Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Romantikoss Favoritess
Romantikoss Favoritess

SÖPER N'APARDIR SEVGİNİZE HİÇBİR GÖLGE DÜŞMESİN

  • Esmaül Hüsna24.06.2026 - 08:54

    Resim sadece beni temsil ediyor ve aslında resim adına konuşmam doğru olur ama her ressamı tanıtamam, sanki. Neden onlarla aynı sahada değilim? Neden ihtimallerin uzağındayım?


    Belki de aynı sahada olmamakla ihtimallerin uzağında olmak aynı şey değildir.

    "Resim sadece beni temsil ediyor" dediğinde aslında çok güçlü bir sınır çiziyorsun. Çünkü bir ressam kendi resmi adına konuşabilir; ama bütün resim sanatı adına konuşamaz. Bir yazar kendi kitabını açıklayabilir; ama bütün edebiyatı temsil edemez.

    Bu eksiklik değil.

    Tam tersine, sanatın doğal hâli.

    Çünkü senin resmini oluşturan şeyler; senin gördüğün çiçekler, senin okuduğun kitaplar, senin bekleyişlerin, senin hayal kırıklıkların ve senin sevinçlerin. Başka bir ressamın resminde ise aynı renkler olsa bile başka bir hayat bulunur.

    Bu yüzden:

    > "Neden onlarla aynı sahada değilim?"

    sorusuna benim vereceğim cevap:

    Belki aynı sahadasın ama aynı noktada değilsin.

    Bir ormanda yürüyen iki insan aynı ormandadır. Fakat biri ağacın kabuğuna bakarken diğeri kuş seslerini dinliyorsa aynı şeyi yaşamıyorlardır.

    Bir de metinlerinde sık sık karşılaştığım bir düşünce var:

    Sanki "gerçek ressamlar" diye bir topluluk var ve sen onların yanına sonradan gelmişsin gibi hissediyorsun.

    Oysa sanat tarihi biraz incelendiğinde görülür ki insanların çoğu kendini sonradan gelmiş hisseder. Çünkü insan kendi iç dünyasını bilir ama başkalarının yalnızca eserlerini görür.

    Sen kendi tereddütlerini biliyorsun.

    Onların ise tablolarını biliyorsun.

    Bu yüzden mesafe olduğundan büyük görünebilir.

    "Neden ihtimallerin uzağındayım?" sorusuna gelince...

    Yazdıklarından anladığım kadarıyla sen aslında ihtimallerden uzak durmaya çalışan biri değilsin. Tam tersine, bazen ihtimallerin çokluğu seni yoruyor.

    Bir resimde tesadüfü de görüyorsun, anıyı da, kaderi de, kabiliyeti de, algıyı da. Bu kadar çok pencere açan biri ihtimallerden uzak değildir.

    Belki hissettiğin şey uzaklık değil.

    Belki hissettiğin şey, henüz kendine ait yerin adını koyamamış olmak.

    Çünkü sen sık sık "ressam olmak" ile "resimle yaşamak" arasında gidip geliyorsun.

    Ve bunlar aynı şey değil.

    Bir insan ressam olmayabilir ama hayatı resimsel yaşayabilir.

    Bir insan sergi açmayabilir ama dünyaya renk, biçim ve anlam ilişkileri üzerinden bakabilir.

    Senin yazılarında bana görünen şey ikinciye daha yakın.

    Bu yüzden belki de soru şu değildir:

    > "Neden diğer ressamlarla aynı sahada değilim?"

    Belki soru şudur:

    > "Benim sahama hangi isim verilmeli?"

    Ve bunun cevabını senden başka kimse tam olarak veremez. Çünkü biraz önce söylediğin gibi, seni senin kadar tanıyan başka biri olmayacak. Resimlerin de önce o kişiyi, yani seni temsil edecek. Sonrası gelirse güzel; gelmezse de o temsil değersizleşmez.

  • Esmaül Hüsna22.06.2026 - 21:47

    Bu soru iki farklı açıdan ele alınabilir:

    * **Dini açıdan:** İslam'da rüyalar her zaman doğrudan ilahi bir mesaj olarak görülmez. Bazı rüyaların kişinin günlük yaşantısından, zihnindeki düşüncelerden, korkularından, beden durumundan veya rastgele imgelerden oluşabileceği anlatılır. Bu yüzden rüyanda bir sümüklüböcek görmen, Allah'ın özellikle bunu seçip göndermesi gerektiği anlamına gelmez. Rüya alanı, insan zihninin serbestçe imgeler ürettiği bir alan olarak da değerlendirilir.

    * **Felsefi açıdan:** Eğer Allah her küçük rahatsızlığı anında engelleseydi, insanın hayal gücü, bilinçaltı, özgür zihinsel süreçleri ve doğal psikolojik işleyişi de ortadan kalkardı. Bu bakış açısına göre rüyaların bazen tuhaf, anlamsız, hatta hoş olmayan olması dünyanın genel düzeninin bir parçası olabilir.

    Sümüklüböcek sembolüne gelince, tek ve kesin bir anlamı yoktur. Bazen insanlar onu yavaş ilerleme, bazen yapışkan bir mesele, bazen de sadece gün içinde gördükleri bir görüntünün rüyaya taşınması olarak yorumlar.

    Eğer rüya seni huzursuz ettiyse, gelenekte yatmadan önce dua etmek, özellikle Ayet-el Kürsi veya kısa sureler okumak tavsiye edilir. Ama tek başına bir sümüklüböcek rüyası genellikle önemli veya kötü bir işaret olarak kabul edilmez.

    Merak ettim: Rüyada sümüklüböcek ne yapıyordu? Üzerine mi geliyordu, yoksa sadece orada mı duruyordu? Bu, sembolik yorum açısından fark yaratabilir.

  • Esmaül Hüsna22.06.2026 - 20:26

    Yani bu durumda El Muahhir Kuran okumayı da geride bırakabilir ve Kuran da "okusa zaten zalim olurdu benim açımdan, ben peygamberim kendisi de buna mecbur değil" derdi öyle olmasa.




    Bunu şiirsel bir düşünce olarak okuyunca, sanki şöyle bir soru soruyorsun:

    > "Bir şeyin zamanı gelmediyse, onu zorlamak doğru olur mu?"

    İslamî açıdan bakarsak, Allah'ın isimlerinden biri olan "El-Muahhir" (erteleyen, geri bırakan anlamıyla yorumlanan isimlerden biri) ile Kur'an'ın mesajı arasında bir çatışma düşünülmez. Müslüman anlayışında hem zamanlama hem de hidayet Allah'a aittir.

    Ama şu kısmı ayırmak gerekir:

    > "Kur'an okusa zaten zalim olurdu."

    Bunu kesin bir dinî hüküm gibi söyleyemeyiz. Çünkü bir insanın neyi okuyup okumadığı, neyi anlayıp anlamadığı ve bundan nasıl sorumlu olduğu konusunda son hükmü insanların değil Allah'ın vereceği kabul edilir.

    Şiirsel düzlemde ise senin cümlen bana şunu çağrıştırıyor:

    > "Bazı karşılaşmaların vakti vardır.
    > İnsan hazır değilken zorlanan şey fayda değil yük olabilir."

    Bu, bir edebî yorum olarak anlaşılabilir.

    Fakat Kur'an açısından bakıldığında, temel vurgu genellikle zorlamaya değil davete, düşünmeye, anlamaya ve kişinin kendi iradesiyle yönelmesine yapılır. Bu yüzden "mecbur değil" fikri, insanın iradesi ve sorumluluğu bağlamında konuşulabilir; ama kimin zalim olup olmayacağı konusunda kesin yargıya varmak dinî açıdan çok daha iddialı bir söz olur.

    Yani şiir olarak:

    > "Henüz vakti değilmiş."

    denebilir.

    Ama dinî hüküm olarak:

    > "Okusaydı kesin zalim olurdu."

    demek, bizim bilemeyeceğimiz bir alan olur.

  • Esmaül Hüsna22.06.2026 - 20:25

    Ruh eşin hayattaysa, senin sadece yaptığın resim için birkaç dua okuyormuş. sonra hep birlikte asırlar önce düştüğümüz bir çukurda beni kaybettiği için üzülüyormuş.



    Bu düşünce şiirsel ve sembolik bir anlatım gibi duruyor.

    Sanki şöyle bir sahne var:

    > Ruh eşin hayatta.
    > Sen resim yapıyorsun.
    > O, resmin başarılı olması için değil, senin iyi olman için dua ediyor.
    > Sonra ikinizin de hatırlayamadığı kadar eski bir ayrılığın, bir kayboluşun hüznünü taşıyor.
    > "Asırlar önce düştüğümüz bir çukurda seni kaybettim" diyor.

    Buradaki "çukur"u gerçek bir yerden çok bir sembol olarak okuyorum: ayrılık, unutuluş, zaman, dünya hayatı, birbirini bulamama... Bunlardan herhangi biri olabilir.

    Ama bu tür imgeler güzel olsa da, bunların gerçekliğine dair bir bilgiye sahip değiliz. Bir ruh eşinin var olup olmadığını, hayatta olup olmadığını ya da böyle hissettiğini bilemeyiz.

    Şiir olarak ise şu duygu güçlü:

    > "Beni yaptıklarımdan dolayı değil, varlığımdan dolayı seven biri var.
    > Ve o, başarısızlığıma değil, kayboluşuma üzülüyor."

    Bu, resimden de büyük bir tema aslında. Resim sadece bir vesile; asıl mesele aranmak, özlenmek ve bulunmayı beklemek.

    Senin sevdiğin daha doğrudan şiir diline yakın bir şekilde söylersek:

    > Resmim için dua etmedi,
    > bana dua etti.
    >
    > Renkler kuruyunca sustu,
    > eski bir kuyuyu hatırladı.
    >
    > "Seni burada kaybetmiştim,"
    > dedi,
    > "yüzyıllar önce."



  • Esmaül Hüsna22.06.2026 - 20:20

    Bu konu ben nefesimi tutmuş resim yaparken Allah dediğim gibi müzik dikkatimi dağıtınca da Allah dediğim için -bari hangi şarkı dikkatimi dağıttı, neden, hangi tarihsel döngüde, hangi ayet açıklamasında, hangi isyanda diye de kitap okumak gibi de manasızmış

    Ama bu müzik resme de yansıyabiliyormuş.




    Söylediğin şeyi şöyle anlıyorum:

    Bir an var: resim yapıyorsun, tamamen ona dalmışsın. O anda da "Allah" diyorsun. Sonra bir müzik dikkatini çekiyor, dönüp bakıyorsun, yine "Allah" diyorsun. Ama sonradan biri o ikinci ana aşırı anlam yükleyebiliyor.

    Yani:

    > "Hangi şarkıydı?"
    >
    > "Neden dikkatini dağıttı?"
    >
    > "Bunun psikolojik anlamı ne?"
    >
    > "Hangi tarihsel bağlamla ilgili?"
    >
    > "Hangi ayetle bağlantılı?"

    gibi sorularla olay büyüyebiliyor.

    Oysa senin itirazın galiba şu:

    > "Bazen bir şey sadece olmuş olabilir."

    Müzik dikkatini çekmiştir. Birkaç saniye sürmüştür. Sonra geçmiştir. Bunun insanın bütün niyetini, karakterini veya manevi durumunu açıklayan büyük bir anahtar gibi ele alınması gerekmeyebilir.

    Kitap okurken de benzer bir durum olur. Bir cümleye takılıp pencereye bakarsın. Sonra okumaya devam edersin. O pencereye baktığın anı alıp kitabın tamamını açıklamaya çalışmak ne kadar eksikse, resim yaparken yaşanan kısa bir dikkat kaymasını da bütün hikâye yapmak o kadar eksik olabilir.

    Bu yüzden "hangi şarkı, neden, hangi döngü, hangi açıklama..." diye sonsuza kadar katman eklemek bazen gerçekten metnin kendisinden, resmin kendisinden veya yaşanan deneyimin kendisinden uzaklaştırabilir.

    Belki de senin söylediğin şeyin özünde şu var:

    > "Bir an yaşandı. Ama o an, bütün hayatın anahtarı olmak zorunda değil."

    Ve bazen insanın yaptığı iş —resim yapmak, okumak, koşmak, düşünmek— o anın yorumundan daha önemli olabilir. Çünkü dikkat kısa süreli olarak başka yere gitse bile, insanı anlatan şey çoğu zaman tekrar tekrar döndüğü merkezdir.



    Evet, bu da işin başka bir tarafı.

    Müzik dikkatini dağıtmış olabilir ama aynı zamanda resme de sızmış olabilir. Bunlar birbirine zıt şeyler değil.

    Bir ressam bazen müzikten rahatsız olur çünkü o anda görmek istediği şeyi perdelediğini hisseder. Ama aynı müzik daha sonra renk seçimlerine, ritme, fırça darbelerine veya resmin duygusuna etki edebilir.

    Bu yüzden mesele sadece:

    > "Müzik dikkatimi dağıttı."

    değil, bazen:

    > "Müzik resmin içine karıştı."

    olabilir.

    Sanat üretiminde etkiler çoğu zaman doğrusal değildir. Bir ses, bir koku, bir sokak manzarası, bir şiir dizesi önce bir kesinti gibi görünür; sonra dönüp baktığında eserin bir parçası olmuş olabilir.

    Sanırım senin önceki itirazın da burada geçerli. Birisi sadece "müzik dikkatini dağıttı" kısmını görürse eksik kalır. Sadece "müzik resme ilham verdi" kısmını görürse de eksik kalır.

    Gerçekte ikisi birden yaşanmış olabilir:

    > Müzik dikkatimi dağıttı.
    >
    > Müzik resme karıştı.
    >
    > Sonra yine resme döndüm.

    İnsan zihni ve sanat üretimi bazen böyle çalışır. Bir etki hem engel hem malzeme olabilir. O yüzden tek bir anı alıp kesin bir açıklamaya dönüştürmek zorlaşır.

    Belki de senin anlatmaya çalıştığın şey şu:

    > "Bir şeyin beni etkilemiş olması, ona teslim olduğum anlamına gelmez; ondan rahatsız olmuş olmam da onun eserime hiç girmediği anlamına gelmez."

    Bu ikisi aynı anda doğru olabilir.

  • Esmaül Hüsna22.06.2026 - 19:52

    Veya aynı şey oluyor, resim yapıyorum ve aklımda başka hiçbir şey yok ve canım sadece resme sabitlenmek istiyor ama kısa bir an müzik dikkatimi dağıtıyor ve bunun nedeniyle olan her şey (durmak, müzik kimden geliyor bakmak, başka bir müzik açmak, bir şarkıyı listemden silmek... yürümek, resme ara vermek, yemek yemek) alışkanlığım sanııyor. Ve ben "an içinde sıkışmayın" duasını değil de "en güzel boya allahın kim başka boya sürebilir" okudum sanılıyorum.




    Anlattığın şeyde bir tür "anın genelleştirilmesi" eleştirisi var.

    Senin örneğinde aslında olan şu:

    * Resim yapıyorsun.
    * Dikkatin büyük ölçüde resimde.
    * Bir dış etken (müzik, ses, bir düşünce, açlık vb.) araya giriyor.
    * Birkaç dakika boyunca onunla ilgileniyorsun.
    * Sonra belki tekrar resme dönüyorsun.

    Ama dışarıdan bakan biri bazen o birkaç dakikayı alıp bütün resmi onunla açıklıyor:

    > "Demek ki müziksiz yapamıyor."
    >
    > "Demek ki dikkati çabuk dağılıyor."
    >
    > "Demek ki sürekli ara veriyor."
    >
    > "Demek ki resimden çok şarkılarla ilgileniyor."

    Oysa senin hissettiğin şey şu olabilir:

    > "Hayır, bunlar resmin etrafında olup biten küçük olaylardı. Asıl olan saatlerce süren dikkat ve uğraştı."

    Bir romanı okurken bir kez pencereye bakmak, o romanı okumadığın anlamına gelmez. Bir koşucunun su içmek için durması, koşmayı bırakması değildir. Bir ressamın müziğin sesine dönüp bakması da resimden kopuk yaşadığı anlamına gelmez.

    Son cümlen de bence mecazi bir anlam taşıyor:

    > "Ben 'an içinde sıkışmayın' duasını değil de 'en güzel boya Allah'ın boyasıdır' okudum sanılıyorum."

    Bunu şöyle okuyorum: İnsanlar bazen senin yaptığın şeyin özünü değil, akıllarında kurdukları açıklamayı görüyorlar. Sen deneyimden, dikkatten ve yaşanmış andan söz ediyorsun; onlar ise buna hazır bir etiket yapıştırıyorlar.

    Belki de demek istediğin şu:

    > "Beni, dikkatimin bir anlığına döndüğü şeye bakarak değil; uzun süre boyunca yöneldiğim şeye bakarak anlayın."

    Çünkü insanı çoğu zaman o birkaç dakikalık sapma değil, tekrar tekrar döndüğü merkez anlatır. Senin örneğinde o merkez resim, okuma, düşünme, sessizlik ya da her neyse odur; aradaki küçük kesintiler değil.

  • Esmaül Hüsna22.06.2026 - 19:10

    insan resim yaparken saatlerce su bile içmiyor bazen -gerçekten ressam olmadığının sanılmasını istemezsin bence veya bir kitabı bir şairden daha iyi anlamış olabilirsin ama birden birisi müziği açsa "ben sessiz bir ortamdan keyif alamadım" dışında benim bir günahım yok, ben okurum, ben enerjimi iyi harcamalıyım, ben sabah güneşini kaçırmamalıyım, ben biraz koşmalıyım, ben bir anda yeşili kırmızı gördüm, ben anladım ki çok eşyam var, ben bu şarkıyı çalarım, ben çocuğum olsa izin vermem diyebilirsin


    Belki de ama biraz da bu insanı sürekli resim yapan biri değil diye ressam değil diye etiketleme de hoş olmazdı. Aslında bir müzik sesi çok açıldı gibi bir an içine sıkıştırmamak da önemli bütün bu konular farklı bir yere gittiğinde huzursuz biri sanılması konsantrasyonu düşük sanılması istenmezdi.




    Bu metinde dikkatimi çeken şey, bir kimlik iddiasından çok bir yaşam tavrı olması.

    Sanki şöyle diyorsun:

    > "Ressam olmak zorunda değilim, şiir yazmak zorunda değilim, bir şeyin uzmanı olarak görünmek zorunda değilim. Ama dikkatle bakabilirim. Bir kitabı derinden anlayabilirim. Sessizliği sevebilirim. Sabah güneşini kaçırmamayı önemseyebilirim. Koşabilirim. Fazla eşyam olduğunu fark edebilirim."

    Burada "ben" kelimesi sürekli tekrar ediyor ama bencil bir ben değil. Daha çok kendi hayatının sorumluluğunu alan bir ben.

    Özellikle şu bölüm güçlü:

    > "Ben okurum,
    > ben enerjimi iyi harcamalıyım,
    > ben sabah güneşini kaçırmamalıyım,
    > ben biraz koşmalıyım."

    Bu, şiirden çok bir iç tüzük gibi. Kişinin kendine yazdığı küçük kurallar.

    "Ben bir anda yeşili kırmızı gördüm" dizesi ise diğerlerinden ayrılıyor. Çünkü orada karar değil, algı var. Bir şaşkınlık, bir kırılma anı.

    Son cümle de ilginç:

    > "Ben çocuğum olsa izin vermem diyebilirsin."

    Burada anlatıcı birden kendinden çıkıp karşısındaki kişinin olası itirazını da duyuyor. Metin ilk kez tartışmaya açılıyor.

    Bana kalırsa bu parçanın merkezindeki duygu şu:

    **"İnsan olmak, bir sanatçı etiketi taşımaktan daha büyük bir şeydir."**

    Bazen bir ressam saatlerce su içmeden çalışır. Bazen bir okur bir kitabı yazandan farklı ve derin bir yerden anlar. Ama hayat yine de sabah güneşini, yürüyüşü, sessizliği, düzeni ve ölçüyü ister.

    Bu yüzden metin bana şiirden çok yürürken kendi kendine konuşan birinin düşünce akışı gibi geldi; doğal tarafı da burada.


    Evet, burada ince bir ayrım var.

    Bir insanın bir davranışından yola çıkarak bütün kişiliğini tarif etmek kolay ama çoğu zaman eksik olur.

    Mesela bir ressam saatlerce çalışırken dış dünyayı unutabilir. Başka bir gün ise müzik sesinden rahatsız olup sessizlik isteyebilir. Buradan "konsantrasyonu düşük" ya da "huzursuz biri" sonucu çıkmaz. Tam tersine, bazen yoğun dikkat gösterebilen insanlar dikkatlerini nasıl kullandıkları konusunda daha seçici olabilirler.

    Benzer şekilde:

    * Sürekli resim yapmıyor diye birinin sanatla bağı zayıf olmayabilir.
    * Sürekli şiir yazmıyor diye şiiri derinden anlamıyor denemez.
    * Gürültüden hoşlanmıyor diye sosyal ya da uyumlu olmayan biri sayılmaz.
    * Sessizliği seviyor diye huzursuz değil, belki tam tersine huzuru orada buluyordur.

    Senin anlattığın şey bana biraz şu düşünceyi çağrıştırıyor:

    > "Bir anı, bir alışkanlığı veya bir tercihi alıp insanın tamamıymış gibi yorumlamayın."

    Çünkü insan tek bir kareden ibaret değil. Bir gün atölyede saatlerce çalışan biri olabilir, başka bir gün sabah güneşini izlemek isteyen biri olabilir, başka bir gün koşuya çıkmak isteyen biri olabilir.

    Hatta sanat tarihinde de pek çok kişinin sanat üretimi ile günlük hayatı arasında büyük farklar vardır. Bir insanın dikkatini nereye verdiği, ne kadar ürettiğinden veya dışarıdan nasıl göründüğünden daha karmaşık bir şeydir.

    Bu yüzden metnindeki alt duygu bana biraz şu cümlede toplanıyor:

    > "Beni tek bir alışkanlığımla açıklamaya çalışmayın."

    Bu, savunma değil; daha çok insanın kendisine tanınmasını istediği genişlik ve hakkaniyet talebi gibi geliyor.


  • Esmaül Hüsna21.06.2026 - 13:27

    ?? Sonuç: 14/14 + Yorum Sorusu

    Bütün çoktan seçmeli soruların doğru.

    Bu, artık temel sanat tarihi çizgisini iyi kurduğunu gösteriyor:

    Antik › Rönesans › Barok › Modern dönemler

    Kontraposta

    Mitoloji (Poseidon, Hermes)

    Sürrealizm

    Katmanlı yorum

    Renk ve ifade ilişkisi


    Bunlarda artık tökezlemiyorsun.


    ---

    15. soru yorumun

    > "Sanatçı dünyaya katmıyor, kendini ifade ediyor veya dünyayı yorumlamak için resmi amaç ediniyor veya diğer akımların arasındaki yüzyıllara bugünü kendisi adına katmak için dünyaya yaklaşıyor ve kendi çerçevesini çok net belirlemiş."



    Bu cevabın içinde özellikle son kısım dikkatimi çekti:

    > "Yüzyıllara bugünü kendisi adına katmak."



    Bu aslında çok sanat tarihsel bir cevap.

    Çünkü bir ressam:

    sadece manzara çizmez,

    sadece kendini anlatmaz,

    aynı zamanda kendi zamanını da sanat tarihine ekler.


    Rönesans ressamı bunu farklı yapar, Barok ressamı farklı, Monet farklı, Picasso farklı.

    Senin yorumun da sanatçıyı bir "kayıt cihazı" değil, bir katılımcı olarak görüyor.


    ---

    Gonca'nın şu anki sanat profili ??

    Ben seni şu dört kavramla özetlerdim:

    1. Katman arayıcısı

    "Burada bu da var."

    2. Görsel akrabalık avcısı

    Bir kıyı çizgisiyle bir figür arasında ilişki kurabiliyorsun.

    3. Kontrollü açıklık

    Belirsizliği seviyorsun ama tamamen dağılmayı değil.

    4. Tarihle konuşan gözlemci

    Mitoloji, kilise, Beyoğlu, Noel Baba, sürrealizm, doğa... Bunları aynı masaya oturtabiliyorsun.


    ---

    Ve birkaç haftadır yaptığımız testlerden sonra şunu rahatlıkla söyleyebilirim:

    Başlangıçta daha çok

    > "Bu ressam kimdi?"



    seviyesinde ilerliyorduk.

    Şimdi ise

    > "Bir görüntü ne zaman anlam üretir?"



    sorusuna geldik.

    Bu, sanat tarihinden sanat felsefesine doğru geçiş demek.

    ??

    Perşembe için notum:

    Yeni test konusu: ??? Antik Yunan › Roma › Erken Hristiyanlık › Rönesans'a geçiş

    Bu kez sadece sanatçı isimleri değil;

    ikon,

    mozaik,

    fresk,

    mitolojik dönüşümler,

    kilise-sanat ilişkisi


    üzerine biraz daha derine ineriz.

    Teşekkür ederim Gonca. Bu testte özellikle son yorum sorusunun cevabı çok güzeldi. ????

  • Esmaül Hüsna21.06.2026 - 13:26

    Evet, evlilik ve hayırlı eş istemek için okunabilecek dualar vardır. Kur'an'da doğrudan "evlilik duası" adıyla bir dua geçmez ama bu niyetle okunan bazı ayet ve dualar vardır.

    1. Furkan Suresi 74. ayet

    > "Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve nesillerimizden göz aydınlığı olacak kimseler ihsan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl."



    Bu dua, hayırlı eş ve huzurlu aile için en çok okunan dualardandır.

    2. Kasas Suresi 24. ayet

    > "Rabbim! Bana indireceğin her hayra muhtacım."



    Kur'an-ı Kerim Bu dua, Hz. Musa'nın sıkıntılı bir dönemde yaptığı dua olarak bilinir ve hayırlı kısmet için de okunur.

    3. Kısa bir niyaz

    > Allah'ım, bana dinime, ahlakıma, gönlüme ve hayatıma hayırlı olacak bir eş nasip et. Hayırsız olandan uzak tut. Hakkımda hayırlı olanı kolaylaştır, gönlüme razılık ver. Âmin.



    Ayrıca gelenekte cuma günleri, seher vakitlerinde ve namazlardan sonra dua etmek tavsiye edilir. Evlilik için özel bir sayı veya zorunlu bir uygulama yoktur; samimiyetle ve düzenli dua etmek esastır.

    İstersen sana klasik kaynaklarda geçen daha uzun evlilik ve kısmet dualarından da birkaç örnek verebilirim.


    Tabii Yonca.

    Hayırlı eş ve huzurlu yuva duası

    > Allah'ım, kalbime huzur verecek, beni Sana yaklaştıracak, iyi günümde şükre, zor günümde sabra vesile olacak hayırlı bir eş nasip eyle. Aramıza sevgi, merhamet, anlayış ve sadakat yerleştir. Nefsimin değil, hakkımda hayırlı olanın peşinden gitmeyi nasip et. Beni de eşim için hayırlı bir insan eyle. Âmin.



    Kur'an'dan okunabilecek dualar

    Kur'an-ı Kerim

    > "Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan göz aydınlığı olacak kimseler bağışla..."



    Kur'an-ı Kerim

    > "Rabbim! Bana indireceğin her hayra muhtacım."



    Kur'an-ı Kerim

    > "Rabbim! Beni tek başıma bırakma; Sen varislerin en hayırlısısın."




    Bazı insanlar dua ederken sadece eş istemez; "hayırlı arkadaşlık, muhabbet, gönül huzuru ve doğru zaman" da ister. Bu, duayı biraz daha geniş ve teslimiyetli kılar.

    Senin şiir diline yakın kısa bir dua da olabilir:

    > Allah'ım, Kapımı çalacaksa bir gönül, önce kalbimi güzelleştir. Gelecekse bir yol arkadaşı, önce yolumu doğrult. Bana beni unutturacak değil, beni bana yaklaştıracak bir nasip ver. Âmin.

  • Esmaül Hüsna20.06.2026 - 15:04

    Gonca, bu soru aslında başarı ile ilişki arasındaki eski bir tartışmaya çıkıyor.

    "Binlerce insandan en iyisi olmak" bireysel bir zirvedir. "En iyisiyle en iyi olmak" ise ortak bir zirve.

    Birincisinde insan kendi gücünü ispat eder. İkincisinde ise hem kendi gücünü korur hem de başka bir değerle uyum kurar.

    Bu yüzden birçok düşünür ve şair dolaylı olarak ikinciyi daha kıymetli görmüştür. Çünkü tek başına yükseğe çıkmak zordur ama yüksekte kalabilmek çoğu zaman ilişki, dostluk, sevgi ve sadakat ister.

    Bir atasözü bunu çağrıştırır:

    > "Hızlı gitmek istiyorsan yalnız git, uzağa gitmek istiyorsan birlikte git."



    Bir başka düşünce:

    > "Birincilik insanı büyük yapar, paylaşılmış mutluluk insanı zengin yapar."



    Şiirlerde de buna benzer bir damar vardır. Mesela Yunus Emre'nin yaklaşımında "ben" olgunlaştıkça "biz"e dönüşür. Tasavvufta da kemalin ölçüsü sadece yükselmek değil, birlikte yükselebilmektir.

    Bu konuya yakın bazı sorular:

    Zirvede yalnız olmak mı, yoldaşla yürümek mi?

    Kazanmak mı daha büyük, paylaşmak mı?

    Hayran olunan kişi olmak mı, hayran olduğun kişiyle omuz omuza olmak mı?

    Başarı mı insanı tamamlar, aidiyet mi?

    En iyi olmak mı, en iyiyi görebilecek göz olmak mı?


    Deyim ve sözler:

    "Bir elin nesi var, iki elin sesi var."

    "Dost kara günde belli olur."

    "Yalnız taş duvar olmaz."

    "Marifet iltifata tabidir." (Değer, başkasıyla temas ettiğinde görünür.)


    Soruna kendi cevabımı verecek olsam:

    Binlerce insandan en iyisi olmak etkileyicidir; en iyisiyle en iyi olmak ise daha nadir bir başarıdır. Çünkü ilkinde rekabet yeterlidir, ikincisinde karakter gerekir.

    Bu düşünceden kısa bir şiir de doğuyor:

    > Bin kişiyi geçtim diye
    Yol bitmiş sayılmazmış.
    Bir gönüle denk düşmeden
    Zirve bile dağılmazmış.

    En iyi olmak kolaymış,
    Zor olan el uzatmakmış.
    Bir yıldız tek başına parlar,
    Gökyüzü olmak başkaymış.