Eylem ve emeği yok sayan kendi ölçüsünü kaptırır, ıskalar. Başkasının ölçüsünün bir yan olayı olarak kalmaya, bir kurban olmaya mahkumdur. (Hans Christian Andersen-Gölge)
Tarih bir sınıflar mücadelesidir. Güçler arası bir mücadeledir. Dolayısıyla tarih dersi fizik dersine benzemez. Fizikte e=m.c2 iken, matematikte 2.2=4 iken tarihte , psikolojide, sosyolojide öyle olmaz. Çünkü işin içine insan, işin içine sınıflar, işin içine ekonomik çıkarlar girer. Dolayısıyla tarih fotoğraf çekilebilen bir bilim dalı değildir. Tarih ile ancak resim yapılabilir.
Geçmişte bazı güçler, bazı ülkeleri, bazı halkları işgal ettiler fakat tarih yazıcıları bize bunu muhtemelen başka türlü anlattılar. Bu olayları bir tür hidayete erdirme, fethetme, daha iyi bir şekle sokma şeklinde anlattılar. Günümüzde dahi tarih yazıcıları kendi egemenlerinin çıkarı doğrultusunda subjektif tarih yazmaktadırlar. Ne yazık ki eleştirel tarih bile tarihçinin kendi değer yargılarını, şahsi çıkarlarını ve şimdiki zamanın bakış açısını geçmişe yansıtma riski taşır.
Kırık değildir o! Kırık olsa duramazsın derler hep birileri karşımıza çıkıp. Basbayağı kırıktır onlar. Hem de her biri. Ruh yaşam yolculuğunda parçalanarak ilerler. Olaylarla dolu dünya; düşünceler, vehimler ve hayallerle yoğrulan zihin rahat bırakır mı ruhu! O kırıkların kaynaması ile kalkar insan yeniden ayağa. Bazen daha kuvvetli, bazen daha temkinli, bazen de daha hızlı yürür o yollarda. Bazıları durup başka yollar aramak için etrafa bakar. Bazıları ise tümden saklanmaya karar verir çalılıkların ya da devasa kayalıkların arasında.
Bazı insanlar sanki dünyadan alacağı varmış gibi davranırlar ve saldırırlar her yere. Mahvederler ortalığı. Tozu dumana katarlar. Bazı insanlar ise pek mütevazidir. Dünyaya borcu varmış gibi davranırlar. Sürekli vermek, sürekli yaratmak, sürekli katkıda bulunmak isterler. Felsefe insanın durup kendisine bakmasını sağlar. Hareketlerine itidal kazandırır. Olmadık yerlere savrulmayı önler. Dünyanın mahiyetini, yaşamın doğasını kavramayı öğretir.
Artık küçük bir kuşa dönüşüp uçmaya başladığınızda en yakınlarınız, o aşamaya gelene dek yanınızda duranlar avcıya yerinizi söyleyeceklerdir. Ya da avcının istediği yere gitmenize yardımcı olacaklardır. (Max Scheler- Hınç)
Dünyada şu anda BM’ye kayıtlı 206 devlet vardır. Bunlardan 43 tanesi monarşi, 163 tanesi cumhuriyettir. Bu 43 monarşinin büyük kısmı anayasal monarşidir. Yani aslında kralın olduğu ama ülkeyi kralın yönetmediği demokratik kültür ya da cumhuriyetçi erdemlerle rejimin terbiye edildiği, kralın sadece sembolik değerinin olduğu rejimlerdir. Sadece 100 yıl geriye gittiğimizde bu rakamların tersine döndüğünü görürüz. Bir asır daha geriye gidersek Cumhuriyet sayısı bir elin parmaklarını geçmez.
Eylem ve emeği yok sayan kendi ölçüsünü kaptırır, ıskalar. Başkasının ölçüsünün bir yan olayı olarak kalmaya, bir kurban olmaya mahkumdur. (Hans Christian Andersen-Gölge)
Modern toplumlarda suç istisna, az gelişmiş topluluklarda ise sektördür.
Dünyanın sonunu düşünmek, kapitalizmin sonunu düşünmekten daha kolaydır. (Fredric Jameson-Zamanın Tohumları)
Tarih bir sınıflar mücadelesidir. Güçler arası bir mücadeledir. Dolayısıyla tarih dersi fizik dersine benzemez. Fizikte e=m.c2 iken, matematikte 2.2=4 iken tarihte , psikolojide, sosyolojide öyle olmaz. Çünkü işin içine insan, işin içine sınıflar, işin içine ekonomik çıkarlar girer. Dolayısıyla tarih fotoğraf çekilebilen bir bilim dalı değildir. Tarih ile ancak resim yapılabilir.
Geçmişte bazı güçler, bazı ülkeleri, bazı halkları işgal ettiler fakat tarih yazıcıları bize bunu muhtemelen başka türlü anlattılar. Bu olayları bir tür hidayete erdirme, fethetme, daha iyi bir şekle sokma şeklinde anlattılar. Günümüzde dahi tarih yazıcıları kendi egemenlerinin çıkarı doğrultusunda subjektif tarih yazmaktadırlar. Ne yazık ki eleştirel tarih bile tarihçinin kendi değer yargılarını, şahsi çıkarlarını ve şimdiki zamanın bakış açısını geçmişe yansıtma riski taşır.
Kırık değildir o! Kırık olsa duramazsın derler hep birileri karşımıza çıkıp. Basbayağı kırıktır onlar. Hem de her biri. Ruh yaşam yolculuğunda parçalanarak ilerler. Olaylarla dolu dünya; düşünceler, vehimler ve hayallerle yoğrulan zihin rahat bırakır mı ruhu! O kırıkların kaynaması ile kalkar insan yeniden ayağa. Bazen daha kuvvetli, bazen daha temkinli, bazen de daha hızlı yürür o yollarda. Bazıları durup başka yollar aramak için etrafa bakar. Bazıları ise tümden saklanmaya karar verir çalılıkların ya da devasa kayalıkların arasında.
Az gelişmiş ülkelerin en büyük handikapı oralarda bulunanların istemedikleri hayatlar yaşamak zorunda kalmasıdır.
Bazı insanlar sanki dünyadan alacağı varmış gibi davranırlar ve saldırırlar her yere. Mahvederler ortalığı. Tozu dumana katarlar. Bazı insanlar ise pek mütevazidir. Dünyaya borcu varmış gibi davranırlar. Sürekli vermek, sürekli yaratmak, sürekli katkıda bulunmak isterler. Felsefe insanın durup kendisine bakmasını sağlar. Hareketlerine itidal kazandırır. Olmadık yerlere savrulmayı önler. Dünyanın mahiyetini, yaşamın doğasını kavramayı öğretir.
Artık küçük bir kuşa dönüşüp uçmaya başladığınızda en yakınlarınız, o aşamaya gelene dek yanınızda duranlar avcıya yerinizi söyleyeceklerdir. Ya da avcının istediği yere gitmenize yardımcı olacaklardır. (Max Scheler- Hınç)
Dünyada şu anda BM’ye kayıtlı 206 devlet vardır. Bunlardan 43 tanesi monarşi, 163 tanesi cumhuriyettir. Bu 43 monarşinin büyük kısmı anayasal monarşidir. Yani aslında kralın olduğu ama ülkeyi kralın yönetmediği demokratik kültür ya da cumhuriyetçi erdemlerle rejimin terbiye edildiği, kralın sadece sembolik değerinin olduğu rejimlerdir. Sadece 100 yıl geriye gittiğimizde bu rakamların tersine döndüğünü görürüz. Bir asır daha geriye gidersek Cumhuriyet sayısı bir elin parmaklarını geçmez.