Laf dinlemez oldu şu yalan cihan,
Dost bildiğim herkes eyledi figan.
Yoruldu bu gönül tükendi derman,
Ben gidiyorum dostlar dünya size kalsın.
Kime ne söylesem tersine anlar,
Uçuruma doğru koşar adım gitme,
Kendi canını sen hüsran eyleme.
Sana bir ikazdır bu sözüm, dinle;
Dur hele bir düşün, nereye gidiyorsun?
Gözümden akıttım hasret yaşını,
Aşkın potasında eğdim başını,
Arar bu garip kul dert yoldaşını,
Düştü arzum Medine’ye, nurlu ravzaya,
Selam olsun o şahane, ulu sevdaya.
Ey enbiyalar serveri ulu sultan,
Nurunla aydınlandı bu yüce cihan,
Adına kurban olsun mülk ile bu can,
İki cihan güneşi, candan merhaba,
Ehlen ve sehlen yâ Resul merhaba.
Ekmek nimetlerin asil başıdır,
Fakir fukaranın temel aşıdır.
Alın teri ile pişer fırında,
Kutlu bir emek var onun sırrında.
Çiftçinin emeği gizlidir özde,
Halife kıldı bizi Rahman,
Yeryüzüne geldi insan.
Yükü ağır, koca bir can,
Gaflet ile düşer insan.
Görürüz kapının önünden geçen hayatı,
İçimizde ertelenmiş binlerce yolculuk.
Cesaret çağırır da bizi o eşikten,
Ve biz, adım atamayız.
Biliriz cevabını sorulmayan soruların,
Dilimizin ucunda birikir en doğru kelimeler.
Eşrefil verasın sen ya Muhammed,
Kâinat nurunla buldu hep hayat.
İlk yaratılan nur senin nurundur,
Mülkün her zerresi o nurlu turdur.
Âdem’in balçığı henüz sudadır,
Dört duvar arası değil bu mekân,
Huzurun kokusu tüter odamda.
Dışarıda fırtına, kopsa da tufan,
Ruhum sükûnete erer koynunda.
Eşik kederi dışarıda bırakır,
Gece gündüz desem de hakkın kelamını,
Görmüyor gözleri ömrün biteceğini.
Nefsin eline vermişler tüm yaşamını,
Evlat dinlemez oldu hakkın sesini.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!