Efendimiz buyurdu gafletten uyan,
Dehşetli gerçeği eyliyor beyan.
Nefsin deryasında boğulur canlar,
Ahiret yurdunu unuttu canlar.
"Benim bildiğimi bilseydiniz siz,
Yüzyılların bağrından süzülüp gelen rüya,
Seni konuşur durur kubbendeki her ziya.
Boğaz'ın mavi tülü sanki nurlu bir derya,
Cihanın gözbebeği, aziz şehir İstanbul.
Ecdadın ayak izi sinmiş her taşlarına,
Arkamda dağ gibi duran ulu çınar,
Senden fışkırır hep o şefkatli pınar.
Yolumu aydınlatır sendeki o nur,
Gölgen bile yeterdi canım babam.
Nasır tutmuş ellerin helal lokmayla,
Toprak örtüsün sıyırdı, uykudan uyandı bahar,
Ölü gibi duran dala, Allah can üfledi var.
“Ölü toprağı dirilten, ölüleri diriltir” haber,
Her yeşeren yaprakta, kudretinden bir eser.
Çatlayan tohum güldü, “Ya Rab, geldim” dedi toprağa,
Bahar Ve Diriliş
Bakıp ibret eyle her yıl bahara,
Can gelir kurumuş ağaca, diyara,
Hakk'ın fermanıyla uyanır nebat,
Ölümden sonraya tam bir delildir,
Yüce Hak’tan inen mukaddes ferman,
Mümin sînelerde sönmeyen iman.
Leke kabul etmez, eğilmez bir can,
İffetin şanlı nişânıdır örtüm.
Uyan ey şaşkın kul, nefse esir olma,
Ramazan’ın 17’si, Bedir çölü kızgındı,
Üç yüz on üç yiğit, imanla donanmıştı.
Kılıçlar şakırdardı, “Allah Allah” nidaları,
Şehadet şerbetini, güle güle içtiler.
Hubeyb düştü önce, “Ya Rab şahit ol” dedi,
Es ey deli rüzgâr, uğra Medine bağına,
Yüzünü sür o yeşil kubbenin eşiğine.
Şu garip gönlümün bitmez, tükenmez ahını,
Götür ulaştır canlar canının katına.
Yolunuz düşerse şayet o nurlu diyara,
Benden selam söyleyin Ahir Zaman Nuruna.
Dokuz ay karnında lütufla taşıyan,
Bizimle ağlayıp bizimle yaşayan.
Yemeyip yediren, derdimizle kaynaşan,
Cennet kokulu yârim, benim aziz annem.
Geceler boyu hiç kırpmazdı gözünü,
Bir garibim şu dünyada gezerim,
Dert mürekkep oldu gamla yazarım.
Gurbet eli vatan sandı bu canlar,
Halimi ne bilsin gafil olanlar.
Gelen ağlar, giden ağlar bu hana,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!