İzmir gibi sev beni sevgilim…
Bir sabah vakti Kordon’da esen
ılık imbat rüzgârı gibi sev.
Sessiz ama derinden,
yorgun ama umutlu sev.
Kuşlara yazılmıştı çoktan,
uçup giden kanat seslerine...
Ota, toprağa,
çiçeğin sabah çiyine...
Ege Köyleri
hemen yanı başımızda
ama şehirlinin unuttuğu,
adı bile anılmayan yerler.
Yosun tutmuş taşlar
Kasaba Milliyetçiliği Değil
Artık kasaba milliyetçiliği devri bitmiştir!
Türk'üm diyen, yalnız yaşadığı sokağı değil;
Ufkun ötesindeki soydaşının sesini de duymalıdır.
Yüzlere Bakarım
Doğuştan taşıdığım bir sezgi bu...
İnsanların yüzlerine bakarım,
gözlerinde saklı kalan
sessiz hikâyeleri okurum.
Sevdan değil
başıma gelen
fikrime bir deli kuş konmuş
kanatlarıyla içimi karıştıran
adı konmamış bir rüzgar gibi.
Toprağımın adı Türkiye,
kalbimde taşıdığım bir harita gibi.
Cumhuriyetin bir vatandaşıyım,
bir imzanın, bir mücadelenin mirasıyım.
Eline, diline, beline sahip ol dediler,
Biz önce insan olmayı unuttuk.
İncinsen de incitme dediler,
Biz yaralarımızı kinle büyüttük,
Merhameti zayıflık sandık.
Bir ellerinde viski bardakları vardı
öbür ellerinde yıpranmış bir bayrak.
Marşlar söylüyorlardı yüksek sesle,
ama duymuyorlardı
gecekondu mahallesinde aç uyuyan çocuğun sesini.
İşçi sınıfına yıllardır öğretilen bir şey var: “Daha çok çalış, daha çok üret, daha çok sabret.” Ama kimse dönüp şu soruyu sormuyor Bu düzenin asıl yükünü taşıyan insanlar neden sürekli borçluymuş gibi yaşamak zorunda bırakılıyor?
Oysa gerçek tam tersidir. İşçi sınıfının insanlığa karşı hiçbir borcu yoktur. İnsanlık, bugün sahip olduğu her şeyi o görünmeyen ellerin emeğine borçludur.
Sabahın ilk ışığında yollara düşen, alın terini ekmeğe dönüştüren, fabrikalarda, tarlalarda, inşaatlarda, hastanelerde, atölyelerde hayatı ayakta tutan insanlardır onlar. Şehirlerin ışıkları onların emeğiyle yanar, sofralara gelen her lokma onların mücadelesinden geçer. Ama ne gariptir ki en çok onlar unutulur, en çok onlar yok sayılır.
İşçi, sadece bir üretim gücü değildir. O, hayatın kendisidir. Onun emeği olmadan ne ekonomi döner, ne toplum ayakta kalır, ne de insanlık ilerler. Buna rağmen yıllardır işçiye sabır, fedakârlık ve suskunluk öğütlenir. Hak aradığında “fazla istiyorsun” denir, sesini yükselttiğinde “nankörlük” ile suçlanır.
Oysa nankörlük varsa, bu emeği görmezden gelenlerdedir.
İnsanlık tarihi, emeğin sırtında yükselmiştir. Ama aynı tarih, emeğin çoğu zaman görmezden gelindiğinin de hikâyesidir. İşçi sınıfı, sadece bugün için değil, gelecek nesiller için de mücadele eder. Daha adil bir dünya, daha insanca bir yaşam için direnir. Ve bu direniş, aslında insanlığın vicdanıdır.




-
Muhsin Yener
Tüm YorumlarÇöl Ortasında Bir Vaha
Denize kavuşmak umuduyla
bir ırmağın koynunda aktığımı sandım.
Her virajı,
her taşı,
her sessizliği
denize çıkan bir yol bildim.
Oysa yanılmışım...
Meğer ben,
sulara kavuşmayı bekleyen bir ırmak değil,
sonsuz susuzluğun ort ...