Bence büyük büyük atalarımız bunu söylerken yanlarında bir de sabahın ilk saatlerindeki huysuz hâllerimizi görselerdi, sözün sonuna ‘bir de açken deneyin’ diye eklerlerdi. :) İnsan en filtresiz hâliyle tanınır; o hâle rağmen kaçmayanlar zaten nadide eserdir. :)
Şuan ben kimseyi sınava sokmamak adına herşeyi yapıyorum. Şu an bana her şey mübah… Karşılıklı açılan camlarda ceyranda kalmak, ‘Acaba açlık mı uykusuzluk yaptı?’ sorusuna bilimsel cevaplar bulmak için yediğim atıştırmalıklar. Yarın için endişeli bekleyişler yeni bir uyku kaçırma sebebine dönüşmez umarım :)
Uyku kapıda bekliyor da, sıcak bir türlü buyur etmiyor içeri… Yarın uykusuzluğun yan tesirleriyle gezinen bu hâlim kimin sabrına nasip olacak acaba :))
Dünya, mahallemizin son sokağında bitiyor; gökyüzü ise bisikletimin selesine sığacak kadar yakınımda duruyordu.
Henüz omuzlarıma hayatın ağır bohçaları bırakılmamıştı. İçimdeki bahçeye hiçbir sonbahar uğramamış, hiçbir yaprak düşmemişti. Yarının hangi fırtınaları sakladığını bilmeden gökyüzüne bakardım.
Bir çift gözün içine koca bir ömür sığdırdığıma inandığım yaşlardı… Bir gülüş uğruna kalbimin sonsuza dek yanabileceğini sandığım, kavuşmadan da bir sevdanın insanı yaşatabileceğine inandığım o saf zamanlar…
Şimdi bazen gecenin sessizliğinde, içimde uzaklardan gelen bir bisiklet zili çalar. Pedallarını çeviren çocuk çoktan büyümüş olsa da, bazı sokaklarda hâlâ onun izleri var.
Ve anladım ki bazı yaşlar insanın içinde, bir köşede yaşamaya devam ediyor.
Câhil anlamaz, zevi’l-irfân olan anlar bizi Hamr-ı rûy-i yâr ile sekrân olan anlar bizi Halkın artık eksiğine keylimiz yokdur bizim Anlamaz hayvan olan, insan olan anlar bizi.
Bir kuyunun dibinden gökyüzüne bakar gibiyim sanki. Uzak görünen şeyler daha anlamlı geliyor artık. Dilim susuyor, içimdeki yolculuk devam ediyor gibi..
Peki... senin ruhunun kıyılarında bugün hangi rüzgâr esiyor?
Doymuyor içim, susmaların eşiğinde, Pür pak sandığım zulmetinin içindeyim. Gözlerini düşünüyorum hâlâ; Acaba kaç beden tenlerin izi sürülüyor. Bu itidal sandığım sessizliklerin koynundan İçimde büyüyen ifratları ayıklıyorum. Olmuyor… Kalbimin sana dair bir ikrarı yok artık.
Amaçsız Kafa kadar, sevgisini hissettiren, vefayı hayatının dili bilen, değer vermeyi incelik sayan ve anlamayı bir meziyet hâline getiren biri olmayı…
Zati Zayi kadar, kendine has bir gizeme sahip olup, kelimeleri bir zanaatkâr inceliğiyle işleyebilmeyi ve ufku sınırların ötesine taşıyabilmeyi…
Özlem Çay kadar, kelimelere hızla can verebilmeyi, peş peşe şiirler doğururken hayatın kalabalığına da karışabilmeyi ve içindeki ışığı dokunduğu herkese ulaştırabilmeyi…
Espoir- kadar, her dafasında fırça yeyip yine de gönül kapısını çalmaktan vazgeçmemeyi :))
Yitikler Sokağı kadar, her şeye mantık penceresinden bakıp duygulara bu kadar mesafeli durabilmeyi,
Gece Kıyısı kadar, gecenin sessizliğinde bile güzellik bulabilmeyi, küçük ayrıntılara büyük anlamlar yükleyip ince ruhunu hissettirebilmeyi,
Beceremem ben..
O nedenle böyle kalayım, Olduğum gibi.. Belki de bazı özellikler doğuştan geliyordur, Benimkiler kargoda kaybolmuş olabilir. Bulunursa haber verirler artık. :)
Bence büyük büyük atalarımız bunu söylerken yanlarında bir de sabahın ilk saatlerindeki huysuz hâllerimizi görselerdi, sözün sonuna ‘bir de açken deneyin’ diye eklerlerdi. :)
İnsan en filtresiz hâliyle tanınır; o hâle rağmen kaçmayanlar zaten nadide eserdir. :)
Şuan ben kimseyi sınava sokmamak adına herşeyi yapıyorum.
Şu an bana her şey mübah… Karşılıklı açılan camlarda ceyranda kalmak, ‘Acaba açlık mı uykusuzluk yaptı?’ sorusuna bilimsel cevaplar bulmak için yediğim atıştırmalıklar.
Yarın için endişeli bekleyişler yeni bir uyku kaçırma sebebine dönüşmez umarım :)
Niye niye ! suçum neydi..
Yarın için enerjik bir günü haketmeyecek ne yapmıştım.
Uyku kapıda bekliyor da, sıcak bir türlü buyur etmiyor içeri… Yarın uykusuzluğun yan tesirleriyle gezinen bu hâlim kimin sabrına nasip olacak acaba :))
Dünya, mahallemizin son sokağında bitiyor; gökyüzü ise bisikletimin selesine sığacak kadar yakınımda duruyordu.
Henüz omuzlarıma hayatın ağır bohçaları bırakılmamıştı. İçimdeki bahçeye hiçbir sonbahar uğramamış, hiçbir yaprak düşmemişti.
Yarının hangi fırtınaları sakladığını bilmeden gökyüzüne bakardım.
Bir çift gözün içine koca bir ömür sığdırdığıma inandığım yaşlardı… Bir gülüş uğruna kalbimin sonsuza dek yanabileceğini sandığım, kavuşmadan da bir sevdanın insanı yaşatabileceğine inandığım o saf zamanlar…
Şimdi bazen gecenin sessizliğinde, içimde uzaklardan gelen bir bisiklet zili çalar. Pedallarını çeviren çocuk çoktan büyümüş olsa da, bazı sokaklarda hâlâ onun izleri var.
Ve anladım ki bazı yaşlar insanın içinde, bir köşede yaşamaya devam ediyor.
Câhil anlamaz, zevi’l-irfân olan anlar bizi
Hamr-ı rûy-i yâr ile sekrân olan anlar bizi
Halkın artık eksiğine keylimiz yokdur bizim
Anlamaz hayvan olan, insan olan anlar bizi.
?si=ObWxiEqgtRzrPzKd
Bir kuyunun dibinden gökyüzüne bakar gibiyim sanki.
Uzak görünen şeyler daha anlamlı geliyor artık.
Dilim susuyor, içimdeki yolculuk devam ediyor gibi..
Peki... senin ruhunun kıyılarında bugün hangi rüzgâr esiyor?
Doymuyor içim, susmaların eşiğinde,
Pür pak sandığım zulmetinin içindeyim.
Gözlerini düşünüyorum hâlâ;
Acaba kaç beden tenlerin izi sürülüyor.
Bu itidal sandığım sessizliklerin koynundan
İçimde büyüyen ifratları ayıklıyorum.
Olmuyor…
Kalbimin sana dair bir ikrarı yok artık.
Kalbimde kırılmış saatler var;
yine de zamanı güzellikten yana kurmaya çalışıyorum.
Bugün biraz daha hafifim…
Çünkü sevginin gölgesine sığındım.
Sen nasılsın?
Sonra dedim ki;
Ölüm belki giden için bir andır,
ama kalan için bitmeyen bir zamandır.
Amaçsız Kafa kadar, sevgisini hissettiren, vefayı hayatının dili bilen, değer vermeyi incelik sayan ve anlamayı bir meziyet hâline getiren biri olmayı…
Zati Zayi kadar, kendine has bir gizeme sahip olup, kelimeleri bir zanaatkâr inceliğiyle işleyebilmeyi ve ufku sınırların ötesine taşıyabilmeyi…
Özlem Çay kadar, kelimelere hızla can verebilmeyi, peş peşe şiirler doğururken hayatın kalabalığına da karışabilmeyi ve içindeki ışığı dokunduğu herkese ulaştırabilmeyi…
Espoir- kadar, her dafasında fırça yeyip yine de gönül kapısını çalmaktan vazgeçmemeyi :))
Yitikler Sokağı kadar, her şeye mantık penceresinden bakıp duygulara bu kadar mesafeli durabilmeyi,
Gece Kıyısı kadar, gecenin sessizliğinde bile güzellik bulabilmeyi, küçük ayrıntılara büyük anlamlar yükleyip ince ruhunu hissettirebilmeyi,
Beceremem ben..
O nedenle böyle kalayım,
Olduğum gibi..
Belki de bazı özellikler doğuştan geliyordur,
Benimkiler kargoda kaybolmuş olabilir.
Bulunursa haber verirler artık. :)