Bazı anlar vardır; insanın kendisini bile tanıyamadığı, içinden bambaşka birinin çıkıp geldiği… İşte ben de seni gördüğüm anlarda öyle biri oluveriyorum. Sanki hayatın bütün ağırlığı bir kenara çekiliyor, zaman yavaşlıyor ve geriye sadece o an kalıyor.
Gözlerine baktığımda, alıştığım bakışlarımı unutuyorum. Daha derin, daha anlamlı, daha cesur bakmak istiyorum. Ellerini tuttuğumda ise, sıradan bir dokunuş yetmiyor; sanki o anı durdurmak ister gibi, daha sıkı, daha içten sarılmak geliyor içimden. Ama hayat, her zaman istediğimiz gibi davranmamıza izin vermiyor.
Her bakışta gözlerin gözlerimde eriyor, ama o anın büyüsü bir türlü kalıcı olmuyor. Ellerimiz birbirine değiyor, sonra kayıp gidiyor. İçimde bir sıcaklık yükseliyor, tarifsiz bir duygu sarıyor beni. Ne var ki, o en basit görünen şeyi bile başaramıyorum: Sevgimi iki kelimeyle ifade etmek…
Dudaklarıma kadar gelen o sözler, tam söylenecekken eriyip gidiyor. Belki de bazı duygular, sözcüklerden daha ağırdır. Belki de insan, en çok söyleyemedikleriyle anlatır kendini.
Ve ben, sana söyleyemediklerimle
yaşıyorum.
Üç günlük dünyanın
beş kuruşluk insanlarıyla uğraştık durduk.
Sekiz ayrı kan grubu var dediler,
şansımıza
hep kansızlar çıktı karşımıza.
Önce kendime yazıyordum,
sessizliğime yoldaş kelimelerle
Sonra düştüm şiir sayfalarına,
her dize biraz daha ben oldum.
Kırk iki yaşında
Beni yüreğine yaz sevgilim,
bir kenarına değil üstelik,
öyle kurşunkalemle filan da değil...
Yağmur görünce silinen cinsten hiç değil.
Ben büyük laflar bilmem sevgilim,
Bütün şarkıların sustuğu gün gitmelisin
bir tren garında unutulmuş valiz gibi
sessiz, ağır
ve biraz yağmur kokarak…
Çünkü bazı ayrılıklar
Ben kendi çayımı kendim demliyorum sonra,
ince belli bir yalnızlığa doldurup
sessizce içiyorum.
Ne yapacaksın şimdi?
Beni ihbar mı edeceksin
Kavgayı sürdürme evlat,
Öfke ateştir;
Önce sahibini yakar.
Barışın ince yolundan yürü,
İşine bak,
Yıllardır aynı sahnenin farklı perdelere bölünmüş halini izliyoruz. İsimler değişiyor, etiketler değişiyor ama senaryo hep aynı kalıyor Türk-Kürt, sağcı-solcu, Alevi-Sünni, dinci-laik, çarşaflı-pantolonlu, türbanlı-türbansız İnsanlar, kimlikleri üzerinden ayrıştırılıyor; düşünceler, yaşam biçimleri ve inançlar üzerinden karşı karşıya getiriliyor.
Oysa gözden kaçırdığımız basit ama hayati bir gerçek var: Hepimiz insanız.
Yanlış yapmak, eksik kalmak, farklı düşünmek insan olmanın doğasında var. İşte tam da bu yüzden tahammülü, sabrı ve hoşgörüyü öğrenmek zorundayız. Birbirimizi değiştirmeye çalışmak yerine anlamaya çalışsak, belki de bu kadar keskin ayrımların anlamsızlığını daha net görebiliriz.
Toplum olarak en büyük hatalarımızdan biri, farklı olanı tehdit olarak görmek. Oysa farklılık, zenginliktir. Aynı düşünmek zorunda değiliz; ama aynı ülkede, aynı gökyüzünün altında huzur içinde yaşamak zorundayız. Bunun yolu da birbirimizin yaşam alanına saygı duymaktan geçer.
BABALAR GÜNÜNE DAİR
Bugün bir gün daha değil,
bir ömrün omuzlarında taşınan emeği hatırlama günüdür.
Saçlarına aklar düşüren,
Bugün
babam geldi aklıma
çocukluğum usulca kapıyı araladı,
ardımdan koşan bir ses düştü içime
“derslerine çalış oğlum”




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!