Şoklar içinde ama hayattayım… Yaş, baş, kılık kıyafet derken insanın bazı dosyaları kapatmış olması gerekiyor sanıyordum. Meğer ruh hâlâ deri ceket giyip sahneye çıkabiliyormuş :)) YİTİK sandığımız bazı ruhlar, meğer hâlâ bir gitar solosunun peşindeymiş. :)
Belki de insanı hayatta tutan, üzerindeki yapraklar değil; yapraksız kaldığında bile toprağın altında devam eden hikâyesidir. Bahar biraz da kaybettiğimiz yerlerden yeniden doğmayı bilmek değil midir...
Demek ki mesele odanın varlığı değil, o odada hâlâ esebilen bir iklimin kalması… Bazıları içinde koca mevsimler taşır ama tek bir yaprak bile kıpırdamaz. :)
Bir şair göçtüğünde geride onun baktığı pencereler kalır. Ahmet Telli de bize kendi penceresinden baktığı dünyayı bıraktı. O pencereden artık yine hüzün, sevda ve insan geçecek. Allah rahmet eylesin...
İnsan, kalbinin görünen tarafında değil, kimseyi sokmadığı arka odasında saklar kendini. Orada bir mevsim vardır. Sessiz. Derin. Sadece kendine ait… Ve belki de insanı insan yapan, tam olarak o saklı iklimdir.
Bir şeyleri saklamayı öğrendim hayattan; kokusunu, tadını, hatırasını… Ama insanın en büyük bilmecesi şu: Biriktirdiği nice güzelliğe, zamanı geldiğinde dokunabilecek mi?
Kavanozlar bekler, yapraklar dinlenir, mevsimler döner… Biz ise geleceğe küçük umutlar bırakırız; tadına varmak nasip olur mu, bilinmez.
Dünya tek bir sözcük olsaydı, “anlam” derdim.
Çünkü insan, yaşadıklarını değil; yaşadıklarına verdiği anlamı taşır.
Şoklar içinde ama hayattayım…
Yaş, baş, kılık kıyafet derken insanın bazı dosyaları kapatmış olması gerekiyor sanıyordum.
Meğer ruh hâlâ deri ceket giyip sahneye çıkabiliyormuş :))
YİTİK sandığımız bazı ruhlar, meğer hâlâ bir gitar solosunun peşindeymiş. :)
Belki de insanı hayatta tutan, üzerindeki yapraklar değil; yapraksız kaldığında bile toprağın altında devam eden hikâyesidir.
Bahar biraz da kaybettiğimiz yerlerden yeniden doğmayı bilmek değil midir...
Demek ki mesele odanın varlığı değil, o odada hâlâ esebilen bir iklimin kalması… Bazıları içinde koca mevsimler taşır ama tek bir yaprak bile kıpırdamaz. :)
Bir şair göçtüğünde geride onun baktığı pencereler kalır.
Ahmet Telli de bize kendi penceresinden baktığı dünyayı bıraktı.
O pencereden artık yine hüzün, sevda ve insan geçecek. Allah rahmet eylesin...
Ey denizden ürküp dağlara sığınan Yitik…
Sana bir haberim var;
dağların da derinliği vardır,
sadece aşağıya değil, yukarıya bakarak kaybolursun. :))
İnsan, kalbinin görünen tarafında değil,
kimseyi sokmadığı arka odasında saklar kendini.
Orada bir mevsim vardır.
Sessiz.
Derin.
Sadece kendine ait…
Ve belki de insanı insan yapan,
tam olarak o saklı iklimdir.
Bahçeden topladığım ıhlamurları kurutup kavanozlara koydum.
Asmanın yapraklarını da toplayıp salamuraya yatırdım.
Bir şeyleri saklamayı öğrendim hayattan;
kokusunu, tadını, hatırasını…
Ama insanın en büyük bilmecesi şu:
Biriktirdiği nice güzelliğe, zamanı geldiğinde dokunabilecek mi?
Kavanozlar bekler, yapraklar dinlenir, mevsimler döner…
Biz ise geleceğe küçük umutlar bırakırız;
tadına varmak nasip olur mu, bilinmez.
Biraz eksik, biraz tamam..
İnsan zaten çoğu zaman ikisinin arasında bir yerde duruyor..
Beni sorarsan; hayatın ‘güncelleme bekleniyor’ bildirimini görmezden gelen bir haldeyim.
Ya sen, nasılsın?