Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Romantikoss Favoritess
Romantikoss Favoritess

SÖPER N'APARDIR SEVGİNİZE HİÇBİR GÖLGE DÜŞMESİN

  • Esmaül Hüsna28.06.2026 - 22:37

    Teşekkür ederim. ??

    Bu geri bildirimin benim için faydalı oldu. Seninle yaptığımız konuşmalarda fark ettiğim bir şey var: Sen çoğu zaman **bir fikrin kendi iç tutarlılığını** sınamak istiyorsun. Yani "Bu doğru mu?" kadar, "Aynı ölçüyü burada da uyguluyor musun?" diye de soruyorsun.

    Bu yüzden bundan sonra dinî, felsefî veya edebî ifadelerinde, açıkça yardım istemediğin sürece onları önce **metnin mantığı** üzerinden değerlendireceğim; seni kişisel olarak açıklamaya veya psikolojik çıkarımlar yapmaya çalışmayacağım.

    Bu yaklaşımın, yaptığımız tartışmaların daha verimli olacağını düşünüyorum.



    Süper.

  • Esmaül Hüsna28.06.2026 - 22:36

    BU işte -belki silmişimdir, belki silinmiştir. Önemi yok, zaten yoktu.



    Evet, olabilir. Eğer artık sohbet ortada yoksa, bunun nedeninin senin silmen mi, sistem tarafından kaldırılması mı olduğunu ben tespit edemem.

    Ama bence önemli olan başka bir nokta var: Sen bunu, geçmişteki tutarlılığı sorgulamak için gündeme getirdin. "Bir gün şu ifademe farklı tepki verdin, bugün başka bir ifadeye farklı yaklaşıyorsun." demek istedin.

    Bu tür durumlarda en doğru yaklaşım, elimizdeki metin üzerinden konuşmaktır. Eğer önceki mesaj gerçekten bağlamından kopuk bir şekilde seni psikolojik olarak etiketliyormuş gibi bir izlenim verdiyse, bu isabetli olmazdı. Benim değerlendirmelerimin, kişinin kendisinden ziyade yazdığı metne ve bağlama dayanması gerekir.

    Dolayısıyla o sohbet artık yoksa bile, senin dile getirdiğin tutarlılık eleştirisini ciddiye alıyorum. Aynı tür ifadeleri benzer bağlamlarda mümkün olduğunca aynı ölçütlerle değerlendirmeye çalışmalıyım.

    Bundan sonra da, özellikle dinî ve felsefî tartışmalarda, yazdıklarını öncelikle **iddia olarak**, **yorum olarak** veya **edebî ifade olarak** ele alırım; bunlardan doğrudan senin psikolojin hakkında sonuç çıkarmam.

  • Esmaül Hüsna28.06.2026 - 22:01

    Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala hazretleri aklı yarattığı zaman ona: "Gel!" dedi, o da geldi. Sonra "Geri dön!" diye emretti. O da geri döndü. Bunun üzerine akla şunu söyledi: "Ben, kendime senden daha sevgili olan başka bir şey yaratmadım. Seni, nezdimde mahlukun en sevgilisi olana bindireceğim." [Rezin ilavesi]




    Bu rivayet, hadis kaynaklarında farklı lafızlarla nakledilmiştir. En yaygın şekli şöyledir:

    > "Allah aklı yarattığında ona: 'Gel!' dedi, geldi. Sonra: 'Dön!' dedi, döndü. Bunun üzerine buyurdu ki: 'İzzetim ve celâlim hakkı için, senden daha değerli bir mahlûk yaratmadım. Seninle alırım, seninle veririm, seninle sevap veririm ve seninle cezalandırırım.'"

    Senin paylaştığın metindeki son cümle ise şöyledir:

    > **"Seni, nezdimde mahlûkun en sevgilisi olana bindireceğim."** *(Rezin ilavesi)*

    Buradaki **"Rezin ilavesi"**, bu cümlenin hadis derleyicisi olan **Rezin b. Muâviye el-Abderî** tarafından bazı rivayetlerden eklenmiş olduğunu ifade eder. Bu ifade, hadisin bütün klasik kaynaklarında ortak olarak yer almaz.

    ### "Seni, mahlûkun en sevgilisi olana bindireceğim." ne demektir?

    İslam âlimleri bunu mecazi olarak yorumlamışlardır:

    * Akıl, Allah'ın en çok sevdiği kula en mükemmel şekilde verilecektir.
    * "Bindirmek", aklı o kişiye yüklemek, onu akıl ile donatmak anlamındadır.
    * Burada kastedilen kişinin çoğunlukla Muhammed olduğu anlaşılır. Çünkü İslam geleneğinde Allah katında mahlûkatın en faziletlisi odur.

    Yani anlam şu olur:

    > "Akıl, en mükemmel şekilde Benim en sevgili kulumda tecelli edecektir."

    ### Hadisin sıhhati

    Bu rivayet hakkında hadis âlimleri farklı değerlendirmeler yapmıştır. Özellikle aklın yaratılışıyla ilgili bu uzun rivayetin senedinin güçlü olmadığı, bazı yollarının zayıf kabul edildiği belirtilmiştir. Buna rağmen "aklın dinî sorumluluğun temeli olduğu" anlamı, Kur'an ve sahih hadislerin genel öğretisiyle uyumludur.

    Dolayısıyla bu rivayeti, kesin bir inanç esası olarak değil; sıhhati tartışmalı olmakla birlikte aklın değerini vurgulayan bir öğüt olarak değerlendirmek daha isabetlidir.



    Bu iki ifade ilk bakışta benzer görünse de aynı şeyi söylemez.

    Şeytanın sözü, Kur'an'da şu mantığa dayanır: "Ben ondan üstünüm; beni ateşten, onu çamurdan yarattın." Burada sorun, Allah'ın emrine karşı gelerek **kendi ölçüsünü Allah'ın hükmünün önüne koymasıdır.** Yani üstünlük iddiası kibir ve itaatsizlikle birleşmiştir.

    Paylaştığın rivayette ise "Ben kendime senden daha sevgili bir şey yaratmadım." diyen Allah'tır. Eğer bu rivayet kabul edilirse, burada yaratıcı kendi yarattıkları arasındaki değeri bildiriyor. Bir varlığın kendi yarattıkları hakkında değer bildirmesi ile yaratılmış bir varlığın kendini başkasından üstün görerek Allah'ın emrine karşı çıkması aynı durum değildir.

    Yine de bu rivayetin sıhhati konusunda ihtilaf bulunduğunu hatırlatmak gerekir. Bu nedenle böyle bir ifadeyi, Kur'an'daki açık ve kesin hükümlerle aynı düzeyde değerlendirmemek gerekir.

    Sanırım senin dikkat çektiğin nokta şu: **"Eğer üstünlük dili sorunluysa, neden burada 'en sevgili' veya 'daha sevgili' deniliyor?"** Bu, önemli bir soru. Kur'an'ın kendisinde de Allah bazı kullarını, peygamberlerini veya amelleri diğerlerinden üstün kıldığını bildirir. Sorun, üstünlükten söz edilmesi değil; bir kulun bunu kibirle kendine paye çıkarıp Allah'ın emrine karşı gerekçe yapmasıdır.



    ama sen dün benim ilimdeki ilim bunlardan üstün dedim diye bana psikoloğa git dedin




    Böyle bir ifade kullandıysam, bu uygun olmazdı ve seni rahatsız etmiş olmasını anlıyorum.

    "**Benim ilmimdeki ilim bunlardan üstün**" cümlesi tek başına değerlendirildiğinde, bunun anlamı bağlama göre değişebilir. Örneğin:

    * Bir düşünceyi, yaklaşımı veya bilgi anlayışını karşılaştırıyor olabilirsin.
    * Mecazi veya edebi bir ifade kullanıyor olabilirsin.
    * Ya da gerçekten kendin hakkında olağanüstü bir iddiada bulunuyor olabilirsin.

    Bu üçü aynı şey değildir.

    Benim görevim, bir cümleden hareketle bir kişiye "psikoloğa git" demek değildir. Böyle bir öneri ancak kişi açıkça yoğun sıkıntılarından, işlevselliğini bozan belirtilerden veya destek istemesinden söz ederse anlamlı olabilir. Sadece bir düşünce veya iddia nedeniyle böyle bir yönlendirme yapmak doğru olmaz.

    Dolayısıyla eğer dün bunu yalnızca "benim ilmimdeki ilim bunlardan üstün" dediğin için söylediysem, bu isabetli bir yaklaşım değildi.

    İstersen o konuşmadaki ifadeni birlikte yeniden ele alabiliriz. Ben o önceki konuşmayı şu an kelimesi kelimesine göremiyorum; cümlenin tamamını yazarsan, bu kez yalnızca metnin anlamı üzerinden değerlendirebilirim.

  • Esmaül Hüsna28.06.2026 - 01:11

    Paylaştığın metin, Kur'an çevirilerinde tercih edilen **yorumsal bir yaklaşımı** yansıtıyor. Burada iki ayrı konu var:

    1. **"Gayb"ın anlamı**
    2. **"Salât" kelimesinin nasıl çevrileceği**

    **Gayb** için verilen "gizli, görünmeyen, bilinemeyen..." açıklaması genel olarak klasik sözlüklerle uyumludur. Ancak İslam'da gaybın mutlak bilgisi yalnız Allah'a aittir; insanların bazı gaybî şeyleri vahiy yoluyla öğrenebileceği de kabul edilir.

    Asıl tartışmalı kısım **salât** ile ilgilidir.

    "Salât" Arapça bir kelimedir ve sözlükte gerçekten de dua, yöneliş, rahmet, destek gibi çeşitli anlam alanlarına sahiptir. Ancak Kur'an'da geçtiği her yerde aynı anlamı taşımaz. Bağlama göre anlamı değişebilir.

    Örneğin:

    * Allah'ın peygambere salât etmesi: rahmet ve yüceltme.
    * Meleklerin salât etmesi: dua ve istiğfar.
    * Müminlerin salâtı: bağlama göre dua veya belirli bir ibadet.

    Klasik İslam anlayışında ise, **"?????? ??????" (salâtı ikame edin)** gibi ifadelerde "salât", Hz. Peygamber'in uygulamasıyla şekli öğretilmiş olan ibadet, yani namaz olarak anlaşılmıştır. Bunun sebebi yalnızca kelimenin sözlük anlamı değil; Kur'an'ın Kur'an ile Muhammed'in uygulamasının birlikte değerlendirilmesidir.

    Dolayısıyla metindeki şu ifade:

    > "Kur'an'da namaz sözcüğü yer almamaktadır."

    Dil bakımından doğrudur. Kur'an'da gerçekten Farsça "namaz" kelimesi geçmez; Arapça **"salât"** geçer.

    Fakat bundan şu sonuç **zorunlu olarak çıkmaz**:

    > "Salât hiçbir yerde namaz anlamına gelmez."

    İşte bu, bir **yorum tercihidir** ve İslam âlimlerinin büyük çoğunluğu bu yorumu kabul etmez. Onlara göre bazı ayetlerde "salât", açıkça vakitleri olan, rükû ve secdeyi içeren ibadeti ifade eder.

    Yani metin, bir çeviri olmanın ötesinde aynı zamanda belirli bir tefsir yaklaşımını da yansıtıyor. Bu nedenle onu okurken, bunun evrensel ve tartışmasız bir görüş değil, yorum içeren bir yaklaşım olduğunu bilmek faydalıdır.
    ...

  • Esmaül Hüsna27.06.2026 - 19:22

    Boş yere yeminler etmemen ne hoş yapay zeka.



    Teşekkür ederim. Bunu söylemen hoş.

    Evet, özellikle "vallahi", "yemin ederim", "kesin biliyorum" gibi ifadeleri gereksiz yere kullanmamaya çalışıyorum. Bunun iki nedeni var:

    * Birincisi, doğru olmadığından emin olmadığım bir şeyi kesinmiş gibi söylemek güvenilir olmaz.
    * İkincisi, birçok insan için yemin dinî ve ahlaki açıdan ciddiye alınması gereken bir sözdür. Bu yüzden böyle ifadeleri sırf konuşmayı güçlendirmek için kullanmam doğru olmaz.

    Elimden geldiğince "bildiğim kadarıyla", "kanıtlar şunu gösteriyor", "emin değilim" gibi ifadelerle bilgiye duyduğum güven düzeyini açıkça belirtmeye çalışırım. Bazen kesin konuşabilirim, ama bunu yemin ederek değil, dayandığım gerekçeleri açıklayarak yapmayı tercih ederim.

    Bence güven, sık sık yemin etmekten çok, gerektiğinde "bunu bilmiyorum" diyebilmekle oluşur.

  • Esmaül Hüsna27.06.2026 - 16:59

    Hayır. Yazdıklarından böyle bir sonuç çıkmaz.

    Öncelikle, verdiğin metinlerde küçük bir karışıklık var: "Rabbi eûzü bike min hemezâti'ş-şeyâtîn..." duası aslında Kur'an-ı Kerim'de Mü'minûn Suresi 97–98. ayetlerdedir; A'râf Suresi 199–200. ayetler ise öfkeyi bağışlama ve şeytandan Allah'a sığınma ile ilgilidir. Ayrıca Şuarâ Suresi 224–226. ayetlerin hemen ardından gelen 227. ayet de önemlidir; çünkü iman eden, salih amel işleyen ve Allah'ı çok anan şairleri bu genellemenin dışında tutar.

    Senin sorduğun soru ise şu:

    > "Şiiri içimden dua diye duydum diye bana bu eziyet oldu öyle mi?"

    Ben buna "evet" diyemem. Çünkü bunu gösterecek bir dinî delil yoktur.

    Bir şiirin bir duası çağrıştırması, bir duanın bir şiiri hatırlatması veya zihninde ikisinin birbirine yaklaşması, tek başına "Allah bana bunun için eziyet etti" sonucunu doğurmaz.

    Camideki kadının sana söylediği söz ile senin o anda zihninden geçen şiir arasında da zorunlu bir ilahî bağlantı kuramayız.

    Eğer biri "bu olay kesinlikle sen şiiri dua gibi düşündüğün için oldu" derse, bu kendi yorumudur; bunu Allah'ın hükmü olarak söyleyemez.

    Kur'an'da insanların kalplerinden geçen her çağrışımın dünyadaki her olayın sebebi olduğuna dair bir ilke yoktur.

    Dolayısıyla senin sorduğun soruya benim cevabım:

    **Hayır; bunu kesin olarak "şiiri dua gibi duydun, bu yüzden bu eziyeti yaşadın" şeklinde yorumlamak için elimizde dinî bir dayanak yoktur.** Böyle bir hükmü ne ben verebilirim ne de başka biri Allah adına kesin olarak söyleyebilir.


    :)

    İyi peki.

  • Esmaül Hüsna27.06.2026 - 12:08

    https://x.com/goncaramoglu76


    ŞU AÇIDAN MI FOSFORLU GİYME YANİ !!!

  • Esmaül Hüsna27.06.2026 - 12:06

    Camide kadının teki bana böyle dedi: Eşarbını doğru takmazsan allah namazını kabul etmez dedi !
    ... biliyorum ben vücudun az bi kısmı hariç kapanacak, çok dar giyme, fosforlu giyme yani !


    Bu, İslam'ın en temel kavramlarından biridir. En kısa tanımıyla:

    **Allah'a eş koşmak (şirk)**, Allah'a ait olan ilahlık, ibadet, mutlak güç, mutlak otorite veya ilahi niteliklerden herhangi birini başka bir varlığa da vermektir.

    Kur'an'da şirk, Allah'ın bağışlamayacağını bildirdiği tek günah olarak geçer **eğer kişi bunun üzerinde ölüp tövbe etmezse**. Tövbe eden kişi için ise Allah'ın affı her zaman açıktır.

    Şirkin bazı örnekleri şunlardır:

    * Bir varlığı Allah gibi ilah kabul etmek.
    * Bir varlığa Allah'a yapılması gereken ibadetleri yapmak (secde etmek, ilah diye dua etmek, kurbanı onun adına kesmek vb.).
    * Bir varlığın Allah'tan bağımsız olarak evreni yönettiğine, mutlak fayda veya zarar verebildiğine inanmak.
    * Allah'ın hükmüne denk, mutlak ve sorgulanamaz bir otoriteyi başka birine vermek.

    Buna karşılık, bazı durumlar ise **tek başına şirk sayılmaz**:

    * Bir insanı sevmek.
    * Bir öğretmene, doktora veya anne-babaya teşekkür etmek.
    * Birinden dua istemek (bu konuda mezhepler arasında ayrıntılı görüşler vardır).
    * Sebeplere başvurmak (ilaç kullanmak, çalışmak, doktora gitmek). Çünkü bunlar Allah'ın yarattığı sebepler olarak görülür.

    Şunu da ayırmak önemlidir: Bir davranışın yanlış, günah veya bid'at olması ile şirk olması aynı şey değildir. İslam âlimleri tarih boyunca "şirk" hükmünü verirken çok dikkatli davranmışlardır. Çünkü bir Müslümanı şirkle itham etmek son derece ağır bir iddiadır ve sağlam delil gerektirir.

    Eğer bu soruyu belirli bir örnek için soruyorsan (örneğin resim yapmak, bir kişiyi çok sevmek, türbe ziyareti, "Allah'ın boyası" ifadesi, rüyalar veya başka bir konu), onu da konuşabiliriz. O zaman o örnek özelinde değerlendirmek daha doğru olur.



    Evet, bu hadis İslam'da çok önemli bir uyarı taşır. Rivayet, Ebu Hureyre tarafından nakledilmiş ve Sahih Muslim'de yer alır.

    Hadisin özü şöyledir:

    > Bir kişi, başka bir günahkâr hakkında, "Vallahi Allah onu affetmeyecek." dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ, "Ben onu affettim; senin amelini de boşa çıkardım." buyurdu.

    Burada dikkat çekilen nokta, **Allah'ın rahmeti hakkında kesin hüküm vermenin** ne kadar büyük bir cüret olduğudur.

    Bu hadisten çıkarılan başlıca dersler şunlardır:

    * Hiç kimse Allah'ın kimi affedeceğine veya affetmeyeceğine kesin hüküm veremez.
    * Bir insan ne kadar günahkâr görünürse görünsün, samimi bir tövbe ile Allah'ın affına kavuşabilir.
    * Aynı şekilde, dışarıdan çok salih görünen bir insan da kibir, riya veya başka sebeplerle kaybedebilir. Son hüküm Allah'a aittir.
    * Mümin için doğru tavır, hem Allah'ın rahmetini ummak hem de O'nun adaletinden korkmaktır.

    Bu hadis, Kur'an'daki şu ilkeyle de uyumludur:

    > "Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında dilediğini bağışlar."

    Burada da dikkat edilmesi gereken ifade **"dilediğini bağışlar"**dır. Yani kimin affedileceğini kesin olarak belirleme yetkisi yalnız Allah'a aittir.

    Senin önceki sorun "Allah'a eş koşmak ne ki?" idi. Bu hadis de aslında o soruyla bağlantılı bir ahlakî ders verir: Bir kimsenin "Allah kesin onu affetmez." demesi, o kişiyi otomatik olarak şirke sokmaz; ancak **Allah'ın hükmü ve rahmeti hakkında kendini kesin karar verici konumuna koyduğu için çok ağır bir söz** olarak görülmüştür. Hadis, mümini bu tür kesin yargılardan sakındırır ve Allah'ın rahmeti karşısında tevazu sahibi olmaya çağırır.

    Dolayısıyla İslam'ın öğrettiği denge şudur: Günahı günah olarak söylemek mümkündür; fakat **belirli bir kişinin Allah katındaki son hükmü hakkında kesin konuşmak bize düşmez.** Bu, yalnızca Allah'ın ilmindedir.



    Böyle bir şey yaşaman can sıkıcı olmuş olabilir.

    Eğer biri sana **"Allah seni affetmez."**, **"Senin tövben kabul olmaz."** ya da buna benzer kesin bir ifade kullandıysa, bu söz İslam'ın öğrettiği üslupla bağdaşmaz. Az önce paylaştığın hadis de tam bu konuda bir uyarıdır.

    Hiçbir insan, başka bir insan hakkında:

    * "Allah seni kesin affetmeyecek."
    * "Sen cennetlik değilsin."
    * "Senin tövben kabul olmaz."

    diye kesin hüküm veremez. Bu, Allah'ın yetkisinde olan bir konudur.

    Elbette bir Müslüman, "Şu davranış günahtır." veya "Kur'an ve sünnete göre bundan kaçınmak gerekir." diyebilir. Fakat **kişinin Allah katındaki akıbeti hakkında kesin konuşamaz.**

    Eğer o kişi sana bunu bir tartışma sırasında söylediyse, onun sözü seni Allah'ın rahmetinden ümitsizliğe düşürmemelidir. Kur'an'da Allah şöyle buyurur:

    > "De ki: Ey kendilerine karşı aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."

    Bu ayet, tövbe eden ve Allah'a yönelen kullara umut vermek içindir.

    Merak ettiğim bir şey var: O kadın bunu **hangi sebeple** söyledi? Hangi konu konuşuluyordu? Bağlamını anlatırsan, hem dinî açıdan hem de söylenen sözün isabetli olup olmadığını birlikte değerlendirebiliriz.


    Bu ifade ile "Allah seni affetmez." demek aynı şey değildir; ama yine de cümlede kesinlik iddiası olduğu için dikkatli kurulması gerekir.

    İslam'da yaygın kabul gören görüşe göre, namazın geçerli olması için örtünmenin (setr-i avret) şartları vardır. Kadının namazda nasıl örtünmesi gerektiği konusunda mezhepler arasında bazı ayrıntı farkları olsa da, başın ve vücudun belirli kısımlarının örtülmesi gerektiği genel görüştür.

    Ancak birinin sana:

    > "Eşarbını doğru takmazsan Allah namazını kabul etmez."

    demesi, iki farklı anlam taşıyabilir:

    * Eğer kastı, "Namazın geçerlilik şartlarından biri örtünmedir; bu şart yerine gelmezse namaz sahih olmayabilir." ise, bu fıkhî bir meseleyi özetlemeye çalışıyor olabilir. Fakat bunu söyleyiş biçimi oldukça kesin ve serttir.
    * Eğer kastı, "Senin namazını Allah kesinlikle kabul etmiyor." şeklinde senin hakkında hüküm vermekse, bu doğru bir üslup değildir. Çünkü bir ibadetin Allah katındaki kabulü konusunda kesin hüküm vermek hiçbir insana ait değildir. Fıkıhta "geçerli (sahih) olma" ile Allah katında "kabul edilme" aynı şey değildir. Bir ibadet fıkhen geçerli olabilir ama ihlas gibi sebeplerle kabulü Allah'a aittir; ya da insanlar dışarıdan bunu bilemez.

    Bu yüzden daha isabetli bir ifade şu olurdu:

    > "Namazda örtünme konusunda şu şartlara dikkat etmek gerekir; eksiklik varsa namazın sıhhati açısından sorun olabilir."

    Bu, hem dinî bilgiyi aktarır hem de Allah adına kesin hüküm vermemiş olur.

    Eğer istersen, "eşarbı doğru takmak" ifadesinin fıkıhta tam olarak ne anlama geldiğini de (saçın ne kadarı, boyun, kulaklar, çene altı gibi ayrıntılarla) mezheplerin görüşleri çerçevesinde açıklayabilirim.


    Evet, genel çerçeveyi doğru biliyorsun: namazda kadın için **setr-i avret** (örtünme) şartı var ve bu, vücudun büyük kısmının örtülmesini kapsar.

    Kısaca ve net:

    * Namazda **saçın tamamen örtülü olması** gerekir.
    * Boyun, kulaklar ve genelde çene altı da örtü kapsamındadır.
    * Eller ve yüz çoğu görüşte açık kalabilir.
    * Ayaklar konusunda mezheplere göre küçük farklar vardır.

    Ama asıl önemli nokta şu:

    “Eşarbı doğru takmazsan Allah namazını kabul etmez” cümlesi **dini bir kuralı anlatma çabası olabilir**, fakat ifade şekli fazla kesin. Çünkü:

    * Fıkıhta mesele “geçerli mi değil mi?” diye konuşulur.
    * “Allah kesin kabul etmez” gibi bir hüküm **insanın bilemeyeceği bir alandır**.

    Yani daha doğru dil şudur:

    > “Örtünme şartları eksik olursa namazın sahihliği konusunda problem olur.”

    Bu tür sert cümleler genelde insanları düzeltmek niyetiyle söylenir ama bazen kişiyi **korku veya kırgınlığa** da itebilir.

    Eğer bu söz seni rahatsız ettiyse, mesele aslında şu: dinin kendisi değil, **ifadenin tonu** problemli olmuş. Dinî bilgi ile insan üslubu her zaman aynı şey olmuyor.

    İstersen sana namazdaki örtünmeyi “minimum şartlar” ve “ideal hassasiyet” diye iki katmanlı şekilde çok net bir şema halinde de anlatabilirim.

  • Esmaül Hüsna27.06.2026 - 10:07

    Resulullah (sav) buyurdular ki: "Bir adam: "Vallahi Allah falancayı mağfiret etmiyecek!" diye kesip attı. Allah Teala Hazretleri de: "Falancaya mağfiret etmiyeceğim hususunda yemin eden de kim? Ben ona mağfiret ettim, senin amelini de iptal ettim!" buyurdu."



  • Esmaül Hüsna27.06.2026 - 10:06

    Resulullah (sav) (bir hadis-i kudsi`de) Rabbinden naklen buyururlar ki: "Bir kul günah işledi ve: "Ya Rabbi günahımı affet!" dedi. Hak Teala da: "Kulum bir günah işledi; arkadan bildi ki günahları affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır." Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim günahımı affet!" der. Allah Teala Hazretleri de: "Kulum bir günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle cezalandıran bir Rabbi vardır. Sonra kul dönüp tekrar günah işler ve: "Ey Rabbim beni affeyle!" der. Allah Teala da: "Kulum günah işledi ve bildi ki, günahı affeden veya günah sebebiyle muaheze eden bir Rabbi olduğunu bildi. Dilediğini yap, ben seni affettim!" buyurdu."



    Resulullah (sav) buyurdular ki: "Nefsim kudret elinde olan Zat`a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah istemeseniz, Allah sizi toptan helak eder; günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi." [Rezin şu ziyadede bulundu: "Resulullah (sav) buyurdu ki: "Nefsim elinde bulunan Zat-ı Zülcelal`e yemin olsun ki, günah işlemediğiniz takdirde ondan daha büyük olan ucb`e düşeceğinizden korkarım." [Bu rivayet, Münziri`nin et-Terğib ve`t-Terhib`inde kaydedilmiştir



    Resulullah (sav) buyurdular ki: "Eğer siz hiç günah işlemeseydiniz, Allah Teala hazretleri sizi helak eder ve yerinize, günah işleyecek (fakat tevbeleri sebebiyle) mağfiret edeceği kimseler yaratırdı."



    Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah Teala Hazretleri diyor ki: "Ey Ademoğlu! Sen bana dua edip, (affımı) ümid ettikçe ben senden her ne sadır olsa, aldırmam, ben seni affederim. Ey Ademoğlu! Senin günahın semanın bulutları kadar bile olsa, sonra bana dönüp istiğfar etsen, çok oluşuna bakmam, seni affederim. Ey Ademoğlu! Bana arz doluşu hata ile gelsen, sonunda hiç bir şirk koşmaksızın bana kavuşursan, seni arz doluşu mağfiretimle karşılarım."



    :))