir tanımla sınırlandırılamayan bir bütünden söz edersiniz. Bu kelimenin içinde; farklı inançlar, farklı kültürler, sayısız dünya görüşü, birbirine zıt anlayışlar ve bitmek bilmeyen yorumlar saklıdır. Çünkü insan, doğası gereği çeşitliliktir.
Aynı gökyüzünün altında yaşayan milyonlarca insan, hayata bambaşka pencerelerden bakar. Kimi dünyayı bir sınav olarak görür, kimi bir yolculuk, kimi ise sadece yaşanması gereken bir anlar bütünü olarak… İnançlar değişir, değerler farklılaşır, doğrular yer yer çarpışır. Ama bütün bu farklılıkların ortasında değişmeyen tek şey, insanın arayışıdır: anlam arayışı.
İşte bu yüzden “insanoğlu” dediğimizde aslında bir çelişkiler toplamını da anlatırız. Hem iyiliği hem kötülüğü içinde barındıran, hem merhameti hem öfkeyi taşıyan bir varlıktır insan. Aynı kalpte sevgi de büyür, nefret de. Aynı akıl hem inşa eder hem yıkar.
Farklılıklar çoğu zaman ayrılık sebebi gibi gösterilse de, gerçekte insanı insan yapan zenginliğin ta kendisidir. Çünkü herkes aynı düşünseydi, ne gelişim olurdu ne de değişim. Fikirlerin çatışması, aslında hakikatin doğmasına zemin hazırlar.
Belki de asıl mesele, bu çeşitliliği tehdit olarak görmek yerine, anlamaya çalışmaktır. Çünkü insanı anlamak; sadece söylediklerini değil, inandıklarını, yaşadıklarını ve hissettiklerini de görmeyi gerektirir.
Sonuçta “insanoğlu” dediğiniz şey; tek bir renk değil, bir bütün olarak bir mozaiktir. Ve o mozaiğin her parçası, ne kadar farklı olursa olsun, bütünü tamamlayan bir anlam taşır.
Fatihalarla gömülmek isterim,
Dualarla uğurlanmak
Bir avuç toprak altında değil sadece,
Rahmetin gölgesinde uyumak.
Bu dünya da benimdi bir vakit,
Hayatta bazı insanlar vardır tıpkı fesleğen gibi
Dokunulmadıkça kokusunu vermez, varlığındaki cevheri hemen açığa çıkarmaz.
Onları ilk bakışta diğerlerinden ayırt etmek zordur.
Herkes gibi yaşar, herkes gibi konuşur, herkes gibi yürürler hayatın içinde.
İnsanın fıtratı yazılmış
kader gibi;
Nanköre sadakat öğretemezsin,
Yalancıya doğruluk,
Kötüye iyilik.
Bir zamanlar belki çok şeyimiz yoktu ama huzurumuz vardı. Aile içinde sıcaklık, çevremizde samimiyet, küçük şeylerden doğan bir mutluluk vardı. Şimdi ise daha stresli, daha gergin ve daha mutsuz bir toplum haline geldik. Bu yüzden benim sosyal medyadaki amacım; dış dünyanın ağırlığından biraz olsun uzaklaşmak, içimizi ferahlatacak paylaşımlarla karşılaşmak ve mümkünse buna katkı sağlamak.
Elbette yanlış gördüğüm şeyleri dile getirmekten kaçınmıyorum. Ancak bunu yaparken de özellikle çocukları ve gençleri düşünmeye çalışıyorum. Onların daha saf, daha umut dolu dünyalarını karartacak görüntülerden uzak durmayı bir sorumluluk olarak görüyorum. Çünkü her paylaşım, sadece bize değil, onları da etkiliyor.
Hepimiz zaman zaman hata yapabiliriz. Eğer ben de farkında olmadan böyle bir yanlışa düşersem, lütfen beni uyarın. Çünkü amacım; kırmak, üzmek ya da karamsarlık yaymak değil, aksine biraz olsun iyiliği ve güzelliği çoğaltabilmek.
Sevgilerimle ve saygılarımla
Geçim derdi,
genel kültürü susturdu.
Kitapların yerini faturalar,
kütüphanelerin yerini
hesap makineleri aldı.
Geçmişimizi unuttuk
bir rüzgar aldı bizden hatıraları,
köklerimiz toprağın altında suskun şimdi.
Sağa sola savruluyoruz
adı konmamış fırtınalarda,
Geçmişin yükünü omuzlarında taşıyıp
ömrünü ahlarla, vahlarla tüketenler vardır.
Dünün gölgelerine sığınır,
bugünün hesabından kaçarlar.
Oysa Allah,
Eğer bir gülü
yalnız kokusundan değil,
parmağına batan dikeninden de seveceksen
gel.
Çünkü sevda dediğin şey
Ruhunda med-cezir yaşayan adamım ben;
hem giderim,
hem kalırım aynı yerde.
Ne garip iştir şu yaşamak dediğin




-
Muhsin Yener
Tüm YorumlarÇöl Ortasında Bir Vaha
Denize kavuşmak umuduyla
bir ırmağın koynunda aktığımı sandım.
Her virajı,
her taşı,
her sessizliği
denize çıkan bir yol bildim.
Oysa yanılmışım...
Meğer ben,
sulara kavuşmayı bekleyen bir ırmak değil,
sonsuz susuzluğun ort ...