Bugün yine bir yerden sen çıktın; bir duvarın çatlağından sızan eski bir mevsim gibi, kimsenin bilmediği bir köşede karşıma oturdun.
Sana dair ne varsa, hayatın aceleyle kapattığı bir defterin arasında hâlâ kendi kokusunu taşıyan bir şey gibi duruyor.
Bazen bir cümle kuruyorum, sonra ortasında bırakıyorum. Müntehası sen olmayan hiçbir cümleyi istemiyorum. Suskunluğum bile sonunda senin kapında dinlensin istiyorum.
Seni özlemek midir bu Bilmiyorum..
Sanki benden ayrılan bir parçanın, hâlâ bende olmayan tarafını arıyorum.
Yeni bir arkadaş edinmekle psikoloğa gitmek arasında tuhaf bir benzerlik var.
Yeni bir arkadaş edinmek, aslında kendi geçmişine ücretsiz bir terapi randevusu ayarlamaktır. Psikoloğa bunun için ücret ödüyorsun, arkadaşına ise bir kahve ısmarlayıp bütün geçmiş arşivini gönüllü açıyorsun.
Psikolog en azından randevu saatini belirler. Arkadaşlıkta ise geçmişin kapıyı çalıp "ben de sohbete katılabilir miyim?" diye sandalyeyi çeker.
O da kalabalıkta kaybolanlardan oldu.. Herkesin cebinde taşıdığı, herkese dağıttığı küçük bir hitap. O kadar çok dolaşıma girdi ki, artık bazı ağızlarda çiçeğini kaybetmiş bir yaprak gibi duruyor. Tanımadığına uzatılan, yazarken bile iki harfi eksiltilen bir alışkanlığa dönüşmüş.
Oysa “canım” dediğin şey bir hitap değil, bir yakınlık iddiasıdır. Her kapıya bırakılan bir anahtar, sonunda hangi kapının anahtarı olduğunu unutturur.
"Kalp Kırığı, fırtına, sessiz yalnız" diye tıklıyorsun; zannediyorsun ki karşında siyah beyaz kliplerden çıkmış, gitarını omzuna atmış bir adam duracak... Bir bakıyorsun 1974 nüfus sayımından kaçıp gelmiş, çayını yudumlayan bir amca. Hayat yine sürpriz yapmış.. :)))
Amaçsızca dolaşamam artık… haritada olmayan bir sokağın varlığını öğrendim. Artık pusulam bozulsa da yönümü kaybetmiş sayılmam; çünkü kaybolacak yeni bir yer keşfettim. O yerde çok huzurluyum...
Zat-ı Zayi, yine kendine özgü tavrınla, alışılmışın dışında cümlelerle örülmüş; satır aralarında derin anlamlar taşıyan bir metin okudum.
Mesaj kutularımızdan, terimlere inmeye cesaret eden metinlerinin, çok daha başka yerlerde sergileniyor olması gerektiğine olan inancımı yinelemek istiyorum.
Hep bir gurur ve inançla okuyacağım seni, bunu biliyorsun değil mi...
Bugün yine bir yerden sen çıktın;
bir duvarın çatlağından sızan eski bir mevsim gibi,
kimsenin bilmediği bir köşede karşıma oturdun.
Sana dair ne varsa,
hayatın aceleyle kapattığı bir defterin arasında
hâlâ kendi kokusunu taşıyan bir şey gibi duruyor.
Bazen bir cümle kuruyorum,
sonra ortasında bırakıyorum.
Müntehası sen olmayan hiçbir cümleyi istemiyorum.
Suskunluğum bile sonunda senin kapında dinlensin istiyorum.
Seni özlemek midir bu
Bilmiyorum..
Sanki benden ayrılan bir parçanın,
hâlâ bende olmayan tarafını arıyorum.
Adını söylemediğim masalarda bile senden bahsettim.
Bir şarkının arasına sıkıştırdım,
bir cümlenin ucunda bıraktım,
hiç tanımayan insanlara bile senden kalan bir parçayı emanet ettim.
Şimdi hangi rüzgâr esse, biraz senden geçiyor.
Adını unutsam bile kokun kalyor cümlelerimde.
Bir varmış bir yokmuş gibi değil,
Bir varmış ve hiç gitmemiş gibi.
Ben de biraz eski bir sokak lambası gibiyim; hâlâ yanıyorum ama içimde kaç gece biriktiğini ben bile bilmiyorum.
Ya sen, nasılsın?
Yeni bir arkadaş edinmekle psikoloğa gitmek arasında tuhaf bir benzerlik var.
Yeni bir arkadaş edinmek,
aslında kendi geçmişine ücretsiz bir terapi randevusu ayarlamaktır.
Psikoloğa bunun için ücret ödüyorsun,
arkadaşına ise bir kahve ısmarlayıp bütün geçmiş arşivini gönüllü açıyorsun.
Psikolog en azından randevu saatini belirler. Arkadaşlıkta ise geçmişin kapıyı çalıp "ben de sohbete katılabilir miyim?" diye sandalyeyi çeker.
O da kalabalıkta kaybolanlardan oldu..
Herkesin cebinde taşıdığı, herkese dağıttığı küçük bir hitap.
O kadar çok dolaşıma girdi ki, artık bazı ağızlarda çiçeğini kaybetmiş bir yaprak gibi duruyor. Tanımadığına uzatılan, yazarken bile iki harfi eksiltilen bir alışkanlığa dönüşmüş.
Oysa “canım” dediğin şey bir hitap değil, bir yakınlık iddiasıdır.
Her kapıya bırakılan bir anahtar, sonunda hangi kapının anahtarı olduğunu unutturur.
..sipariş ettiğin hayatın yorumlarını okuyup beş yıldız vermek; paket gelince başka ürünle karşılaşmaktır.
"Kalp Kırığı, fırtına, sessiz yalnız" diye tıklıyorsun;
zannediyorsun ki karşında siyah beyaz kliplerden çıkmış,
gitarını omzuna atmış bir adam duracak...
Bir bakıyorsun 1974 nüfus sayımından kaçıp gelmiş, çayını yudumlayan bir amca.
Hayat yine sürpriz yapmış.. :)))
Amaçsızca dolaşamam artık… haritada olmayan bir sokağın varlığını öğrendim.
Artık pusulam bozulsa da yönümü kaybetmiş sayılmam; çünkü kaybolacak yeni bir yer keşfettim.
O yerde çok huzurluyum...
Zat-ı Zayi,
yine kendine özgü tavrınla,
alışılmışın dışında cümlelerle örülmüş;
satır aralarında derin anlamlar taşıyan bir metin okudum.
Mesaj kutularımızdan,
terimlere inmeye cesaret eden metinlerinin,
çok daha başka yerlerde sergileniyor olması gerektiğine olan inancımı yinelemek istiyorum.
Hep bir gurur ve inançla okuyacağım seni, bunu biliyorsun değil mi...