İçimdeki asi ruh “bas gaza” dedi, bastım. Zincir “ben yokum bu oyunda” dedi, koptu. Durumu şöyle mi açıklamalıyım: “bu mekanik değil, tamamen duygusal bir kopuştu.”
Şimdi hayat da bana yeni bir zincir aldırarak diyecek ki: “Özgürlük güzel şey ama taksitle.”
Gece boyunca susan hayatın, sabahla birlikte yeniden konuşmaya başlamasıdır. Birinin yüzüne “günaydın” demek, ona fark ettirmeden şunu söylemektir: “Bugün de buradasın ve bu, başlamak için yeterli.”
‘Hadi kalk, bir çay yapalım’ diyenlerle hayat daha katlanılır oluyor gerçekten… Çok içten, çok tanıdık bir duygu.. kalınası en güzel duygu sevgi olsa gerek ;) Hayırlı akşamlar size de.. Mutlu pazarlar size de ..
O hâlde, Ahmet Erhan’ın Milattan Önceki Şiirler’iyle, Şükrü Erbaş’ın Ömür Hanımla Güz Konuşmaları gibi başyapıtlardan mahrum kalmışsınız demektir.
Evet "az söz” şiirin zirvesi olabilir ama uzun şiir bambaşka bir şeydir; karakter kurar, zaman yaratır, hatta bazen bir hayatı anlatır. Katman katman açılan anlamlarıyla insana çok daha derin şeyler anlatır.
Saatin içindeki sessizliğim… Akrep ilerliyor ama zaman kıpırdamıyor. Ne söylesem, cümleler cebimde unutulmuş anahtar gibi; açamıyorum hiçbir kapıyı kendime. Kendimi yazdıkça, kâğıdın inatla temiz kaldığı yerdeyim.
Aynı “ben haklıyım, sen haksızsın” döngüsünün kimseye bir şey kazandırmadığı ortada. Her yeni cümle, meseleyi çözmek yerine sadece gerilimi büyütüyor. Bu şekilde devam etmenin kimseye faydası yok.
Bu kadar sert ve kırıcı bir dil buraya yakışmıyor. Farklı düşünebiliriz, bu çok normal; ama saygıyı kaybetmek zorunda değiliz. Unutmayalım ki üslup, en az fikir kadar önemlidir.
En sağlıklısı, bu noktada tartışmayı burada sonlandırmak. Herkes kendi görüşünü ifade etti, fazlası sadece gereksiz kırgınlık bırakacak. Konuyu uzatmak yerine, birbirimize saygıyı koruyarak noktalamak en doğrusu. Lütfen artık bu başlığı daha fazla germeyelim.
(Haddimi de bağışlayın lütfen.. huzursuzluğu sevmeyen bir kız kardeşinizin zerzenişi olarak görün.)
Sizi tanımadan böyle bir genelleme yaptığım için o kısmıyla ilgili özrümü kabul etmenizi isterim. Ancak şunu da söylemek isterim: Mustafa Kemal Atatürk hakkında bu şekilde ithamlar kullanmak doğru değil. Herkesin sevdiği, saygı duyduğu değerler kendine aittir.
Ben de istersem sizin çok değer verdiğiniz bir geçmişe ya da bir şahsiyete söz söyleyebilirim. Ama bunun kimseye bir faydası yok. Aksine sadece huzursuzluk ve ayrışma getirir.
Bu kadar kutuplaşmanın içinde, birbirimize saygı göstermek zor olmamalı. Birlikte, bir olarak yaşamak bu kadar imkânsız olmamalı.
Bizler bu dili kullanırsak sonra çocuklar birbirine zarar verdiğinde neden şaşırıyoruz?
Osmanlı İmparatorluğu bu toprakların tarihinin büyük bir parçası. Mustafa Kemal Atatürk ise modern Türkiye’nin kurucusu. İkisini “ya o ya bu” diye karşı karşıya koymak yerine, tarihi kendi bağlamında anlamak daha sağlıklı. Aynı şekilde, kim olursa olsun kanıtsız ve ağır suçlamalar yapmak doğru değil; eleştiri yapılacaksa da saygı çerçevesinde yapılmalı.
Ve Ahmet Aranç bey;
Atatürk’e yönelik suçlamalar yapıyorsunuz ama insan ister istemez şunu soruyor: Türkiye’de yıllardır gündeme gelen bazı somut vakalar var. Karaman’daki vakıf evi skandalı, Kur’an kurslarında ortaya çıkan istismar olayları, kendini “dini lider” olarak tanıtan kişilerin karıştığı davalar… Bunlar mahkemelere yansımış, ceza verilmiş, toplumda büyük infial yaratmış gerçekler. Peki sen bu olaylar karşısında neredeydin? Bir çocuğa yapılan istismar, failin kimliğine göre mi anlam değiştiriyor? İstismarı yapan “dindar” diye susulacak bir şey mi oluyor? Yoksa mesele çocuk değil de, sadece ideolojik bir kavga mı? Eğer gerçekten çocukların hakkını savunuyorsan, bu hassasiyetin herkese eşit olmalı. Yok eğer sadece kendi dünya görüşüne dokunulduğunda ses çıkarıyorsan, bu adalet değil açık bir çifte standarttır. Çocuk istismarı üzerinden siyaset yapılmaz. Ama yapılan bir haksızlığa da, kim yaparsa yapsın sessiz kalınmaz.
saat ilerliyor
ben niyet ediyorum
başlıyorum
zaman bitiyor
araya kim giriyor
bilmiyorum
yetişemeyen bir planım.
Sen nasılsın?
İçimdeki asi ruh “bas gaza” dedi, bastım.
Zincir “ben yokum bu oyunda” dedi, koptu.
Durumu şöyle mi açıklamalıyım:
“bu mekanik değil, tamamen duygusal bir kopuştu.”
Şimdi hayat da bana yeni bir zincir aldırarak diyecek ki:
“Özgürlük güzel şey ama taksitle.”
Gece boyunca susan hayatın, sabahla birlikte yeniden konuşmaya başlamasıdır. Birinin yüzüne “günaydın” demek, ona fark ettirmeden şunu söylemektir: “Bugün de buradasın ve bu, başlamak için yeterli.”
‘Hadi kalk, bir çay yapalım’ diyenlerle hayat daha katlanılır oluyor gerçekten… Çok içten, çok tanıdık bir duygu.. kalınası en güzel duygu sevgi olsa gerek ;)
Hayırlı akşamlar size de..
Mutlu pazarlar size de ..
Ayın seyyahı...
.
O hâlde, Ahmet Erhan’ın Milattan Önceki Şiirler’iyle, Şükrü Erbaş’ın Ömür Hanımla Güz Konuşmaları gibi başyapıtlardan mahrum kalmışsınız demektir.
Evet "az söz” şiirin zirvesi olabilir ama uzun şiir bambaşka bir şeydir; karakter kurar, zaman yaratır, hatta bazen bir hayatı anlatır. Katman katman açılan anlamlarıyla insana çok daha derin şeyler anlatır.
Deneyin derim :)
.............
Mahli Ka
03.05.2026 - 16:51
Uzun yazı ve şiirleri okumuyorum.
Saatin içindeki sessizliğim…
Akrep ilerliyor ama zaman kıpırdamıyor.
Ne söylesem, cümleler cebimde unutulmuş anahtar gibi;
açamıyorum hiçbir kapıyı kendime.
Kendimi yazdıkça, kâğıdın inatla temiz kaldığı yerdeyim.
Ya sen nasılsın??
Kendime taşan bir fazlalık....
Arkadaşlar, gerçekten yeter artık.
Aynı “ben haklıyım, sen haksızsın” döngüsünün kimseye bir şey kazandırmadığı ortada.
Her yeni cümle, meseleyi çözmek yerine sadece gerilimi büyütüyor. Bu şekilde devam etmenin kimseye faydası yok.
Bu kadar sert ve kırıcı bir dil buraya yakışmıyor.
Farklı düşünebiliriz, bu çok normal; ama saygıyı kaybetmek zorunda değiliz.
Unutmayalım ki üslup, en az fikir kadar önemlidir.
En sağlıklısı, bu noktada tartışmayı burada sonlandırmak.
Herkes kendi görüşünü ifade etti, fazlası sadece gereksiz kırgınlık bırakacak.
Konuyu uzatmak yerine, birbirimize saygıyı koruyarak noktalamak en doğrusu.
Lütfen artık bu başlığı daha fazla germeyelim.
(Haddimi de bağışlayın lütfen.. huzursuzluğu sevmeyen bir kız kardeşinizin zerzenişi olarak görün.)
Sizi tanımadan böyle bir genelleme yaptığım için o kısmıyla ilgili özrümü kabul etmenizi isterim.
Ancak şunu da söylemek isterim: Mustafa Kemal Atatürk hakkında bu şekilde ithamlar kullanmak doğru değil. Herkesin sevdiği, saygı duyduğu değerler kendine aittir.
Ben de istersem sizin çok değer verdiğiniz bir geçmişe ya da bir şahsiyete söz söyleyebilirim. Ama bunun kimseye bir faydası yok. Aksine sadece huzursuzluk ve ayrışma getirir.
Bu kadar kutuplaşmanın içinde, birbirimize saygı göstermek zor olmamalı.
Birlikte, bir olarak yaşamak bu kadar imkânsız olmamalı.
Bizler bu dili kullanırsak sonra çocuklar birbirine zarar verdiğinde neden şaşırıyoruz?
Osmanlı İmparatorluğu bu toprakların tarihinin büyük bir parçası.
Mustafa Kemal Atatürk ise modern Türkiye’nin kurucusu.
İkisini “ya o ya bu” diye karşı karşıya koymak yerine, tarihi kendi bağlamında anlamak daha sağlıklı.
Aynı şekilde, kim olursa olsun kanıtsız ve ağır suçlamalar yapmak doğru değil; eleştiri yapılacaksa da saygı çerçevesinde yapılmalı.
Ve Ahmet Aranç bey;
Atatürk’e yönelik suçlamalar yapıyorsunuz ama insan ister istemez şunu soruyor:
Türkiye’de yıllardır gündeme gelen bazı somut vakalar var.
Karaman’daki vakıf evi skandalı, Kur’an kurslarında ortaya çıkan istismar olayları, kendini “dini lider” olarak tanıtan kişilerin karıştığı davalar… Bunlar mahkemelere yansımış, ceza verilmiş, toplumda büyük infial yaratmış gerçekler.
Peki sen bu olaylar karşısında neredeydin?
Bir çocuğa yapılan istismar, failin kimliğine göre mi anlam değiştiriyor?
İstismarı yapan “dindar” diye susulacak bir şey mi oluyor?
Yoksa mesele çocuk değil de, sadece ideolojik bir kavga mı?
Eğer gerçekten çocukların hakkını savunuyorsan, bu hassasiyetin herkese eşit olmalı.
Yok eğer sadece kendi dünya görüşüne dokunulduğunda ses çıkarıyorsan, bu adalet değil açık bir çifte standarttır.
Çocuk istismarı üzerinden siyaset yapılmaz.
Ama yapılan bir haksızlığa da, kim yaparsa yapsın sessiz kalınmaz.