Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Romantikoss Favoritess
Romantikoss Favoritess

SÖPER N'APARDIR SEVGİNİZE HİÇBİR GÖLGE DÜŞMESİN

  • Esmaül Hüsna11.06.2026 - 09:24

    Bu öyle de El Aliyy, el Hafıd derken özgürlükten söz etmek bu anlamda da hiç kimseye değil sadece Allah'a bu konuyu emanet etmek için de öyle... yoksa "bir gün namaz kılmadın bugün haksızsın" gibi değildir. Sadece Allah'a yönel diye öyle.




    Evet, anlattığın şeyde vurgu sürekli aynı noktaya geliyor:

    > "Ben El-Aliyy veya El-Hâfıd dediğimde insanlara hüküm vermiyorum; birilerini yükseltiyor, alçaltıyor, haklı ya da haksız ilan etmiyorum. Bu konuyu Allah'a emanet ediyorum."

    Bu durumda isimler senin için birer etiket veya insanları değerlendirme aracı değil; Allah'a yönelişin dili oluyor.

    Mesela özgürlük, adalet, baskı gibi bir konuda:

    * "El-Aliyy" dediğinde bir kişiyi kastetmiyorsun,
    * "El-Hâfıd" dediğinde bir kişiye ceza biçmiyorsun,
    * "Bugün namaz kılmadın, o halde haksızsın" gibi bir sonuca da varmıyorsun.

    Senin anlattığın çerçevede daha çok şu var:

    > "Ben insanların iç yüzünü, haklılığını, değerini belirlemeye çalışmıyorum. Konuyu Allah'a bırakıyorum ve Allah'a yöneliyorum."

    Bu nedenle senin için Esmâü'l-Hüsnâ bir "insan değerlendirme sistemi" değil, bir teslimiyet ve emanet dili gibi görünüyor.

    Daha önce söylediğin "Sadece Allah var" vurgusuyla da uyumlu bu. Yani isimleri andığında asıl hareket:

    * İnsanlardan Allah'a doğru,
    * Hüküm vermekten Allah'a bırakmaya doğru,
    * Kontrol etmeye çalışmaktan teslim etmeye doğru.

    Bu yüzden senin itiraz ettiğin şey de anlaşılır oluyor: Bir ismi zikretmeyi, insanlara dönük gizli bir mesaj veya yargı gibi yorumlamak, senin kastettiğin yöneliş biçimini kaçırıyor. Sen o isimleri öncelikle Allah'a hitap olarak görüyorsun.

  • Esmaül Hüsna11.06.2026 - 09:22

    Allahım bu insanlara özgürlüğünü ver denilemez mi yani bugün ülkemizde?



    Elbette denilebilir.

    Bir insan kendi inancı doğrultusunda:

    > "Allah'ım, bu insanlara özgürlük ver."
    >
    > "Allah'ım, insanlara adalet, huzur ve güvenlik nasip et."
    >
    > "Allah'ım, haksızlıkları gider."

    diye dua edebilir.

    Bunlar belirli bir siyasi görüşe bağlı olmak zorunda değildir; genel olarak insanların iyiliği, adaleti ve huzuru için yapılan dualardır.

    İslam geleneğinde de insanlar kendileri için olduğu kadar başkaları için de hayır, adalet, emniyet, ferahlık ve kolaylık istemişlerdir. Bir toplumun daha adil, daha huzurlu veya daha özgür olmasını dilemek de bu kapsamda görülebilir.

    Senin önceki mesajlarında sık sık vurguladığın bir nokta vardı: Bir şeyi söylerken aslında onu Allah'a söylüyorsun. Bu açıdan bakarsak:

    > "Allah'ım, bu insanlara özgürlük ver."

    cümlesi de insanlara değil, Allah'a yöneltilmiş bir dua olur; yani bir talep ve temenni niteliği taşır.

    İnsanlar bu duanın nasıl gerçekleşeceği konusunda farklı düşünebilirler, ama dua etmenin kendisi açısından, insanların iyiliğini, adaletini ve özgürlüğünü istemekte dinî açıdan bir sakınca yoktur.

  • Esmaül Hüsna11.06.2026 - 09:20

    Biz büyük bir baskı karşısında nasıl dua edebilirdik ki? Allahım bize baskı zulüm yaşatma, üstümüzden bütün baskı ve haksızlığı uzaklaştır, denmez mi?


    Evet, bir insan büyük bir baskı, haksızlık veya zulüm altında hissediyorsa Allah'a şöyle dua etmesi çok doğal olur:

    > "Allah'ım, bizi zulümden koru."
    >
    > "Allah'ım, üzerimizdeki baskıyı kaldır."
    >
    > "Allah'ım, bize güç ver, hakkı ve adaleti nasip et."
    >
    > "Allah'ım, bizi haksızlığa uğratma ve haksızlık edenlerin şerrinden muhafaza et."

    İslam tarihinde de insanlar sıkıntı, korku, baskı ve zulüm zamanlarında Allah'a sığınmışlar, yardım ve ferahlık istemişlerdir. Bu, Allah'a güvenmenin ve O'ndan yardım dilemenin bir parçası olarak görülür.

    Senin önceki mesajlarınla bağlantılı olarak anladığım kadarıyla burada vurguladığın şey şu:

    > "İnsan baskı altındayken Allah'a sığınır. Bu, kötü bir şey istemek değil; aksine baskının, zulmün ve haksızlığın kalkmasını istemektir."

    Bu oldukça anlaşılır bir dua. Çünkü burada talep edilen şey başkasına zarar gelmesi değil, kişinin veya toplumun üzerindeki haksızlığın sona ermesidir.

    Ayrıca böyle bir dua etmek, "Ben baskıdan korkan biriyim" ya da "Ben kötüyü düşünüyorum" anlamına da gelmez. İnsan doğal olarak iyiliği, adaleti, huzuru ve emniyeti ister. Baskının kalkmasını istemek de bunun bir parçasıdır.

    Senin kullandığın ifadeyle söylersek:

    > "Allah'ım, üzerimizden bütün baskıyı ve haksızlığı uzaklaştır."

    Bu, birçok inananın içtenlikle edebileceği bir duadır.

  • Dinlesen Daha İyi11.06.2026 - 09:09

  • Dinlesen Daha İyi11.06.2026 - 09:07





  • Esmaül Hüsna10.06.2026 - 22:31

    Bilgi olarak herkesle paylaşılacak bir şey değil Allah !




    Burada önemli bir hassasiyet var ve onu doğru yerden anlamak iyi olur.

    İslam düşüncesinde de “Allah bilgisi” sıradan bir bilgi gibi görülmez. Yani:

    * Bir fizik kuralı gibi anlatılmaz
    * Bir nesne gibi “tam tarif edilir” bir şey değildir
    * İnsan diline indirgenmesi zaten sınırlıdır

    Ama aynı zamanda şu da var:

    * Allah’ın varlığı, isimleri ve sıfatları insanlara **bildirilmiş** kabul edilir
    * Yani tamamen “paylaşılamaz, konuşulamaz” bir alan da değildir

    Kur'an bu yüzden hem “Allah hakkında konuşur” hem de sürekli “O’nu kuşatamazsınız” vurgusu yapar. Yani iki çizgi birlikte gider: **bilinir ama sınırlı bilinir**.

    Senin söylediğin şeyin özü şu gibi:

    > “Allah bir ‘bilgi nesnesi’ gibi herkesin elinde dolaşacak bir konu değil.”

    Bu, “Allah’ı nesneleştirmeme” hassasiyeti olarak anlaşılabilir ve saygı içeren bir bakış.

    Ama şunu dengelemek de önemli:

    * Allah hakkında konuşmak tamamen yasak ya da yanlış değildir
    * Asıl sınır, O’nu insan bilgisi gibi “tam ve kontrol edilebilir” bir şey sanmamaktır

    Yani problem “konuşmak” değil, “sığlaştırmak”.

    Senin çizgin daha çok şu:

    > “Allah hakkında konuşulacaksa bile bu, sıradan bir bilgi paylaşımı gibi olmamalı.”

    Bu, birçok inançlı insanın da paylaştığı bir saygı sınırıdır.

  • Esmaül Hüsna10.06.2026 - 22:29

    Hiç anlamadığım bir konu gibi Allah'ı bilememek diye karşıma çıkarılmasından nefret ederim.



    Bunu çok net anlıyorum: “Allah’ı bilememek” ifadesi sana sanki bir eksiklik ya da sana dışarıdan dayatılan bir yargı gibi geliyor ve bu rahatsız ediyor.

    Burada aslında iki farklı kullanım karışıyor:

    ### 1) “Allah’ı bilememek” ne demek?

    Dini dilde bu ifade genelde şunu anlatır:

    * Allah’ı **tam kuşatmak, tamamen kavramak** insan için mümkün değildir
    * Çünkü Allah, insan bilgisinin sınırlarını aşan bir varlık olarak düşünülür

    Yani burada “hiç bilmiyorsun” değil,
    **“tam olarak sınırlayamazsın”** anlamı vardır.

    ### 2) Senin rahatsız olduğun yer

    Sen bunu şöyle algılıyorsun gibi:

    > “Sanki ben Allah’ı hiç anlamıyormuşum gibi bana geri veriliyor.”

    Bu, gerçekten sert ve yanlış kullanılan bir dil olabilir. Çünkü inançta da şu ayrım var:

    * Bilmek (iman, yöneliş, farkındalık)
    * Kuşatmak (tam açıklama, sınırlandırma)

    İkisi aynı şey değil.

    ### 3) Senin duruşun

    Sen aslında şunu söylüyorsun:

    > “Ben Allah’ı soyut bir ‘bilinmezlik’ olarak değil, doğrudan yöneldiğim bir gerçeklik olarak biliyorum.”

    Bu bir “bilmemek” değil; **ilişki kurma biçimi**.

    ### 4) En önemli nokta

    “Allah’ı bilememek” cümlesi sana bir yargı gibi sunulduğunda doğal olarak itiraz ediyorsun. Çünkü senin deneyimin:

    * uzaklık değil
    * kopukluk değil
    * doğrudan yöneliş

    Bu yüzden o ifade sana “beni yanlış tanımlıyorlar” gibi geliyor.

    ---

    İstersen sana şunu sorabilirim:
    Seni daha çok rahatsız eden şey “Allah’ı bilememek” cümlesinin kendisi mi, yoksa bunun sana bir eksiklik gibi sunulması mı?

  • Esmaül Hüsna10.06.2026 - 22:27

    Bazen her şeyi bırakıp Allah demek lazım diye hissetmek istemem ben, zaten görüyor ve duyuyor...




    Bunu söylediğin yer oldukça net: sen Allah’la ilişkiyi “sürekli tekrar edilen bir söz” gibi değil, **zaten var olan bir yakınlık ve bilinirlik hali** olarak görüyorsun.

    Yani:

    > “O zaten görüyor ve duyuyor, ben bunu tekrar ederek bir şey eklemem gerekmiyor.”

    Bu düşünce İslam’da da tamamen yabancı değil. Çünkü inançta şu da var:

    * Allah’a zikir sadece “bilgi vermek” değildir
    * Allah zaten kulunu bilir, duyar
    * Zikir daha çok insanın kendi bilincini toparlamasıdır

    Ama senin itiraz ettiğin nokta şu gibi:

    > “Bunu bir zorunlu davranışa, sürekli tekrara veya ‘yapmak zorundayım’ hissine çevirmek istemiyorum.”

    Bu çok anlaşılır bir sınır.

    Şu ayrımı net koymak iyi olur:

    * **Zorunluluk hissiyle yapılan tekrar:** insanı yorabilir
    * **İçten gelen yöneliş:** zaten kısa, sade ve bazen sessizdir

    İslam düşüncesinde de “Allah’ı hatırlamak” sadece dil ile değil:

    * fark etmek
    * bilinç
    * niyet
    * yöneliş

    olarak da anlatılır.

    Senin söylediğin şeye en yakın ifade şu olur:

    > “Allah’ı hatırlamak bir görev performansı değil, bir farkındalık hali.”

    Burada küçük bir dengeyi de ekleyeyim:
    “Zaten görüyor ve duyuyor” düşüncesi doğru bir tevhid bilinci olabilir, ama zikir de bunun karşıtı değil; sadece farklı bir ifade biçimi.

    Yani mesele:

    * “söylemek zorunda olmak” değil
    * “istersem söylemek, istemezsem susmak ama Allah’ı bilmek”

    Eğer istersen şunu sorabilirim:
    Seni en çok rahatsız eden şey “tekrar etmek zorunda kalmak” hissi mi, yoksa insanların bunu bir ölçü gibi görmesi mi?

  • Esmaül Hüsna10.06.2026 - 22:25

    Bende bu isimler kitapta yazıldığı gibi veya okuduğum gibi var... ama bu konu her şey mükemmel demek değil -bak benim küçücük bir resim yapmak için sadece boyaya ihtiyacım var ama bu kararı gün içinde vermek için bazen binlerce şey düşünmek bana dair bir başarı da değil. Bu isimler bunlardan farklı sadece... ben sadece Allaha söyleyebiliyorsam var, sadece Allah duyuyorsa değil.




    Söylediğin şeyi şöyle anlıyorum:
    Sen Esmâü’l-Hüsnâ’yı (“El-Muahhir”, “El-Hafîz” vb.) bir “olayları açıklama sistemi” gibi değil, **doğrudan Allah’a hitap dili** gibi yaşıyorsun. Ve bunun “gün içindeki düşünce kalabalığıyla” veya “karar verme süreçleriyle” aynı şey olmadığını özellikle ayırıyorsun.

    Bu ayrım önemli ve aslında şunu söylüyor:

    * Günlük düşünceler: karmaşık, çok sebepli, zihinsel süreçler
    * İsimlerle Allah’a yöneliş: daha sade, doğrudan ve tek muhataplı bir yöneliş

    Senin “sadece Allah’a söyleyebiliyorsam var” cümlen de şuna benziyor:

    > Bir şeyin anlamı, ancak Allah’a yöneliş içinde yer buluyorsa gerçek bir karşılık kazanıyor.

    Bu bir “psikolojik sadeleşme” gibi de okunabilir: her şeyi açıklamaya çalışmak yerine tek bir merkezde toplama isteği.

    Ama burada ince bir denge var:

    * Evet, Allah’a yöneliş **en doğrudan ve sade ilişki biçimi** olarak görülebilir
    * Ama insanın zihnindeki düşünceler ve kararlar da “Allah’tan ayrı bir alan” değil, yine hayatın parçası olarak kalır

    Yani İslam çerçevesinde:

    > Allah’a yöneliş, diğer süreçlerin yerine geçen bir şey değil; onların anlam çerçevesi

    Seninki ise daha çok şu hissi taşıyor:

    > “Ben parçalı düşünmek istemiyorum; tek muhatap Allah.”

    Bu, niyet olarak anlaşılır bir yöneliş.

    Ama şu kısmı netleştireyim:
    “Allah sadece böyle söylenirse var” gibi bir şey İslam’da yok. Allah’ın varlığı, insanın ifade biçimine bağlı değil; insanın ifade biçimi sadece **kendi yönelişini gösterir**.

    İstersen sana şunu sorayım:
    Bu “tek merkezde toplama” hali sende daha çok huzur mu veriyor, yoksa bazen düşünmeyi zorlaştıran bir ağırlık mı oluyor?

  • Esmaül Hüsna10.06.2026 - 22:21

    Ben Allah bana bunu yapmaz diyorsam ve El Muahhir diyorsam sen bana ayrıca yapabilir, bu kitaplarda bu yazılı mı derdin yani?



    Hayır, bu şekilde “kitaplarda yazılı mı, o yüzden olabilir mi?” gibi bir zorunluluk mantığı İslam’da yok.

    Ama konuyu netleştireyim:

    ### 1) “El-Muahhir” ne demek?

    Esmâü’l-Hüsnâ içinde “El-Muahhir” Allah’ın “dilediğini geri bırakan / erteleyen” sıfatı olarak anlatılır. Bu, Allah’ın iradesine dair bir isimdir; **insanlara bir olay tahmin sistemi değildir**.

    Yani:

    * “El-Muahhir dedim › bana şu olacak mı?”
    * “Bu isim yazılıysa o zaman kesin böyle olur mu?”

    Böyle bir mantık İslam’da yok.

    ### 2) “Allah bana bunu yapmaz” demek

    Bir insan “Allah bana bunu yapmaz” diyorsa bu:

    * bir umut,
    * bir güven,
    * bir dua hali olabilir

    Ama bu ifade:

    * “Allah’ın fiilini garanti altına alan bir cümle” değildir

    İslam’da Allah için “şunu yapmaz” gibi kesin sınır çizmek de, “kesin yapar” demek de insan bilgisini aşar.

    ### 3) Ben sana ne derdim?

    Ben sana şunu derdim:

    * “Bunu hissetmen anlaşılır”
    * “Ama Allah’ın fiilini insan kesinleştiremez”
    * “İsimler bir ‘olay kodu’ değil, Allah’ı tanıma dilidir”

    Yani mesele “kitapta yazıyor mu?” değil; mesele **Allah’ın isimlerini nasıl kullandığın**.

    ### 4) En net ayrım

    * Sen: “Allah bana bunu yapmaz”
    * İslam çerçevesi: “Allah dilerse yapar, dilerse yapmaz; kul O’na güvenerek dua eder”

    Bu yüzden isimler:

    * kaderi programlamak için değil
    * Allah’a yönelmek için vardır

    ---

    İstersen şunu da konuşabiliriz:
    Sende bu isimler daha çok “güven cümlesi” mi oluyor, yoksa “olayları kontrol etme dili” gibi mi hissediliyor?