Bilim insanlarınca insan denen varlık Doğu Afrika'da ortaya çıkmıştır. Anavatan orasıdır. İnsanlık buradan dünyanın dört bir yanına dağılmıştır. Bilim insanları göçün sebebi üzerinde düşünmüş ve çalışmıştır. Bu göç sebepleri ile ilgili en kuvvetli hipotezlerden biri çeçe sinekleri ile ilgili olan hipotezdir. Hastalık yayan bu böcekten kurtulabilmek için insanoğlu uzaklara gitmeyi tercih etmiştir.
Nevroz insanı uyandırmaya çalışan bir dosttur. İçerideki çatışmayı haber verir. İnsana kendisiyle, korkularıyla yüzleşme çağrısında bulunur. (Carl Gustav Jung- Anılar, düşler, düşünceler)
Dünyanın dörtte üçünde böyledir. Restoranlara bile gidemeyen kalabalıkların yatlarda, villalarda keyif eden vekilleri olur. Bunun iki sebebi vardır. Okumamak ve sorgulamamak. Biat, itaat, kayıtsız şartsız teslimiyet öyle bir sirayet etmiş ki ruhlara! Artık kafaları kumdan çıkarmak neredeyse imkansız hale gelmiş.
İnsanın en büyük iki yüzlülüğü kendi arzularını mazur görürken sevdiği kişinin arzularını affedememesi. (Marcel Proust-Kayıp Zamanın İzinde:Albertine Kayıp)
Esas savaşın id ile süperego arasında olduğu anlaşılmadan ve o alanlar derinlemesine incelenmeden bireysel faşizm ile makro faşizm arasındaki farkı anlamak, analiz etmek mümkün olmaz. Cahil kesim savaşı daima sokaklarda arayıp yüzeysel müdahalelerle çözüm getireceklerini sanırlar.
Kant’çı perspektifin o dürüstlükten hiç şaşmayan, taviz vermeyen kişilerinin az gelişmiş topluluklarda yaşama şansları yoktur. Dürüstlükten asla taviz vermeyen kişilerin kerizlenmesi ve en alt seviyelere düşmesi çok olasıdır böyle yerlerde. Netice itibariyle az gelişmiş topluluklarda zamanla erdemli, dürüst, etik sınırlar dahilinde hareket eden insan görme ihtimali, yerde para bulma ihtimali kadar azalır. Böyle yerlerde parlamak için maalesef çirkinleşmek lazımdır.
Hiçbir rejim, toplumdan bağımsız olarak oluşmaz. Ve ne kadar despot, ne kadar menfi olursa olsun hiçbir lider gökten zembille inmez. Pek çoklarının hoşlanmadığı otoriter yönetimler bile aslında yine aynı kişilerin içten içe istediği rejimlerdir. Kişi bunu istemediğini söylese, hatta düzenin değişmesini istediğini haykırsa dahi bunun bir de bilinçdışı alanı vardır. İşte o alan, görünürde sevilmeyen, kötü yönetimlerin yaratıldığı alandır.
Bilim insanlarınca insan denen varlık Doğu Afrika'da ortaya çıkmıştır. Anavatan orasıdır. İnsanlık buradan dünyanın dört bir yanına dağılmıştır. Bilim insanları göçün sebebi üzerinde düşünmüş ve çalışmıştır. Bu göç sebepleri ile ilgili en kuvvetli hipotezlerden biri çeçe sinekleri ile ilgili olan hipotezdir. Hastalık yayan bu böcekten kurtulabilmek için insanoğlu uzaklara gitmeyi tercih etmiştir.
Nevroz insanı uyandırmaya çalışan bir dosttur. İçerideki çatışmayı haber verir. İnsana kendisiyle, korkularıyla yüzleşme çağrısında bulunur. (Carl Gustav Jung- Anılar, düşler, düşünceler)
Acaba insanı gerçekten yaralayan kaybetmek mi, yoksa niçin kaybettiğini hiçbir zaman öğrenememek mi? (Fyodor Dostoyevski-Ecinniler)
Denizin artık güzelliği değil daha ziyade kayıtsızlığı işliyordu ruhumun derinlerine! (Fernando Pessoa-Huzursuzluğun Kitabı)
Dünyanın dörtte üçünde böyledir. Restoranlara bile gidemeyen kalabalıkların yatlarda, villalarda keyif eden vekilleri olur. Bunun iki sebebi vardır. Okumamak ve sorgulamamak. Biat, itaat, kayıtsız şartsız teslimiyet öyle bir sirayet etmiş ki ruhlara! Artık kafaları kumdan çıkarmak neredeyse imkansız hale gelmiş.
İnsanın en büyük iki yüzlülüğü kendi arzularını mazur görürken sevdiği kişinin arzularını affedememesi. (Marcel Proust-Kayıp Zamanın İzinde:Albertine Kayıp)
Esas savaşın id ile süperego arasında olduğu anlaşılmadan ve o alanlar derinlemesine incelenmeden bireysel faşizm ile makro faşizm arasındaki farkı anlamak, analiz etmek mümkün olmaz. Cahil kesim savaşı daima sokaklarda arayıp yüzeysel müdahalelerle çözüm getireceklerini sanırlar.
Kant’çı perspektifin o dürüstlükten hiç şaşmayan, taviz vermeyen kişilerinin az gelişmiş topluluklarda yaşama şansları yoktur. Dürüstlükten asla taviz vermeyen kişilerin kerizlenmesi ve en alt seviyelere düşmesi çok olasıdır böyle yerlerde. Netice itibariyle az gelişmiş topluluklarda zamanla erdemli, dürüst, etik sınırlar dahilinde hareket eden insan görme ihtimali, yerde para bulma ihtimali kadar azalır. Böyle yerlerde parlamak için maalesef çirkinleşmek lazımdır.
Hiçbir rejim, toplumdan bağımsız olarak oluşmaz. Ve ne kadar despot, ne kadar menfi olursa olsun hiçbir lider gökten zembille inmez. Pek çoklarının hoşlanmadığı otoriter yönetimler bile aslında yine aynı kişilerin içten içe istediği rejimlerdir. Kişi bunu istemediğini söylese, hatta düzenin değişmesini istediğini haykırsa dahi bunun bir de bilinçdışı alanı vardır. İşte o alan, görünürde sevilmeyen, kötü yönetimlerin yaratıldığı alandır.
Felsefe sadece akıl yürütme değil, öfkenin estetize edilmesidir. Filozof yanlış gidişi görüp bunun için birilerini rahatsız edendir aynı zamanda.