Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Gül Den
Gül Den

Bugün yine takvimler ilk merhabana ayarlı. Acaba sen bensizliğin kaçındasın !

  • gül29.03.2026 - 18:19

    Bazı gül türleri “gece kokusu” üretir, ama bunu yalnızca gece çiçek açtıklarında böcekleri çekmek için yaparlar. Yani gül sadece gündüz değil, gece de “ziyaretçilerini” cezbetmek için aktif bir şekilde koku salgılar.

    Bazı araştırmalara göre, gece açan gül türlerinin kokusu, gündüz açanlardan çok daha yoğun ve tatlıdır; çünkü hedefledikleri böcekler gece aktiftir.

  • Sonra dedi ki29.03.2026 - 09:26

    Sonra dedi ki:
    “Ben senin aksine, yaşadığımız kötü anıları da hatırlıyorum…
    O yüzden gelemem sana.”

    Gülümsedim hafifçe:
    “Ben ise kötü hiçbir şeyi tutmam hafızamda…
    Bilinçaltım siler hepsini.
    Ne kendi hatalarımı diri tutarım üzülmek için,
    ne de başkasının kırdıklarını büyütürüm içimde kin diye.

    Bir an sustu…
    -“Peki,” dedi, “hiç mi iz kalmaz sende?”dedi.

    -“Kalır,” dedim, “ama yara olarak değil…
    ders olur, geçer.”

  • Sonra dedi ki28.03.2026 - 10:45


    Sonra durdu, dedi ki:
    — Zamana ihtiyacım var…

    Sustum bir an, kelimeleri tarttım içimde. Sonra usulca sordum:
    — Zamana… beni unutmak için mi ihtiyacın var, yoksa olup biteni susturmak için mi?

    Derin bir nefes aldı, sesi biraz kırıldı:
    — Seni unutamam ki…

    Ve o an anladım;
    bazen insanın istediği zaman,
    unutmak için değil…
    unutamadığıyla yaşamayı öğrenmek içinmiş.

  • aşk acısı27.03.2026 - 15:32

    Aşk acısı dedin.
    Biz sustuk.
    ..
    Her nefes, bir eksik cümle. Gözlerin geçerken bile hâlâ içimizde bir çığlık.

    ..Gitmiş olan, hâlâ orada; yokluk, varlığın en gür sesi.

  • özlemek27.03.2026 - 15:23

    Bazı zamanlar özlem, kavuşmayı istemekten vazgeçtiğinde başlar. Çünkü o noktada özlemek, bir ihtimal değil, bir kabulleniştir artık. Sessiz, ağır ve asil bir kabulleniş…
    İnsan, en çok o zaman anlar: bazı insanlar gitmez, sadece içinin daha derin bir yerine yerleşir.

  • nasılsın27.03.2026 - 14:30

    İçimde aynı anda hem sonbaharı döken,
    hem de baharı saklayan bir iklimin eşiğinde duruyorum.

    Kalbim hâlâ eski bir şehir gibi;
    bazı sokakları yıkık,
    bazı pencereleri içeriden kilitli,
    bazı kapılarıysa yanlış hatıralara açılıyor.

    Biraz suskunluğun içinde büyüyen bir cümle gibiyim. Söylenmediğim her an derinleşen,
    dile geldiğimde ise anlamını yitirmekten korkan…

    İçimde, kendine yer bulamamış duygular var.
    Her biri bir köşe kapmış,
    her biri kendi hikâyesini fısıldıyor; ama hiçbiri tam olarak anlatılmıyor.

    İyiyim desem, içimdeki kırık aynalara haksızlık ederim.
    Kötüyüm desem, hâlâ bir yerlerde direnen o ince ışığı inkâr etmiş olurum.
    Ben, tam ortasında kalmış bir hâlin adıyım.

    Belki de en doğrusu şu:
    Ben, içimde hâlâ hissetmeye cesaret eden yer kadar iyiyim… geri kalan her şey, sadece zamana tutunmayı öğrenmiş bir yorgunluk.

    Peki ya sen, nasılsın?

  • Sonra dedi ki26.03.2026 - 18:31

    Sonra dedi ki;

    ..... hayır, hayır ağlamıyorum.. gözüme anlaşılmak kaçtı da biraz.. ;)

  • what women want? / kadınlar ne ister?26.03.2026 - 12:51

    Sayın Yusuf, sen yüz kadına soru sormayı hayal etmişsin, mma tek bir kadının cümlesine sabrın yetmemiş.
    Bu, kadınların çok konuşmasından değil,
    senin eksikliğinden doğan bir gürültü olabilir.

    ‘İstekleri bitmiyor’ diyorsun ya,
    bir insanın anlaşılmak istemesini
    fazlalık sanacak kadar yorgunsun demek.
    Oysa kadın dediğin;
    biraz incelik, biraz emek, biraz da hakikat ister.
    Bunları ‘yük’ görenin omzu değil, zihni ağırdır.

    Eşitliği yalan saymışsın…
    Çünkü eşitlik, alıştığın üstünlüğü elinden alır;
    ve insan, en çok da kaybettiği ayrıcalığa ‘yalan’ der.
    Kadın-erkek eşitliği sana ‘yük’ gibi geliyorsa, muhtemelen eşitlik değil, alıştığın konfor alanı sarsılıyordur.

    Bir de ‘çıkar’ demişsin ya sevgiye ne acı…
    Sen sevilmeyi değil, satın alınmayı öğrenmişsin demek ki.
    Çünkü gerçekten seven biri,
    hesap yapmaz; his taşır.

    Velhasıl…
    Senin meselem dediğin şey kadınlar değil,
    kendi dar aynanda büyüttüğün gölgen.
    Ve insan, aynayı kırarak değil, bakmayı öğrenerek değişir.

    Bir de en tuhafı şu; dilinde kadınlara sitem,
    kalbinde yine bir kadına muhtaçlık…
    İnsan, değersiz gördüğü bir şeye neden bu kadar ihtiyaç duyar?

    Kadını küçümseyip,
    yine kadında teselli aramak
    bu çelişki değil, eksikliğin itirafıdır aslında.
    Çünkü sevmeyi bilmeyen, önce değersizleştirir;
    sonra da değersizleştirdiği şeyin yokluğunda
    kendi boşluğuyla yüzleşmemek için onu arar durur.
    Ve en çok da böyleleri,
    ‘kimse beni anlamıyor’ diye yakınır, oysa anlamaya hiç niyet etmemiştir.

  • biliyor muydunuz25.03.2026 - 23:37

    Antik Mısır’da kara kediler gerçekten uğurlu ve kutsal kabul edilirdi. Bunun nedeni, kedilerin Bastet adlı tanrıçayla ilişkilendirilmesiydi.
    - Kedilere zarar vermek ağır suçtu, bazen ölüm cezası bile vardı
    -Kediler öldüğünde insanlar yas tutardı.
    -Bazı kediler mumyalanırdı.

  • seni anlatmak25.03.2026 - 09:22

    Ben diye başlayan cümleleri seninle bitirmekten yoruldum artık.
    Sanki her sorunun cevabı sende saklıymış gibi,
    her cümlenin sonu sana varmak zorundaymış gibi…

    “Kimin kızısın?” diye sorulmuş da
    ben inadına “onun aşkıyım” demişim gibi bir hâl bu—
    tarifi zor, izahı ağır.

    Ve sen bilmezsin;
    hiç tanımadığın yüzlerce insanın seni tanıyor oluşu,
    benim dilimde çoğalan adından,
    kalbimde büyüttüğüm hikâyenden gelir.