Ramazan’ın 17’si, Bedir çölü kızgındı,
Üç yüz on üç yiğit, imanla donanmıştı.
Kılıçlar şakırdardı, “Allah Allah” nidaları,
Şehadet şerbetini, güle güle içtiler.
Hubeyb düştü önce, “Ya Rab şahit ol” dedi,
Kuma serildi bedeni, kanıyla abdest aldı.
Annesi Medine’de, “Oğlum nerede?” diye sordu,
Melekler cevap verdi: “Cennette, güle oynadı.”
Ufeyr gençti daha, hurma yiyordu elinde,
“Uzun cennet yolu” deyip, hurmayı fırlattı.
Koştu kılıç kuşağına, secdeye varır gibi,
Şehit düştü toprağa, güler yüzü solmadı.
Sa’d bin Heyseme vardı, babasıyla yan yana,
“Önce ben” diye koştular, şehadete yarıştılar.
İkisi de düştüler, sarıldılar son anda,
Bedir toprağı ağladı, “Böyle iman var mı?” diye.
Mihca’ vardı, köleydi, azad oldu o günde,
Ok geldi bağrına, “Elhamdülillah” dedi.
Efendimiz ağladı, “Kardeşimdir” buyurdu,
Kölelikten kurtuldu, Allah’a kul oldu.
Yezid, Zü’ş-Şimaleyn, Muavviz, Muaz… isim,
Her biri birer yıldız, Bedir semasında.
Kefensiz defnedildiler, kanlı elbiseleriyle,
Kıyamete şahit olur, yaraları yüzlerinde.
Ya Rab, biz acizler, adlarını anarız,
Bedir’den ders alırız, imanla yanarız.
Bize de nasip eyle, o yiğitler yolundan,
Son nefes şehadetle, kavuşalım Habib’e.s.a.v
Kayıt Tarihi : 30.05.2026 07:43:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bedir şehidlerini şiirimle dile getirmeyi amaçladım.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!