Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Ümraniye Belediyesi Şiir Yarışması

Gökyüzüne Giden Yol sizce ne demek, Gökyüzüne Giden Yol size neyi çağrıştırıyor?

Gökyüzüne Giden Yol terimi Son Şövalye tarafından tarihinde eklendi

  • Özgen Dk
    Özgen Dk

    Anlatamadığın ne çok şey yaşadın değil mi?
    Ve hala anlatamayacağın…
    Ve her şey bittiğinde anlatmaya da gerek olmayan…
    Çünkü anlatmanın da bir zamanı vardı, o geçti… Dinlemesini istediğin kişi vardı o dinlemedi… Böylece anlatma hevesin de gitti…

    Anlaşılmamanın sınırlarında ne çok gezdin değil mi?

    Boş boş bakan gözlerden, saçma gelen yönlendirmelerden, deliymişsin gibi tavırlardan, ucuz sohbetlerden ve “akışta kal” gibi bilindik klişe cümlelerden çok uzaklara gitmek istedin…

    Dinlediklerin, okudukların ilk başta biraz iyi gelmiş görünse de toparlanmana yetmedi…
    Her karşına çıkanı “bu mu benim kurtarıcım” diye alkışladın…
    Güven vermeyenlere bile “acaba” diye yanaşıp sonra inancın gereği uzaklaştın…
    Hekimini bulana kadar kapı kapı gezdin.
    Rüyalarda yol gösterilsin istedin. Uyanıp tekrar uyudun.
    Tarotları dinleyerek umutla uyudun geceler boyu…
    Fala inanmadın ama “olur mu acaba?” diye bir umut da oraya ektin…
    Burç akışlarını okudun aldın kabul ettin…
    Ve hiç birisinde aradığını bulamayınca uzaklara…. insanlığın sessizleştiği yere kadar gittin…
    Şimdi oradasın ve kendi içindeki sesinlesin…
    Duyuyorsun değil mi?

    Bu yaşadığının adını merak ediyorsan… “varoluş sancısı” Güzellik

    Dışarda aramaya devam ettikçe yorulduğun… zaman kaybettiğin ve uyanışı geciktirdiğin bir rüya…

    Tıpkı uyanamadın bir kabus gibi.
    Hani bazen oradan oraya koşturup kan ter içinde bir türlü uyanamadığın ama uyanınca da “ohhh şükür” diye derin bir nefes aldığın…
    Evet tam olarak öyle bir rüya.
    Uyanacaksın merak etme.
    Sonsuza kadar uyutmazlar zaten.

    Şimdi rüyada bile olsan koşturmayı bırak ve kendi içini dinle…

    Sesim senin sesin, yağmurların, rüzgarın, kumruların tüm kuşların sesi… uzaktan geçen arabaların, seyyar satıcıların, çocukların sesi… Sesim seninle gidecek ve rüyalarını farkında olarak yaşamaya başlayacaksın…

    O kaybettim dediklerinin hiç birisini kaybetmedin Güzellik…
    Onları da tıpkı hayatının tüm tecrübeleri gibi içine aldın…
    Artık onlar seninle ve ölümsüz.

    Kazanmanın sahip olmak ve elinde tutmak olmadığını
    Kaybetmenin de elinden gitmesi olmadığını öğrendiğinde tüm korkuların ve aldanmışlıklarından özgür olacaksın.

    Tüm birikiminin, tüm ilişkilerinin, tüm kazanım ve kaybediş zannettiklerinin bu hologram dünyasında edindiğin tecrübe olduğunu,
    Ruhun tekamülü için bir oyun ve düzen olduğunu, bedenin inkişafı için sana göre dizayn edilmiş muhteşem bir algoritmik kurgu olduğunu anladığında o rüyadan huzurlu bir şekilde uyanacaksın.
    Tekrar uyusan bile bu rüyanın artık farkında olacaksın…

    Kaybettim dediğin hiç bir şey yada hiç kimse zaten yoktu, var zannediyordun.
    Şu an kaybetmedim dediklerinin var olduğunu mu zannediyorsun? Maddesel varlıklarına var diyoruz. Mânâda zaten hep varlar. Ölüp aramızdan ayrılsalar bile varlar…

    Bazen izlediğin bir filmdeki yada okuduğun bir romandaki hayali bir karakterin anne ve babandan daha yakın hissettirdiği olmuştu değil mi?
    Yada gülüp eğlendiğin o muhteşem hayal arkadaşının?

    Gerçek dünyada en yakınını kaybetsen çok üzülmeyeceğin ama Onun gidişine yas tutacağın durumlar bile olmuştur…

    Sen onu mânâda öldürmediğin sürece ölmeyecek. Mânâda her an seninle olduğunu bildiğin sürece seninle olacak.
    Yine konuşacaksın yine derdini paylaşacaksın yine muhteşem sohbetler edeceksin içinde bir şeyleri öldürmekten vazgeçtiğinde…

    Ey bu satırları okuyan Güzel ruh…
    Rüya bize boşuna verilmedi…

    Rüyada kaybettiklerini bu dünya gerçekliğinde kaybetmediğini göstererek, bu dünyada kaybettiklerini de asla kaybetmeyeceğinin bilgeliğine ulaşman isteniyor senden…

    Hadi bunun idraki için güçlü bir adım at…
    “Oradasın biliyorum” de ona. “Senin varlığına da şükür seni gönderene de” de…
    Sevgini gönder ve o yokluk vehmi ile oluşmuş korku duvarını aş…

    Yaratıcını biliyorsan o senin hiç bir şeyini israf etmedi etmeyecek…
    O senin hayali arkadaşını bile yaratıp önüne getirecek..
    Sen yeter ki Onu sev Onu bil ve
    Onun yolunda ol…
    Sevmeye sevilmeye ve
    sevgide kalmaya devam et…

  • Özgen Dk
    Özgen Dk

    Anlatamadığın ne çok şey yaşadın değil mi?
    Ve hala anlatamayacağın…
    Ve her şey bittiğinde anlatmaya da gerek olmayan…
    Çünkü anlatmanın da bir zamanı vardı, o geçti… Dinlemesini istediğin kişi vardı o dinlemedi… Böylece anlatma hevesin de gitti…

    Anlaşılmamanın sınırlarında ne çok gezdin değil mi?

    Boş boş bakan gözlerden, saçma gelen yönlendirmelerden, deliymişsin gibi tavırlardan, ucuz sohbetlerden ve “akışta kal” gibi bilindik klişe cümlelerden çok uzaklara gitmek istedin…

    Dinlediklerin, okudukların ilk başta biraz iyi gelmiş görünse de toparlanmana yetmedi…
    Her karşına çıkanı “bu mu benim kurtarıcım” diye alkışladın…
    Güven vermeyenlere bile “acaba” diye yanaşıp sonra inancın gereği uzaklaştın…
    Hekimini bulana kadar kapı kapı gezdin.
    Rüyalarda yol gösterilsin istedin. Uyanıp tekrar uyudun.
    Tarotları dinleyerek umutla uyudun geceler boyu…
    Fala inanmadın ama “olur mu acaba?” diye bir umut da oraya ektin…
    Burç akışlarını okudun aldın kabul ettin…
    Ve hiç birisinde aradığını bulamayınca uzaklara…. insanlığın sessizleştiği yere kadar gittin…
    Şimdi oradasın ve kendi içindeki sesinlesin…
    Duyuyorsun değil mi?

    Bu yaşadığının adını merak ediyorsan… “varoluş sancısı” Güzellik

    Dışarda aramaya devam ettikçe yorulduğun… zaman kaybettiğin ve uyanışı geciktirdiğin bir rüya…

    Tıpkı uyanamadın bir kabus gibi.
    Hani bazen oradan oraya koşturup kan ter içinde bir türlü uyanamadığın ama uyanınca da “ohhh şükür” diye derin bir nefes aldığın…
    Evet tam olarak öyle bir rüya.
    Uyanacaksın merak etme.
    Sonsuza kadar uyutmazlar zaten.

    Şimdi rüyada bile olsan koşturmayı bırak ve kendi içini dinle…

    Sesim senin sesin, yağmurların, rüzgarın, kumruların tüm kuşların sesi… uzaktan geçen arabaların, seyyar satıcıların, çocukların sesi… Sesim seninle gidecek ve rüyalarını farkında olarak yaşamaya başlayacaksın…

    O kaybettim dediklerinin hiç birisini kaybetmedin Güzellik…
    Onları da tıpkı hayatının tüm tecrübeleri gibi içine aldın…
    Artık onlar seninle ve ölümsüz.

    Kazanmanın sahip olmak ve elinde tutmak olmadığını
    Kaybetmenin de elinden gitmesi olmadığını öğrendiğinde tüm korkuların ve aldanmışlıklarından özgür olacaksın.

    Tüm birikiminin, tüm ilişkilerinin, tüm kazanım ve kaybediş zannettiklerinin bu hologram dünyasında edindiğin tecrübe olduğunu,
    Ruhun tekamülü için bir oyun ve düzen olduğunu, bedenin inkişafı için sana göre dizayn edilmiş muhteşem bir algoritmik kurgu olduğunu anladığında o rüyadan huzurlu bir şekilde uyanacaksın.
    Tekrar uyusan bile bu rüyanın artık farkında olacaksın…

    Kaybettim dediğin hiç bir şey yada hiç kimse zaten yoktu, var zannediyordun.
    Şu an kaybetmedim dediklerinin var olduğunu mu zannediyorsun? Maddesel varlıklarına var diyoruz. Mânâda zaten hep varlar. Ölüp aramızdan ayrılsalar bile varlar…

    Bazen izlediğin bir filmdeki yada okuduğun bir romandaki hayali bir karakterin anne ve babandan daha yakın hissettirdiği olmuştu değil mi?
    Yada gülüp eğlendiğin o muhteşem hayal arkadaşının?

    Gerçek dünyada en yakınını kaybetsen çok üzülmeyeceğin ama Onun gidişine yas tutacağın durumlar bile olmuştur…

    Sen onu mânâda öldürmediğin sürece ölmeyecek. Mânâda her an seninle olduğunu bildiğin sürece seninle olacak.
    Yine konuşacaksın yine derdini paylaşacaksın yine muhteşem sohbetler edeceksin içinde bir şeyleri öldürmekten vazgeçtiğinde…

    Ey bu satırları okuyan Güzel ruh…
    Rüya bize boşuna verilmedi…

    Rüyada kaybettiklerini bu dünya gerçekliğinde kaybetmediğini göstererek, bu dünyada kaybettiklerini de asla kaybetmeyeceğinin bilgeliğine ulaşman isteniyor senden…

    Hadi bunun idraki için güçlü bir adım at…
    “Oradasın biliyorum” de ona. “Senin varlığına da şükür seni gönderene de” de…
    Sevgini gönder ve o yokluk vehmi ile oluşmuş korku duvarını aş…

    Yaratıcını biliyorsan o senin hiç bir şeyini israf etmedi etmeyecek…
    O senin hayali arkadaşını bile yaratıp önüne getirecek..
    Sen yeter ki Onu sev Onu bil ve
    Onun yolunda ol…
    Sevmeye sevilmeye ve
    sevgide kalmaya devam et…

  • Özgen Dk
    Özgen Dk

    Anlatamadığın ne çok şey yaşadın değil mi?
    Ve hala anlatamayacağın…
    Ve her şey bittiğinde anlatmaya da gerek olmayan…
    Çünkü anlatmanın da bir zamanı vardı, o geçti… Dinlemesini istediğin kişi vardı o dinlemedi… Böylece anlatma hevesin de gitti…

    Anlaşılmamanın sınırlarında ne çok gezdin değil mi?

    Boş boş bakan gözlerden, saçma gelen yönlendirmelerden, deliymişsin gibi tavırlardan, ucuz sohbetlerden ve “akışta kal” gibi bilindik klişe cümlelerden çok uzaklara gitmek istedin…

    Dinlediklerin, okudukların ilk başta biraz iyi gelmiş görünse de toparlanmana yetmedi…
    Her karşına çıkanı “bu mu benim kurtarıcım” diye alkışladın…
    Güven vermeyenlere bile “acaba” diye yanaşıp sonra inancın gereği uzaklaştın…
    Hekimini bulana kadar kapı kapı gezdin.
    Rüyalarda yol gösterilsin istedin. Uyanıp tekrar uyudun.
    Tarotları dinleyerek umutla uyudun geceler boyu…
    Fala inanmadın ama “olur mu acaba?” diye bir umut da oraya ektin…
    Burç akışlarını okudun aldın kabul ettin…
    Ve hiç birisinde aradığını bulamayınca uzaklara…. insanlığın sessizleştiği yere kadar gittin…
    Şimdi oradasın ve kendi içindeki sesinlesin…
    Duyuyorsun değil mi?

    Bu yaşadığının adını merak ediyorsan… “varoluş sancısı” Güzellik

    Dışarda aramaya devam ettikçe yorulduğun… zaman kaybettiğin ve uyanışı geciktirdiğin bir rüya…

    Tıpkı uyanamadın bir kabus gibi.
    Hani bazen oradan oraya koşturup kan ter içinde bir türlü uyanamadığın ama uyanınca da “ohhh şükür” diye derin bir nefes aldığın…
    Evet tam olarak öyle bir rüya.
    Uyanacaksın merak etme.
    Sonsuza kadar uyutmazlar zaten.

    Şimdi rüyada bile olsan koşturmayı bırak ve kendi içini dinle…

    Sesim senin sesin, yağmurların, rüzgarın, kumruların tüm kuşların sesi… uzaktan geçen arabaların, seyyar satıcıların, çocukların sesi… Sesim seninle gidecek ve rüyalarını farkında olarak yaşamaya başlayacaksın…

    O kaybettim dediklerinin hiç birisini kaybetmedin Güzellik…
    Onları da tıpkı hayatının tüm tecrübeleri gibi içine aldın…
    Artık onlar seninle ve ölümsüz.

    Kazanmanın sahip olmak ve elinde tutmak olmadığını
    Kaybetmenin de elinden gitmesi olmadığını öğrendiğinde tüm korkuların ve aldanmışlıklarından özgür olacaksın.

    Tüm birikiminin, tüm ilişkilerinin, tüm kazanım ve kaybediş zannettiklerinin bu hologram dünyasında edindiğin tecrübe olduğunu,
    Ruhun tekamülü için bir oyun ve düzen olduğunu, bedenin inkişafı için sana göre dizayn edilmiş muhteşem bir algoritmik kurgu olduğunu anladığında o rüyadan huzurlu bir şekilde uyanacaksın.
    Tekrar uyusan bile bu rüyanın artık farkında olacaksın…

    Kaybettim dediğin hiç bir şey yada hiç kimse zaten yoktu, var zannediyordun.
    Şu an kaybetmedim dediklerinin var olduğunu mu zannediyorsun? Maddesel varlıklarına var diyoruz. Mânâda zaten hep varlar. Ölüp aramızdan ayrılsalar bile varlar…

    Bazen izlediğin bir filmdeki yada okuduğun bir romandaki hayali bir karakterin anne ve babandan daha yakın hissettirdiği olmuştu değil mi?
    Yada gülüp eğlendiğin o muhteşem hayal arkadaşının?

    Gerçek dünyada en yakınını kaybetsen çok üzülmeyeceğin ama Onun gidişine yas tutacağın durumlar bile olmuştur…

    Sen onu mânâda öldürmediğin sürece ölmeyecek. Mânâda her an seninle olduğunu bildiğin sürece seninle olacak.
    Yine konuşacaksın yine derdini paylaşacaksın yine muhteşem sohbetler edeceksin içinde bir şeyleri öldürmekten vazgeçtiğinde…

    Ey bu satırları okuyan Güzel ruh…
    Rüya bize boşuna verilmedi…

    Rüyada kaybettiklerini bu dünya gerçekliğinde kaybetmediğini göstererek, bu dünyada kaybettiklerini de asla kaybetmeyeceğinin bilgeliğine ulaşman isteniyor senden…

    Hadi bunun idraki için güçlü bir adım at…
    “Oradasın biliyorum” de ona. “Senin varlığına da şükür seni gönderene de” de…
    Sevgini gönder ve o yokluk vehmi ile oluşmuş korku duvarını aş…

    Yaratıcını biliyorsan o senin hiç bir şeyini israf etmedi etmeyecek…
    O senin hayali arkadaşını bile yaratıp önüne getirecek..
    Sen yeter ki Onu sev Onu bil ve
    Onun yolunda ol…
    Sevmeye sevilmeye ve
    sevgide kalmaya devam et…

  • Özgen Dk
    Özgen Dk

    Anlatamadığın ne çok şey yaşadın değil mi?
    Ve hala anlatamayacağın…
    Ve her şey bittiğinde anlatmaya da gerek olmayan…
    Çünkü anlatmanın da bir zamanı vardı, o geçti… Dinlemesini istediğin kişi vardı o dinlemedi… Böylece anlatma hevesin de gitti…

    Anlaşılmamanın sınırlarında ne çok gezdin değil mi?

    Boş boş bakan gözlerden, saçma gelen yönlendirmelerden, deliymişsin gibi tavırlardan, ucuz sohbetlerden ve “akışta kal” gibi bilindik klişe cümlelerden çok uzaklara gitmek istedin…

    Dinlediklerin, okudukların ilk başta biraz iyi gelmiş görünse de toparlanmana yetmedi…
    Her karşına çıkanı “bu mu benim kurtarıcım” diye alkışladın…
    Güven vermeyenlere bile “acaba” diye yanaşıp sonra inancın gereği uzaklaştın…
    Hekimini bulana kadar kapı kapı gezdin.
    Rüyalarda yol gösterilsin istedin. Uyanıp tekrar uyudun.
    Tarotları dinleyerek umutla uyudun geceler boyu…
    Fala inanmadın ama “olur mu acaba?” diye bir umut da oraya ektin…
    Burç akışlarını okudun aldın kabul ettin…
    Ve hiç birisinde aradığını bulamayınca uzaklara…. insanlığın sessizleştiği yere kadar gittin…
    Şimdi oradasın ve kendi içindeki sesinlesin…
    Duyuyorsun değil mi?

    Bu yaşadığının adını merak ediyorsan… “varoluş sancısı” Güzellik

    Dışarda aramaya devam ettikçe yorulduğun… zaman kaybettiğin ve uyanışı geciktirdiğin bir rüya…

    Tıpkı uyanamadın bir kabus gibi.
    Hani bazen oradan oraya koşturup kan ter içinde bir türlü uyanamadığın ama uyanınca da “ohhh şükür” diye derin bir nefes aldığın…
    Evet tam olarak öyle bir rüya.
    Uyanacaksın merak etme.
    Sonsuza kadar uyutmazlar zaten.

    Şimdi rüyada bile olsan koşturmayı bırak ve kendi içini dinle…

    Sesim senin sesin, yağmurların, rüzgarın, kumruların tüm kuşların sesi… uzaktan geçen arabaların, seyyar satıcıların, çocukların sesi… Sesim seninle gidecek ve rüyalarını farkında olarak yaşamaya başlayacaksın…

    O kaybettim dediklerinin hiç birisini kaybetmedin Güzellik…
    Onları da tıpkı hayatının tüm tecrübeleri gibi içine aldın…
    Artık onlar seninle ve ölümsüz.

    Kazanmanın sahip olmak ve elinde tutmak olmadığını
    Kaybetmenin de elinden gitmesi olmadığını öğrendiğinde tüm korkuların ve aldanmışlıklarından özgür olacaksın.

    Tüm birikiminin, tüm ilişkilerinin, tüm kazanım ve kaybediş zannettiklerinin bu hologram dünyasında edindiğin tecrübe olduğunu,
    Ruhun tekamülü için bir oyun ve düzen olduğunu, bedenin inkişafı için sana göre dizayn edilmiş muhteşem bir algoritmik kurgu olduğunu anladığında o rüyadan huzurlu bir şekilde uyanacaksın.
    Tekrar uyusan bile bu rüyanın artık farkında olacaksın…

    Kaybettim dediğin hiç bir şey yada hiç kimse zaten yoktu, var zannediyordun.
    Şu an kaybetmedim dediklerinin var olduğunu mu zannediyorsun? Maddesel varlıklarına var diyoruz. Mânâda zaten hep varlar. Ölüp aramızdan ayrılsalar bile varlar…

    Bazen izlediğin bir filmdeki yada okuduğun bir romandaki hayali bir karakterin anne ve babandan daha yakın hissettirdiği olmuştu değil mi?
    Yada gülüp eğlendiğin o muhteşem hayal arkadaşının?

    Gerçek dünyada en yakınını kaybetsen çok üzülmeyeceğin ama Onun gidişine yas tutacağın durumlar bile olmuştur…

    Sen onu mânâda öldürmediğin sürece ölmeyecek. Mânâda her an seninle olduğunu bildiğin sürece seninle olacak.
    Yine konuşacaksın yine derdini paylaşacaksın yine muhteşem sohbetler edeceksin içinde bir şeyleri öldürmekten vazgeçtiğinde…

    Ey bu satırları okuyan Güzel ruh…
    Rüya bize boşuna verilmedi…

    Rüyada kaybettiklerini bu dünya gerçekliğinde kaybetmediğini göstererek, bu dünyada kaybettiklerini de asla kaybetmeyeceğinin bilgeliğine ulaşman isteniyor senden…

    Hadi bunun idraki için güçlü bir adım at…
    “Oradasın biliyorum” de ona. “Senin varlığına da şükür seni gönderene de” de…
    Sevgini gönder ve o yokluk vehmi ile oluşmuş korku duvarını aş…

    Yaratıcını biliyorsan o senin hiç bir şeyini israf etmedi etmeyecek…
    O senin hayali arkadaşını bile yaratıp önüne getirecek..
    Sen yeter ki Onu sev Onu bil ve
    Onun yolunda ol…
    Sevmeye sevilmeye ve
    sevgide kalmaya devam et…

  • Özgen Dk
    Özgen Dk

    Anlatamadığın ne çok şey yaşadın değil mi?
    Ve hala anlatamayacağın…
    Ve her şey bittiğinde anlatmaya da gerek olmayan…
    Çünkü anlatmanın da bir zamanı vardı, o geçti… Dinlemesini istediğin kişi vardı o dinlemedi… Böylece anlatma hevesin de gitti…

    Anlaşılmamanın sınırlarında ne çok gezdin değil mi?

    Boş boş bakan gözlerden, saçma gelen yönlendirmelerden, deliymişsin gibi tavırlardan, ucuz sohbetlerden ve “akışta kal” gibi bilindik klişe cümlelerden çok uzaklara gitmek istedin…

    Dinlediklerin, okudukların ilk başta biraz iyi gelmiş görünse de toparlanmana yetmedi…
    Her karşına çıkanı “bu mu benim kurtarıcım” diye alkışladın…
    Güven vermeyenlere bile “acaba” diye yanaşıp sonra inancın gereği uzaklaştın…
    Hekimini bulana kadar kapı kapı gezdin.
    Rüyalarda yol gösterilsin istedin. Uyanıp tekrar uyudun.
    Tarotları dinleyerek umutla uyudun geceler boyu…
    Fala inanmadın ama “olur mu acaba?” diye bir umut da oraya ektin…
    Burç akışlarını okudun aldın kabul ettin…
    Ve hiç birisinde aradığını bulamayınca uzaklara…. insanlığın sessizleştiği yere kadar gittin…
    Şimdi oradasın ve kendi içindeki sesinlesin…
    Duyuyorsun değil mi?

    Bu yaşadığının adını merak ediyorsan… “varoluş sancısı” Güzellik

    Dışarda aramaya devam ettikçe yorulduğun… zaman kaybettiğin ve uyanışı geciktirdiğin bir rüya…

    Tıpkı uyanamadın bir kabus gibi.
    Hani bazen oradan oraya koşturup kan ter içinde bir türlü uyanamadığın ama uyanınca da “ohhh şükür” diye derin bir nefes aldığın…
    Evet tam olarak öyle bir rüya.
    Uyanacaksın merak etme.
    Sonsuza kadar uyutmazlar zaten.

    Şimdi rüyada bile olsan koşturmayı bırak ve kendi içini dinle…

    Sesim senin sesin, yağmurların, rüzgarın, kumruların tüm kuşların sesi… uzaktan geçen arabaların, seyyar satıcıların, çocukların sesi… Sesim seninle gidecek ve rüyalarını farkında olarak yaşamaya başlayacaksın…

    O kaybettim dediklerinin hiç birisini kaybetmedin Güzellik…
    Onları da tıpkı hayatının tüm tecrübeleri gibi içine aldın…
    Artık onlar seninle ve ölümsüz.

    Kazanmanın sahip olmak ve elinde tutmak olmadığını
    Kaybetmenin de elinden gitmesi olmadığını öğrendiğinde tüm korkuların ve aldanmışlıklarından özgür olacaksın.

    Tüm birikiminin, tüm ilişkilerinin, tüm kazanım ve kaybediş zannettiklerinin bu hologram dünyasında edindiğin tecrübe olduğunu,
    Ruhun tekamülü için bir oyun ve düzen olduğunu, bedenin inkişafı için sana göre dizayn edilmiş muhteşem bir algoritmik kurgu olduğunu anladığında o rüyadan huzurlu bir şekilde uyanacaksın.
    Tekrar uyusan bile bu rüyanın artık farkında olacaksın…

    Kaybettim dediğin hiç bir şey yada hiç kimse zaten yoktu, var zannediyordun.
    Şu an kaybetmedim dediklerinin var olduğunu mu zannediyorsun? Maddesel varlıklarına var diyoruz. Mânâda zaten hep varlar. Ölüp aramızdan ayrılsalar bile varlar…

    Bazen izlediğin bir filmdeki yada okuduğun bir romandaki hayali bir karakterin anne ve babandan daha yakın hissettirdiği olmuştu değil mi?
    Yada gülüp eğlendiğin o muhteşem hayal arkadaşının?

    Gerçek dünyada en yakınını kaybetsen çok üzülmeyeceğin ama Onun gidişine yas tutacağın durumlar bile olmuştur…

    Sen onu mânâda öldürmediğin sürece ölmeyecek. Mânâda her an seninle olduğunu bildiğin sürece seninle olacak.
    Yine konuşacaksın yine derdini paylaşacaksın yine muhteşem sohbetler edeceksin içinde bir şeyleri öldürmekten vazgeçtiğinde…

    Ey bu satırları okuyan Güzel ruh…
    Rüya bize boşuna verilmedi…

    Rüyada kaybettiklerini bu dünya gerçekliğinde kaybetmediğini göstererek, bu dünyada kaybettiklerini de asla kaybetmeyeceğinin bilgeliğine ulaşman isteniyor senden…

    Hadi bunun idraki için güçlü bir adım at…
    “Oradasın biliyorum” de ona. “Senin varlığına da şükür seni gönderene de” de…
    Sevgini gönder ve o yokluk vehmi ile oluşmuş korku duvarını aş…

    Yaratıcını biliyorsan o senin hiç bir şeyini israf etmedi etmeyecek…
    O senin hayali arkadaşını bile yaratıp önüne getirecek..
    Sen yeter ki Onu sev Onu bil ve
    Onun yolunda ol…
    Sevmeye sevilmeye ve
    sevgide kalmaya devam et…

  • Özgen Dk
    Özgen Dk

    Anlatamadığın ne çok şey yaşadın değil mi?
    Ve hala anlatamayacağın…
    Ve her şey bittiğinde anlatmaya da gerek olmayan…
    Çünkü anlatmanın da bir zamanı vardı, o geçti… Dinlemesini istediğin kişi vardı o dinlemedi… Böylece anlatma hevesin de gitti…

    Anlaşılmamanın sınırlarında ne çok gezdin değil mi?

    Boş boş bakan gözlerden, saçma gelen yönlendirmelerden, deliymişsin gibi tavırlardan, ucuz sohbetlerden ve “akışta kal” gibi bilindik klişe cümlelerden çok uzaklara gitmek istedin…

    Dinlediklerin, okudukların ilk başta biraz iyi gelmiş görünse de toparlanmana yetmedi…
    Her karşına çıkanı “bu mu benim kurtarıcım” diye alkışladın…
    Güven vermeyenlere bile “acaba” diye yanaşıp sonra inancın gereği uzaklaştın…
    Hekimini bulana kadar kapı kapı gezdin.
    Rüyalarda yol gösterilsin istedin. Uyanıp tekrar uyudun.
    Tarotları dinleyerek umutla uyudun geceler boyu…
    Fala inanmadın ama “olur mu acaba?” diye bir umut da oraya ektin…
    Burç akışlarını okudun aldın kabul ettin…
    Ve hiç birisinde aradığını bulamayınca uzaklara…. insanlığın sessizleştiği yere kadar gittin…
    Şimdi oradasın ve kendi içindeki sesinlesin…
    Duyuyorsun değil mi?

    Bu yaşadığının adını merak ediyorsan… “varoluş sancısı” Güzellik

    Dışarda aramaya devam ettikçe yorulduğun… zaman kaybettiğin ve uyanışı geciktirdiğin bir rüya…

    Tıpkı uyanamadın bir kabus gibi.
    Hani bazen oradan oraya koşturup kan ter içinde bir türlü uyanamadığın ama uyanınca da “ohhh şükür” diye derin bir nefes aldığın…
    Evet tam olarak öyle bir rüya.
    Uyanacaksın merak etme.
    Sonsuza kadar uyutmazlar zaten.

    Şimdi rüyada bile olsan koşturmayı bırak ve kendi içini dinle…

    Sesim senin sesin, yağmurların, rüzgarın, kumruların tüm kuşların sesi… uzaktan geçen arabaların, seyyar satıcıların, çocukların sesi… Sesim seninle gidecek ve rüyalarını farkında olarak yaşamaya başlayacaksın…

    O kaybettim dediklerinin hiç birisini kaybetmedin Güzellik…
    Onları da tıpkı hayatının tüm tecrübeleri gibi içine aldın…
    Artık onlar seninle ve ölümsüz.

    Kazanmanın sahip olmak ve elinde tutmak olmadığını
    Kaybetmenin de elinden gitmesi olmadığını öğrendiğinde tüm korkuların ve aldanmışlıklarından özgür olacaksın.

    Tüm birikiminin, tüm ilişkilerinin, tüm kazanım ve kaybediş zannettiklerinin bu hologram dünyasında edindiğin tecrübe olduğunu,
    Ruhun tekamülü için bir oyun ve düzen olduğunu, bedenin inkişafı için sana göre dizayn edilmiş muhteşem bir algoritmik kurgu olduğunu anladığında o rüyadan huzurlu bir şekilde uyanacaksın.
    Tekrar uyusan bile bu rüyanın artık farkında olacaksın…

    Kaybettim dediğin hiç bir şey yada hiç kimse zaten yoktu, var zannediyordun.
    Şu an kaybetmedim dediklerinin var olduğunu mu zannediyorsun? Maddesel varlıklarına var diyoruz. Mânâda zaten hep varlar. Ölüp aramızdan ayrılsalar bile varlar…

    Bazen izlediğin bir filmdeki yada okuduğun bir romandaki hayali bir karakterin anne ve babandan daha yakın hissettirdiği olmuştu değil mi?
    Yada gülüp eğlendiğin o muhteşem hayal arkadaşının?

    Gerçek dünyada en yakınını kaybetsen çok üzülmeyeceğin ama Onun gidişine yas tutacağın durumlar bile olmuştur…

    Sen onu mânâda öldürmediğin sürece ölmeyecek. Mânâda her an seninle olduğunu bildiğin sürece seninle olacak.
    Yine konuşacaksın yine derdini paylaşacaksın yine muhteşem sohbetler edeceksin içinde bir şeyleri öldürmekten vazgeçtiğinde…

    Ey bu satırları okuyan Güzel ruh…
    Rüya bize boşuna verilmedi…

    Rüyada kaybettiklerini bu dünya gerçekliğinde kaybetmediğini göstererek, bu dünyada kaybettiklerini de asla kaybetmeyeceğinin bilgeliğine ulaşman isteniyor senden…

    Hadi bunun idraki için güçlü bir adım at…
    “Oradasın biliyorum” de ona. “Senin varlığına da şükür seni gönderene de” de…
    Sevgini gönder ve o yokluk vehmi ile oluşmuş korku duvarını aş…

    Yaratıcını biliyorsan o senin hiç bir şeyini israf etmedi etmeyecek…
    O senin hayali arkadaşını bile yaratıp önüne getirecek..
    Sen yeter ki Onu sev Onu bil ve
    Onun yolunda ol…
    Sevmeye sevilmeye ve
    sevgide kalmaya devam et…

  • Özgen Dk
    Özgen Dk

    Anlatamadığın ne çok şey yaşadın değil mi?
    Ve hala anlatamayacağın…
    Ve her şey bittiğinde anlatmaya da gerek olmayan…
    Çünkü anlatmanın da bir zamanı vardı, o geçti… Dinlemesini istediğin kişi vardı o dinlemedi… Böylece anlatma hevesin de gitti…

    Anlaşılmamanın sınırlarında ne çok gezdin değil mi?

    Boş boş bakan gözlerden, saçma gelen yönlendirmelerden, deliymişsin gibi tavırlardan, ucuz sohbetlerden ve “akışta kal” gibi bilindik klişe cümlelerden çok uzaklara gitmek istedin…

    Dinlediklerin, okudukların ilk başta biraz iyi gelmiş görünse de toparlanmana yetmedi…
    Her karşına çıkanı “bu mu benim kurtarıcım” diye alkışladın…
    Güven vermeyenlere bile “acaba” diye yanaşıp sonra inancın gereği uzaklaştın…
    Hekimini bulana kadar kapı kapı gezdin.
    Rüyalarda yol gösterilsin istedin. Uyanıp tekrar uyudun.
    Tarotları dinleyerek umutla uyudun geceler boyu…
    Fala inanmadın ama “olur mu acaba?” diye bir umut da oraya ektin…
    Burç akışlarını okudun aldın kabul ettin…
    Ve hiç birisinde aradığını bulamayınca uzaklara…. insanlığın sessizleştiği yere kadar gittin…
    Şimdi oradasın ve kendi içindeki sesinlesin…
    Duyuyorsun değil mi?

    Bu yaşadığının adını merak ediyorsan… “varoluş sancısı” Güzellik

    Dışarda aramaya devam ettikçe yorulduğun… zaman kaybettiğin ve uyanışı geciktirdiğin bir rüya…

    Tıpkı uyanamadın bir kabus gibi.
    Hani bazen oradan oraya koşturup kan ter içinde bir türlü uyanamadığın ama uyanınca da “ohhh şükür” diye derin bir nefes aldığın…
    Evet tam olarak öyle bir rüya.
    Uyanacaksın merak etme.
    Sonsuza kadar uyutmazlar zaten.

    Şimdi rüyada bile olsan koşturmayı bırak ve kendi içini dinle…

    Sesim senin sesin, yağmurların, rüzgarın, kumruların tüm kuşların sesi… uzaktan geçen arabaların, seyyar satıcıların, çocukların sesi… Sesim seninle gidecek ve rüyalarını farkında olarak yaşamaya başlayacaksın…

    O kaybettim dediklerinin hiç birisini kaybetmedin Güzellik…
    Onları da tıpkı hayatının tüm tecrübeleri gibi içine aldın…
    Artık onlar seninle ve ölümsüz.

    Kazanmanın sahip olmak ve elinde tutmak olmadığını
    Kaybetmenin de elinden gitmesi olmadığını öğrendiğinde tüm korkuların ve aldanmışlıklarından özgür olacaksın.

    Tüm birikiminin, tüm ilişkilerinin, tüm kazanım ve kaybediş zannettiklerinin bu hologram dünyasında edindiğin tecrübe olduğunu,
    Ruhun tekamülü için bir oyun ve düzen olduğunu, bedenin inkişafı için sana göre dizayn edilmiş muhteşem bir algoritmik kurgu olduğunu anladığında o rüyadan huzurlu bir şekilde uyanacaksın.
    Tekrar uyusan bile bu rüyanın artık farkında olacaksın…

    Kaybettim dediğin hiç bir şey yada hiç kimse zaten yoktu, var zannediyordun.
    Şu an kaybetmedim dediklerinin var olduğunu mu zannediyorsun? Maddesel varlıklarına var diyoruz. Mânâda zaten hep varlar. Ölüp aramızdan ayrılsalar bile varlar…

    Bazen izlediğin bir filmdeki yada okuduğun bir romandaki hayali bir karakterin anne ve babandan daha yakın hissettirdiği olmuştu değil mi?
    Yada gülüp eğlendiğin o muhteşem hayal arkadaşının?

    Gerçek dünyada en yakınını kaybetsen çok üzülmeyeceğin ama Onun gidişine yas tutacağın durumlar bile olmuştur…

    Sen onu mânâda öldürmediğin sürece ölmeyecek. Mânâda her an seninle olduğunu bildiğin sürece seninle olacak.
    Yine konuşacaksın yine derdini paylaşacaksın yine muhteşem sohbetler edeceksin içinde bir şeyleri öldürmekten vazgeçtiğinde…

    Ey bu satırları okuyan Güzel ruh…
    Rüya bize boşuna verilmedi…

    Rüyada kaybettiklerini bu dünya gerçekliğinde kaybetmediğini göstererek, bu dünyada kaybettiklerini de asla kaybetmeyeceğinin bilgeliğine ulaşman isteniyor senden…

    Hadi bunun idraki için güçlü bir adım at…
    “Oradasın biliyorum” de ona. “Senin varlığına da şükür seni gönderene de” de…
    Sevgini gönder ve o yokluk vehmi ile oluşmuş korku duvarını aş…

    Yaratıcını biliyorsan o senin hiç bir şeyini israf etmedi etmeyecek…
    O senin hayali arkadaşını bile yaratıp önüne getirecek..
    Sen yeter ki Onu sev Onu bil ve
    Onun yolunda ol…
    Sevmeye sevilmeye ve
    sevgide kalmaya devam et…

  • Özgen Dk
    Özgen Dk

    Anlatamadığın ne çok şey yaşadın değil mi?
    Ve hala anlatamayacağın…
    Ve her şey bittiğinde anlatmaya da gerek olmayan…
    Çünkü anlatmanın da bir zamanı vardı, o geçti… Dinlemesini istediğin kişi vardı o dinlemedi… Böylece anlatma hevesin de gitti…

    Anlaşılmamanın sınırlarında ne çok gezdin değil mi?

    Boş boş bakan gözlerden, saçma gelen yönlendirmelerden, deliymişsin gibi tavırlardan, ucuz sohbetlerden ve “akışta kal” gibi bilindik klişe cümlelerden çok uzaklara gitmek istedin…

    Dinlediklerin, okudukların ilk başta biraz iyi gelmiş görünse de toparlanmana yetmedi…
    Her karşına çıkanı “bu mu benim kurtarıcım” diye alkışladın…
    Güven vermeyenlere bile “acaba” diye yanaşıp sonra inancın gereği uzaklaştın…
    Hekimini bulana kadar kapı kapı gezdin.
    Rüyalarda yol gösterilsin istedin. Uyanıp tekrar uyudun.
    Tarotları dinleyerek umutla uyudun geceler boyu…
    Fala inanmadın ama “olur mu acaba?” diye bir umut da oraya ektin…
    Burç akışlarını okudun aldın kabul ettin…
    Ve hiç birisinde aradığını bulamayınca uzaklara…. insanlığın sessizleştiği yere kadar gittin…
    Şimdi oradasın ve kendi içindeki sesinlesin…
    Duyuyorsun değil mi?

    Bu yaşadığının adını merak ediyorsan… “varoluş sancısı” Güzellik

    Dışarda aramaya devam ettikçe yorulduğun… zaman kaybettiğin ve uyanışı geciktirdiğin bir rüya…

    Tıpkı uyanamadın bir kabus gibi.
    Hani bazen oradan oraya koşturup kan ter içinde bir türlü uyanamadığın ama uyanınca da “ohhh şükür” diye derin bir nefes aldığın…
    Evet tam olarak öyle bir rüya.
    Uyanacaksın merak etme.
    Sonsuza kadar uyutmazlar zaten.

    Şimdi rüyada bile olsan koşturmayı bırak ve kendi içini dinle…

    Sesim senin sesin, yağmurların, rüzgarın, kumruların tüm kuşların sesi… uzaktan geçen arabaların, seyyar satıcıların, çocukların sesi… Sesim seninle gidecek ve rüyalarını farkında olarak yaşamaya başlayacaksın…

    O kaybettim dediklerinin hiç birisini kaybetmedin Güzellik…
    Onları da tıpkı hayatının tüm tecrübeleri gibi içine aldın…
    Artık onlar seninle ve ölümsüz.

    Kazanmanın sahip olmak ve elinde tutmak olmadığını
    Kaybetmenin de elinden gitmesi olmadığını öğrendiğinde tüm korkuların ve aldanmışlıklarından özgür olacaksın.

    Tüm birikiminin, tüm ilişkilerinin, tüm kazanım ve kaybediş zannettiklerinin bu hologram dünyasında edindiğin tecrübe olduğunu,
    Ruhun tekamülü için bir oyun ve düzen olduğunu, bedenin inkişafı için sana göre dizayn edilmiş muhteşem bir algoritmik kurgu olduğunu anladığında o rüyadan huzurlu bir şekilde uyanacaksın.
    Tekrar uyusan bile bu rüyanın artık farkında olacaksın…

    Kaybettim dediğin hiç bir şey yada hiç kimse zaten yoktu, var zannediyordun.
    Şu an kaybetmedim dediklerinin var olduğunu mu zannediyorsun? Maddesel varlıklarına var diyoruz. Mânâda zaten hep varlar. Ölüp aramızdan ayrılsalar bile varlar…

    Bazen izlediğin bir filmdeki yada okuduğun bir romandaki hayali bir karakterin anne ve babandan daha yakın hissettirdiği olmuştu değil mi?
    Yada gülüp eğlendiğin o muhteşem hayal arkadaşının?

    Gerçek dünyada en yakınını kaybetsen çok üzülmeyeceğin ama Onun gidişine yas tutacağın durumlar bile olmuştur…

    Sen onu mânâda öldürmediğin sürece ölmeyecek. Mânâda her an seninle olduğunu bildiğin sürece seninle olacak.
    Yine konuşacaksın yine derdini paylaşacaksın yine muhteşem sohbetler edeceksin içinde bir şeyleri öldürmekten vazgeçtiğinde…

    Ey bu satırları okuyan Güzel ruh…
    Rüya bize boşuna verilmedi…

    Rüyada kaybettiklerini bu dünya gerçekliğinde kaybetmediğini göstererek, bu dünyada kaybettiklerini de asla kaybetmeyeceğinin bilgeliğine ulaşman isteniyor senden…

    Hadi bunun idraki için güçlü bir adım at…
    “Oradasın biliyorum” de ona. “Senin varlığına da şükür seni gönderene de” de…
    Sevgini gönder ve o yokluk vehmi ile oluşmuş korku duvarını aş…

    Yaratıcını biliyorsan o senin hiç bir şeyini israf etmedi etmeyecek…
    O senin hayali arkadaşını bile yaratıp önüne getirecek..
    Sen yeter ki Onu sev Onu bil ve
    Onun yolunda ol…
    Sevmeye sevilmeye ve
    sevgide kalmaya devam et…

  • Özgen Dk
    Özgen Dk

    Anlatamadığın ne çok şey yaşadın değil mi?
    Ve hala anlatamayacağın…
    Ve her şey bittiğinde anlatmaya da gerek olmayan…
    Çünkü anlatmanın da bir zamanı vardı, o geçti… Dinlemesini istediğin kişi vardı o dinlemedi… Böylece anlatma hevesin de gitti…

    Anlaşılmamanın sınırlarında ne çok gezdin değil mi?

    Boş boş bakan gözlerden, saçma gelen yönlendirmelerden, deliymişsin gibi tavırlardan, ucuz sohbetlerden ve “akışta kal” gibi bilindik klişe cümlelerden çok uzaklara gitmek istedin…

    Dinlediklerin, okudukların ilk başta biraz iyi gelmiş görünse de toparlanmana yetmedi…
    Her karşına çıkanı “bu mu benim kurtarıcım” diye alkışladın…
    Güven vermeyenlere bile “acaba” diye yanaşıp sonra inancın gereği uzaklaştın…
    Hekimini bulana kadar kapı kapı gezdin.
    Rüyalarda yol gösterilsin istedin. Uyanıp tekrar uyudun.
    Tarotları dinleyerek umutla uyudun geceler boyu…
    Fala inanmadın ama “olur mu acaba?” diye bir umut da oraya ektin…
    Burç akışlarını okudun aldın kabul ettin…
    Ve hiç birisinde aradığını bulamayınca uzaklara…. insanlığın sessizleştiği yere kadar gittin…
    Şimdi oradasın ve kendi içindeki sesinlesin…
    Duyuyorsun değil mi?

    Bu yaşadığının adını merak ediyorsan… “varoluş sancısı” Güzellik

    Dışarda aramaya devam ettikçe yorulduğun… zaman kaybettiğin ve uyanışı geciktirdiğin bir rüya…

    Tıpkı uyanamadın bir kabus gibi.
    Hani bazen oradan oraya koşturup kan ter içinde bir türlü uyanamadığın ama uyanınca da “ohhh şükür” diye derin bir nefes aldığın…
    Evet tam olarak öyle bir rüya.
    Uyanacaksın merak etme.
    Sonsuza kadar uyutmazlar zaten.

    Şimdi rüyada bile olsan koşturmayı bırak ve kendi içini dinle…

    Sesim senin sesin, yağmurların, rüzgarın, kumruların tüm kuşların sesi… uzaktan geçen arabaların, seyyar satıcıların, çocukların sesi… Sesim seninle gidecek ve rüyalarını farkında olarak yaşamaya başlayacaksın…

    O kaybettim dediklerinin hiç birisini kaybetmedin Güzellik…
    Onları da tıpkı hayatının tüm tecrübeleri gibi içine aldın…
    Artık onlar seninle ve ölümsüz.

    Kazanmanın sahip olmak ve elinde tutmak olmadığını
    Kaybetmenin de elinden gitmesi olmadığını öğrendiğinde tüm korkuların ve aldanmışlıklarından özgür olacaksın.

    Tüm birikiminin, tüm ilişkilerinin, tüm kazanım ve kaybediş zannettiklerinin bu hologram dünyasında edindiğin tecrübe olduğunu,
    Ruhun tekamülü için bir oyun ve düzen olduğunu, bedenin inkişafı için sana göre dizayn edilmiş muhteşem bir algoritmik kurgu olduğunu anladığında o rüyadan huzurlu bir şekilde uyanacaksın.
    Tekrar uyusan bile bu rüyanın artık farkında olacaksın…

    Kaybettim dediğin hiç bir şey yada hiç kimse zaten yoktu, var zannediyordun.
    Şu an kaybetmedim dediklerinin var olduğunu mu zannediyorsun? Maddesel varlıklarına var diyoruz. Mânâda zaten hep varlar. Ölüp aramızdan ayrılsalar bile varlar…

    Bazen izlediğin bir filmdeki yada okuduğun bir romandaki hayali bir karakterin anne ve babandan daha yakın hissettirdiği olmuştu değil mi?
    Yada gülüp eğlendiğin o muhteşem hayal arkadaşının?

    Gerçek dünyada en yakınını kaybetsen çok üzülmeyeceğin ama Onun gidişine yas tutacağın durumlar bile olmuştur…

    Sen onu mânâda öldürmediğin sürece ölmeyecek. Mânâda her an seninle olduğunu bildiğin sürece seninle olacak.
    Yine konuşacaksın yine derdini paylaşacaksın yine muhteşem sohbetler edeceksin içinde bir şeyleri öldürmekten vazgeçtiğinde…

    Ey bu satırları okuyan Güzel ruh…
    Rüya bize boşuna verilmedi…

    Rüyada kaybettiklerini bu dünya gerçekliğinde kaybetmediğini göstererek, bu dünyada kaybettiklerini de asla kaybetmeyeceğinin bilgeliğine ulaşman isteniyor senden…

    Hadi bunun idraki için güçlü bir adım at…
    “Oradasın biliyorum” de ona. “Senin varlığına da şükür seni gönderene de” de…
    Sevgini gönder ve o yokluk vehmi ile oluşmuş korku duvarını aş…

    Yaratıcını biliyorsan o senin hiç bir şeyini israf etmedi etmeyecek…
    O senin hayali arkadaşını bile yaratıp önüne getirecek..
    Sen yeter ki Onu sev Onu bil ve
    Onun yolunda ol…
    Sevmeye sevilmeye ve
    sevgide kalmaya devam et…

  • Son Şövalye
    Son Şövalye

    ÇOCUKLUK ve ÇOCUKLAR'a DAİR
    "Çocuğa dilini tutmasını söyle; bak, nasıl da hızla öğrenecektir konuşmayı...” (Alıntı)

  • Son Şövalye
    Son Şövalye

    DOĞA'ya DAİR
    "Gülün dikeni var diye üzüleceğine, dikenin gülü var diye sevin!" (Johann Wolfgang Von GOETHE)

    [Johann Wolfgang Von Goethe (1749-1832) / Alman edebiyatçı, siyasetçi, ressam ve doğabilimci]

  • Son Şövalye
    Son Şövalye

    YAŞAM'a/ÖLÜM'e DAİR
    "Yaşamı kontrol altına alamaz, ona sahip olamazsın; tam tersine, o seni sahiplenir...İşte ancak o zaman onunla iletişimin mümkün olabilir.” (OSHO)

  • Son Şövalye
    Son Şövalye

    GÖKYÜZÜ'ne DAİR
    "Uzun veya kısa soluklu yolculuklarınızda dikkat edin; gökyüzü, sizi asla yarı yolda bırakmayan tek yol arkadaşınızdır." (Evrensel)

  • Son Şövalye
    Son Şövalye

    DESTEKSİZ SALLAMALAR
    "Ay zahmet etmeyin!" (İstemem, yan cebime koy!)

  • Son Şövalye
    Son Şövalye

    KÜLTÜR/SANAT/EDEBİYAT DÜNYASI

    Almanya’da Hale Soygazi'ye Onur Ödülü!
    Almanya'da çok sesliliğin ve çok kültürlülüğün kalesi haline gelen Nürnberg Film Festivali’nde Hale Soygazi'ye Onur Ödülü verildi.

    1996'da başlayan ve iki ülke sinemasının birlikte gövde gösterisi yaptığı en önemli etkinlik kabul edilen Festival'in bu yılki açılışı özellikle 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde yapıldı.

    Onur Ödülü alan bir diğer sanatçı ise, Alman oyuncu İris Berben oldu. (Ayrıntılar için: T24)

  • Son Şövalye
    Son Şövalye

    ULUS/TOPLUM/DEMOKRASİ
    & İNSAN HAKLARI'na DAİR
    "Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır." (Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK)

  • Son Şövalye
    Son Şövalye

    YAR'in ELLERİ'ne DAİR
    "Yaşam'a dört elle sarılmak için iki ele daha ihtiyacım var, uzat ellerini bana SEVGİLİ, lütfen..." (Murat MENTEŞ'ten esin / Türk yazar)

  • Son Şövalye
    Son Şövalye

    ADAMLIK/ERKEKLİK & İNSANLIK ÜZERİNE
    Erkek, teIevizyonda maça konsantre olduğunda takımına maç kazandıracağını sanan tek canIı türü... imiş. (Her kim söylemişse fena morartmış... Yakalayın!)

  • Son Şövalye
    Son Şövalye

    KADIN'a DAİR
    "Türk kadınlarının en büyük süsü Türk oluşlarıdır." (Lady Mary MONTAGU)

    [Leydi Mary Montagu (1689-1762) / İngiliz yazar... Osmanlı dönemindeki bir İngiliz elçinin eşiydi.]

  • Son Şövalye
    Son Şövalye

    ÇOCUKLUK ve ÇOCUKLAR'a DAİR
    "Çocuklarınıza ders vermek istiyorsanız
    -ki bu hiç de gerekli değildir-
    kendinizi örnek gösterin ama sizin gibi olmaları için değil, sizin gibi olmaMAları için..." (George Bernard SHAW)

    [George Bernard Shaw (1856-1950) / İrlandalı yazar... Sosyalizm ve kadın haklarının koyu bir savunucusu idi. 1925'te Nobel, 1938'de ise Oscar'ı alarak, bu iki ödülü de alabilen ilk isim oldu.)

  • Son Şövalye
    Son Şövalye

    DOĞA'ya DAİR
    "Kışın beyaz örtüsü altında, doğanın bembeyaz bir öyküsü yatar; kar taneleri, her biri birer kelime..." (Halit Ziya UŞAKLIGİL)

    [Halid Ziya Uşaklıgil (1866-1945) / Cumhuriyet dönemi Türk romancı ve yazar...İlk büyük Türk romanı olarak kabul edilen Aşk-ı Memnû’nun yazarıdır.]

  • Son Şövalye
    Son Şövalye

    YAŞAM'a/ÖLÜM'e DAİR
    "Ölüm korkunç ve pis bir serüvendir." [Albert CAMUS (1913-1960) / Fransız yazar ve filozof]

  • Son Şövalye
    Son Şövalye

    GÖKYÜZÜ'ne DAİR
    "Gökyüzü, umut gibi hep var olacaktır...İnsanlar yaşadıkça!" (Uyarlama)

  • Son Şövalye
    Son Şövalye

    Günaydın Filozof Sosyolog,
    Güzel bir şiir... Siz mi yazdınız?

  • Son Şövalye
    Son Şövalye

    DESTEKSİZ SALLAMALAR
    "Godum mu oturturum... Nokta!" (Memur Cemal)

  • Son Şövalye
    Son Şövalye

    MÜZİK DAĞARCIĞINDAN

    ?si=sCp0SpqIfcDRBgPo

    "Ne Zaman Geleceksin"
    Makam: Nihavend
    Söz ve Müzik: Şekip Ayhan Özışık
    Yorum: Muazzez Ersoy

  • Son Şövalye
    Son Şövalye

    ŞİİR DAĞARCIĞINDAN

    Bir Çocuğun Rüyası İçin Şiir

    Bir çocuğun rüyasında her zaman
    Kaybolmuş bir sevgili vardır
    Onu eskiciler çalmıştır
    Bir akşamüstü hiç umulmadan

    Kırların serinliği gelir
    Konar bir çocuğun alnına
    Onun için uyurken alınları
    Beyaz ve gergindir çocukların

    Senin de çocukluğun akrabadır
    Yaz bahçeleriyle, elmalarla
    Tozlar kalkmıştır bir akşamüstü
    Mezarlığın ordaki bayırdan

    Kaybolmuş bir sevgi her zaman
    Kaybolmuş bir bilyaya benzer
    Anımsanır ışıltısı
    Belli belirsiz gözyaşlarıyla

    Bir çocuğun rüyasında bazen
    Bulunur kaybolmuş bir bilya
    Kiraz ağaçları sallanır
    Güvercinler uçuşur havada

    Ataol BEHRAMOĞLU

  • Son Şövalye
    Son Şövalye

    KÜLTÜR/SANAT/EDEBİYAT DÜNYASI

    Kötülüğe Sinemayla Direnmek!

    96. Akademi/Oscar Ödülleri sahiplerini buldu. Törende, iddialı yapımların aldığı ödüller kadar kazananların yaptığı konuşmalardaki politik mesajlar da dikkat çekti.

    Örneğin, ödül alan "Holokost' filmi yönetmeni
    Jonathan Glazer, İsrail'deki 7 Ekim kurbanları ile Gazze'deki kurbanların, insanlığı yok etme eyleminin gözden çıkarılanları olduğunu vurguladı. (Ayrıntı için: artıgercek.com)

  • Son Şövalye
    Son Şövalye

    ULUS/TOPLUM/DEMOKRASİ
    & İNSAN HAKLARI'na DAİR
    "Yemini çok olan toplumun yalanı da çok olur." (Joost van den VONDEL)

    [Joost van den Vondel (1587 - 1679) / Hollandalı yazar, şair, çevirmen]

  • Son Şövalye
    Son Şövalye

    YAR'in GÜLÜŞÜ'ne DAİR
    "Tam unuttum dersin, karşına çıkar, gülücükler gönderir ve yine bağlar seni kendine... Yine inanırsın, yalan olduğunu bilsen bile!" (Cemal SÜREYA)