Irgandı Köprüsü’nde bir bülbül durdu dalımda,
Uzun uzun şakıdı, kelimeleri serpti oyalı taşlara.
Bankın yanında açan çiçekler var;
Koparsam, sevsem seni onlardaki taç yaprakların sayısı kadar...
Güllere, menekşelere can aşıladım avucumdaki suyla;
Mavi-mor ışıklar çökerken geceye,
Kuşlar ekmek kırıntılarını topladı kaldırımlardan.
Gözlerin... Limana yanaşan ağır bir hüzün gemisi.
Koyu, kapkaranlık bir çiçek deseni göz bebeklerin.
Kabuk atar ruhum o bakışların kıyısında,
Eski bir yılan derisi gibi terkedilmiş.
Terli bir fanilayı sıyırıp atar gibi uykularımdan sıyrıldım,
Her uyanışta sen, her nefeste yaşamla ölümün çizgisi...
Soluk soluğa, dilim dışarıda koştum çıkmaz sokaklarda.
Gece dört buçuk;
Bütün benliğimle, içten bir yalvarışta ellerim semada.
Ardından bir kâğıt, bir kalem...
İç çekişlerime tanık oldu taze yapraklar.
İçimden bir ses der ki: Okumaz inşallah ben gidince ardımdan, bir cuma ya da perşembe...
Haftanın en narin, en güzel çaresizliğisin.
Zihnimi aştın çoktan, mühürlendin göğsümün kafesine.
Ağlamak ne berrak bir çözeltidir ruhun kimyasında!
Kardan yıkanan kalbin yanında tuzu unutmuş bir denizin çözülmesi ne ki?
Uzaktan bakıyorum endamına, boyuna posuna...
Ne bir riya var içimde ne kaypak bir gölge;
Sadık bir kimsesizliğin açlığıyla, katıksızca seviyorum seni.
Sibel Orhan
Kayıt Tarihi : 26.08.2026 21:55:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Irgandı’da Gece




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!