Gerçek şu ki ; Zaman, sessiz bir soğuk gibi sızar kemiklere; hiçbir acıyı duyurmaz, sadece bırakır izlerini.. Gözler hatırladıkça yanar, yürekler suskunlukla öder geçmişin borcunu.
Senden vazgeçtim. Bir fırtınadan sonra denizin kendi içine çekilmesi gibi ağır ve sessiz. Adın bir zamanlar kalbimin en aydınlık yerine asılıydı; şimdi solmuş bir levha gibi hatıraların duvarında duruyor.
İnsan, uzaklarda kalan bir gülüşün peşinden yürürken, zamanın ince ince ördüğü ağlarda sıkışır; Sonra geceler, yıldızlarıyla birlikte içindeki boşluğu yavaş yavaş örer. O vakit; boşluklarda yaşamak bir varoluş biçimin olur.
Kalabalık yalnızlıklar, insanın sesini duyurabildiği hâlde anlaşılamadığı yerlerde büyür. En gürültülü anlar, içimizin en sessiz olduğu zamanlardır. Yan yana durmak yakınlık değildir; bazen en büyük mesafe iki omuz arasına sığar.
Araf, insanın kalbiyle gölgesi arasındaki dar geçittir. İnsanın ne gidişe razı olduğu ne kalışa dayanabildiği yerdir. Orada zaman ilerlemez, sadece insanın içi eskir.
_ÖğrendiM ki_
İnsan, kendine geç kaldığı kadar, kimseye erken değildir.
Ne garip…
Bir insanı unutmak, onu sevmekten daha fazla emek istiyormuş.
N a s ı L unutulur B i L M i Y O r U M.
Bir kalbin nasıl usul usul çürüyebileceğini estetik bir sükûtla gösterdiğin için.
~ T E Ş E K K Ü R E D E R İ M ~
Gerçek şu ki ;
Zaman, sessiz bir soğuk gibi sızar kemiklere; hiçbir acıyı duyurmaz, sadece bırakır izlerini..
Gözler hatırladıkça yanar, yürekler suskunlukla öder geçmişin borcunu.
Senden vazgeçtim.
Bir fırtınadan sonra denizin kendi içine çekilmesi gibi ağır ve sessiz.
Adın bir zamanlar kalbimin en aydınlık yerine asılıydı; şimdi solmuş bir levha gibi hatıraların duvarında duruyor.
Yokluğunun acemisi yüreğim;
sessizlik, içimde yeni bir karanlık çizerken
her bekleyiş, yüreğime acının ilmini öğretiyor.
İnsan, uzaklarda kalan bir gülüşün peşinden yürürken, zamanın ince ince ördüğü ağlarda sıkışır;
Sonra
geceler, yıldızlarıyla birlikte içindeki boşluğu yavaş yavaş örer. O vakit; boşluklarda yaşamak bir varoluş biçimin olur.
Varoluşum seni yeniden kurmaya muktedirdi;
ama senin en kudretli tarafın,
ısrarla kendi çöküşüne yönelen yanındı.”
Kalabalık yalnızlıklar, insanın sesini duyurabildiği hâlde anlaşılamadığı yerlerde büyür. En gürültülü anlar, içimizin en sessiz olduğu zamanlardır. Yan yana durmak yakınlık değildir; bazen en büyük mesafe iki omuz arasına sığar.
Araf, insanın kalbiyle gölgesi arasındaki dar geçittir.
İnsanın ne gidişe razı olduğu ne kalışa dayanabildiği yerdir. Orada zaman ilerlemez, sadece insanın içi eskir.