Her ne kadar münzevi bir yaradılışa sahip olsam da, bazen bir iki kişilik kalabalıkların içinde de yalnızlaşmak o kadar da zor olmaz heralde. Tut elimi bırakma..
Senin kelime tüccarın bütün gün başkalarının hayatındaki eksik kelimeleri buluyor, onlara gereken kelimeyi uzatıyor; ama kendi hayatının kelimesini hâlâ bulamıyor. Bu yüzden kendisine ayırdığı o boş raf var ya… belki de oraya en çok yakışacak kelime ‘anlam’ olurdu.
Haklısınız, belki de önce hangi dünyadan söz ettiğimizi sormak gerek. Dışımızdaki dünya hepimize ait; içimizde taşıdığımız dünya ise sadece bize… Ve sanırım insanı asıl biçimlendiren de o görünmeyen dünya.
Yol, iz, arayış, nefes… Hepsi birbirinden güçlü çağrışımlar taşıyor. Birini seçmek gerekiyordu “anlam” bana diğerlerinden biraz daha derin geldi. Çünkü belki de bütün yollar, bütün izler ve bütün arayışlar sonunda bir anlam bulma çabasına çıkıyor.
Ama asıl güzeli sorunun kendisiydi. Bazen cevaplardan çok, insanı düşünmeye davet eden sorular kıymetlidir. Güzel bir soruydu; üzerinde düşünmek ve cevap aramak bile ayrı bir keyif verdi. :))
Şoklar içinde ama hayattayım… Yaş, baş, kılık kıyafet derken insanın bazı dosyaları kapatmış olması gerekiyor sanıyordum. Meğer ruh hâlâ deri ceket giyip sahneye çıkabiliyormuş :)) YİTİK sandığımız bazı ruhlar, meğer hâlâ bir gitar solosunun peşindeymiş. :)
Belki de insanı hayatta tutan, üzerindeki yapraklar değil; yapraksız kaldığında bile toprağın altında devam eden hikâyesidir. Bahar biraz da kaybettiğimiz yerlerden yeniden doğmayı bilmek değil midir...
Demek ki mesele odanın varlığı değil, o odada hâlâ esebilen bir iklimin kalması… Bazıları içinde koca mevsimler taşır ama tek bir yaprak bile kıpırdamaz. :)
Her ne kadar münzevi bir yaradılışa sahip olsam da,
bazen bir iki kişilik kalabalıkların içinde de yalnızlaşmak
o kadar da zor olmaz heralde.
Tut elimi bırakma..
Ne zâhirdi ne bâtın
Ne müspetti ne menfi
Daha önce her şeyi yaşamamış mıydı insan?
Meyus gecelerin ardından güneşe uyanılmayacak mıydı?
Sonra dedim ki…
Belki de büyümek, yeni şeyler öğrenmekten çok eskiden inandığımız bazı şeylerin cenazesine sessizce katılmayı öğrenmektir.
Senin kelime tüccarın bütün gün başkalarının hayatındaki eksik kelimeleri buluyor, onlara gereken kelimeyi uzatıyor; ama kendi hayatının kelimesini hâlâ bulamıyor. Bu yüzden kendisine ayırdığı o boş raf var ya… belki de oraya en çok yakışacak kelime ‘anlam’ olurdu.
Haklısınız, belki de önce hangi dünyadan söz ettiğimizi sormak gerek.
Dışımızdaki dünya hepimize ait; içimizde taşıdığımız dünya ise sadece bize…
Ve sanırım insanı asıl biçimlendiren de o görünmeyen dünya.
Ben teşekkür ederim.. güzel sorunuz için.. :)
Yol, iz, arayış, nefes… Hepsi birbirinden güçlü çağrışımlar taşıyor. Birini seçmek gerekiyordu “anlam” bana diğerlerinden biraz daha derin geldi. Çünkü belki de bütün yollar, bütün izler ve bütün arayışlar sonunda bir anlam bulma çabasına çıkıyor.
Ama asıl güzeli sorunun kendisiydi. Bazen cevaplardan çok, insanı düşünmeye davet eden sorular kıymetlidir. Güzel bir soruydu; üzerinde düşünmek ve cevap aramak bile ayrı bir keyif verdi. :))
Dünya tek bir sözcük olsaydı, “anlam” derdim.
Çünkü insan, yaşadıklarını değil; yaşadıklarına verdiği anlamı taşır.
Şoklar içinde ama hayattayım…
Yaş, baş, kılık kıyafet derken insanın bazı dosyaları kapatmış olması gerekiyor sanıyordum.
Meğer ruh hâlâ deri ceket giyip sahneye çıkabiliyormuş :))
YİTİK sandığımız bazı ruhlar, meğer hâlâ bir gitar solosunun peşindeymiş. :)
Belki de insanı hayatta tutan, üzerindeki yapraklar değil; yapraksız kaldığında bile toprağın altında devam eden hikâyesidir.
Bahar biraz da kaybettiğimiz yerlerden yeniden doğmayı bilmek değil midir...
Demek ki mesele odanın varlığı değil, o odada hâlâ esebilen bir iklimin kalması… Bazıları içinde koca mevsimler taşır ama tek bir yaprak bile kıpırdamaz. :)