... "her şey dahil”, dünya otelinde elimize tutuşturulan kontrattır.. gözyaşıyla gülüşü, düşüşle kalkışı aynı tabakta görmemiz ve bunu normal saymamız bundandır..
düştükten sonra yeniden kalkmamız da çoğu zaman gücümüzden değil, gururumuzdandır..
“her şey dahil” dünya, öteki hayata kesilmiş bir gidiş biletidir belki.. asıl mucizeyse orada bulaşığı, çamaşırı, hiçbir angaryayı düşünmeyecek olmamızdır..
sonra mutfakta bırakılmış bir bardak sadece bardak değildir.. bazen insanın kontratı yırtıp otelden çıkma isteğidir..
ben bu “her şey dahil” otele yerleşemedim.. hayatla aramda hâlâ yalnızca bir bavul durmaktadır..
“Her şey dahil” cümlesi Türk insanında tatilden önce iştah açar. Sanki otelin kapısından girince kaloriler pasaport kontrolünde bırakılıyor gibi bir rahatlık çöker insanın içine. Sabah kahvaltısıyla başlayıp gece çorbasına kadar süren kutsal bir tüketim ayini… İnsan aslında aç değildir ama büfenin ona sunduğu sınırsız ihtimallere karşı terbiyesizce duygulanır. Tabakta aynı anda karides, mantı, patates kızartması ve sütlaç görmek normalleşir. Çünkü orada mide değil, “parasını çıkarmaya çalışan gurur” doymaktadır.
Her şey dahil tatilleri biraz da gerçek hayattan kaçış provasıdır. Kimse bulaşık düşünmez. Çamaşır yoktur. Yatak sabah mucizevi şekilde kendi kendine toplanır. Havlular bile insanı senden daha çok düşünen biri varmış hissiyle katlanır.
Sonra tatil biter. Eve girince seni mutfakta bırakılmış bir bardak karşılar. Ve o bardak artık yalnızca bir bardak değildir; medeniyete geri dönüşün simgesidir. Bavul açılmadan önce insan bir süre koltuğa oturup hayatla arasındaki mesafeyi korumaya çalışır. Tatil insana öğretir ki; biz aslında yorgun değilmişiz… Sürekli iş yapan bir canlı türüymüşüz.
... "her şey dahil”,
dünya otelinde elimize tutuşturulan kontrattır..
gözyaşıyla gülüşü, düşüşle kalkışı aynı tabakta görmemiz ve bunu normal saymamız bundandır..
düştükten sonra yeniden kalkmamız da çoğu zaman gücümüzden değil,
gururumuzdandır..
“her şey dahil” dünya,
öteki hayata kesilmiş bir gidiş biletidir belki..
asıl mucizeyse orada bulaşığı, çamaşırı,
hiçbir angaryayı düşünmeyecek olmamızdır..
sonra
mutfakta bırakılmış bir bardak sadece bardak değildir..
bazen insanın kontratı yırtıp otelden çıkma isteğidir..
ben
bu “her şey dahil” otele yerleşemedim..
hayatla aramda
hâlâ yalnızca bir bavul durmaktadır..
“Her şey dahil” cümlesi Türk insanında tatilden önce iştah açar.
Sanki otelin kapısından girince kaloriler pasaport kontrolünde bırakılıyor gibi bir rahatlık çöker insanın içine. Sabah kahvaltısıyla başlayıp gece çorbasına kadar süren kutsal bir tüketim ayini…
İnsan aslında aç değildir ama büfenin ona sunduğu sınırsız ihtimallere karşı terbiyesizce duygulanır.
Tabakta aynı anda karides, mantı, patates kızartması ve sütlaç görmek normalleşir. Çünkü orada mide değil, “parasını çıkarmaya çalışan gurur” doymaktadır.
Her şey dahil tatilleri biraz da gerçek hayattan kaçış provasıdır.
Kimse bulaşık düşünmez. Çamaşır yoktur. Yatak sabah mucizevi şekilde kendi kendine toplanır. Havlular bile insanı senden daha çok düşünen biri varmış hissiyle katlanır.
Sonra tatil biter.
Eve girince seni mutfakta bırakılmış bir bardak karşılar.
Ve o bardak artık yalnızca bir bardak değildir; medeniyete geri dönüşün simgesidir.
Bavul açılmadan önce insan bir süre koltuğa oturup hayatla arasındaki mesafeyi korumaya çalışır.
Tatil insana öğretir ki; biz aslında yorgun değilmişiz… Sürekli iş yapan bir canlı türüymüşüz.
i y i y m i ş
Tatil....