İstemiyorum sensizlik durağında üşümeyi sevgili, Yüreğimden tut, gör bu zahmini. Sabır salıncaklarından indir bu yüreğimi... Gel, uykusuz gecelerin artığı gözlerim değil, Yüreğimin bereketi ol. Özlemlerle büyümeyelim, Aşkın kefeninde taşınan ruhuma Yara değil, merhem ol. Aynı aşkın bekçileri olalım. Ben, hece hece sana susayım... Sen, şiir şiir bende kal sevgili...
Belki de… her gece biraz daha demleniyoruz fark etmeden, sabah dediğin de aynı hikâyeye yeni bir cümle eklemek sadece. İyi akşamlar diyorsun ya, benim akşamım biraz da sana benziyor şimdi sakin, içten ve kalmaya değer.
Fark etmeden insanın içini de akşam gibi güzelleştiren insanların varlığının mutluluğundayım.
İçimdeki asi ruh “bas gaza” dedi, bastım. Zincir “ben yokum bu oyunda” dedi, koptu. Durumu şöyle mi açıklamalıyım: “bu mekanik değil, tamamen duygusal bir kopuştu.”
Şimdi hayat da bana yeni bir zincir aldırarak diyecek ki: “Özgürlük güzel şey ama taksitle.”
Gece boyunca susan hayatın, sabahla birlikte yeniden konuşmaya başlamasıdır. Birinin yüzüne “günaydın” demek, ona fark ettirmeden şunu söylemektir: “Bugün de buradasın ve bu, başlamak için yeterli.”
‘Hadi kalk, bir çay yapalım’ diyenlerle hayat daha katlanılır oluyor gerçekten… Çok içten, çok tanıdık bir duygu.. kalınası en güzel duygu sevgi olsa gerek ;) Hayırlı akşamlar size de.. Mutlu pazarlar size de ..
O hâlde, Ahmet Erhan’ın Milattan Önceki Şiirler’iyle, Şükrü Erbaş’ın Ömür Hanımla Güz Konuşmaları gibi başyapıtlardan mahrum kalmışsınız demektir.
Evet "az söz” şiirin zirvesi olabilir ama uzun şiir bambaşka bir şeydir; karakter kurar, zaman yaratır, hatta bazen bir hayatı anlatır. Katman katman açılan anlamlarıyla insana çok daha derin şeyler anlatır.
Saatin içindeki sessizliğim… Akrep ilerliyor ama zaman kıpırdamıyor. Ne söylesem, cümleler cebimde unutulmuş anahtar gibi; açamıyorum hiçbir kapıyı kendime. Kendimi yazdıkça, kâğıdın inatla temiz kaldığı yerdeyim.
Aynı “ben haklıyım, sen haksızsın” döngüsünün kimseye bir şey kazandırmadığı ortada. Her yeni cümle, meseleyi çözmek yerine sadece gerilimi büyütüyor. Bu şekilde devam etmenin kimseye faydası yok.
Bu kadar sert ve kırıcı bir dil buraya yakışmıyor. Farklı düşünebiliriz, bu çok normal; ama saygıyı kaybetmek zorunda değiliz. Unutmayalım ki üslup, en az fikir kadar önemlidir.
En sağlıklısı, bu noktada tartışmayı burada sonlandırmak. Herkes kendi görüşünü ifade etti, fazlası sadece gereksiz kırgınlık bırakacak. Konuyu uzatmak yerine, birbirimize saygıyı koruyarak noktalamak en doğrusu. Lütfen artık bu başlığı daha fazla germeyelim.
(Haddimi de bağışlayın lütfen.. huzursuzluğu sevmeyen bir kız kardeşinizin zerzenişi olarak görün.)
İstemiyorum sensizlik durağında üşümeyi sevgili,
Yüreğimden tut, gör bu zahmini.
Sabır salıncaklarından indir bu yüreğimi...
Gel, uykusuz gecelerin artığı gözlerim değil,
Yüreğimin bereketi ol.
Özlemlerle büyümeyelim,
Aşkın kefeninde taşınan ruhuma
Yara değil, merhem ol.
Aynı aşkın bekçileri olalım.
Ben, hece hece sana susayım...
Sen, şiir şiir bende kal sevgili...
Belki de…
her gece biraz daha demleniyoruz fark etmeden,
sabah dediğin de aynı hikâyeye yeni bir cümle eklemek sadece.
İyi akşamlar diyorsun ya,
benim akşamım biraz da sana benziyor şimdi sakin, içten ve kalmaya değer.
Fark etmeden insanın içini de akşam gibi güzelleştiren insanların varlığının mutluluğundayım.
Ya sen NasılsıN ?
saat ilerliyor
ben niyet ediyorum
başlıyorum
zaman bitiyor
araya kim giriyor
bilmiyorum
yetişemeyen bir planım.
Sen nasılsın?
İçimdeki asi ruh “bas gaza” dedi, bastım.
Zincir “ben yokum bu oyunda” dedi, koptu.
Durumu şöyle mi açıklamalıyım:
“bu mekanik değil, tamamen duygusal bir kopuştu.”
Şimdi hayat da bana yeni bir zincir aldırarak diyecek ki:
“Özgürlük güzel şey ama taksitle.”
Gece boyunca susan hayatın, sabahla birlikte yeniden konuşmaya başlamasıdır. Birinin yüzüne “günaydın” demek, ona fark ettirmeden şunu söylemektir: “Bugün de buradasın ve bu, başlamak için yeterli.”
‘Hadi kalk, bir çay yapalım’ diyenlerle hayat daha katlanılır oluyor gerçekten… Çok içten, çok tanıdık bir duygu.. kalınası en güzel duygu sevgi olsa gerek ;)
Hayırlı akşamlar size de..
Mutlu pazarlar size de ..
Ayın seyyahı...
.
O hâlde, Ahmet Erhan’ın Milattan Önceki Şiirler’iyle, Şükrü Erbaş’ın Ömür Hanımla Güz Konuşmaları gibi başyapıtlardan mahrum kalmışsınız demektir.
Evet "az söz” şiirin zirvesi olabilir ama uzun şiir bambaşka bir şeydir; karakter kurar, zaman yaratır, hatta bazen bir hayatı anlatır. Katman katman açılan anlamlarıyla insana çok daha derin şeyler anlatır.
Deneyin derim :)
.............
Mahli Ka
03.05.2026 - 16:51
Uzun yazı ve şiirleri okumuyorum.
Saatin içindeki sessizliğim…
Akrep ilerliyor ama zaman kıpırdamıyor.
Ne söylesem, cümleler cebimde unutulmuş anahtar gibi;
açamıyorum hiçbir kapıyı kendime.
Kendimi yazdıkça, kâğıdın inatla temiz kaldığı yerdeyim.
Ya sen nasılsın??
Kendime taşan bir fazlalık....
Arkadaşlar, gerçekten yeter artık.
Aynı “ben haklıyım, sen haksızsın” döngüsünün kimseye bir şey kazandırmadığı ortada.
Her yeni cümle, meseleyi çözmek yerine sadece gerilimi büyütüyor. Bu şekilde devam etmenin kimseye faydası yok.
Bu kadar sert ve kırıcı bir dil buraya yakışmıyor.
Farklı düşünebiliriz, bu çok normal; ama saygıyı kaybetmek zorunda değiliz.
Unutmayalım ki üslup, en az fikir kadar önemlidir.
En sağlıklısı, bu noktada tartışmayı burada sonlandırmak.
Herkes kendi görüşünü ifade etti, fazlası sadece gereksiz kırgınlık bırakacak.
Konuyu uzatmak yerine, birbirimize saygıyı koruyarak noktalamak en doğrusu.
Lütfen artık bu başlığı daha fazla germeyelim.
(Haddimi de bağışlayın lütfen.. huzursuzluğu sevmeyen bir kız kardeşinizin zerzenişi olarak görün.)