Kamu, aktif olarak tartışan, fikir üreten, ifade eden bireylerden oluşurken kitle daha çok medyanın sunduklarını pasifçe tüketen, birbirinden kopuk, atomize olmuş bireylerden meydana gelir. Kitle iletişim araçları yani radyo ve tv gibi araçlar okurun basılı metinle kurduğu o mesafeli eleştirel ilişkiyi azaltır. Eleştirel tartışma ortamı yaratmak yerine bireyleri izleyici ya da tüketici konumuna indirger. Pek çok ülkede kamu gibi görünen aslında içi boş kitlelerden ibarettir. (Jürgen Habermas- Meşruiyet krizi)
Nietzsche’ye göre armağan vermek sadaka vermek gibidir. Çünkü kişi kendisinde olanın ötekinde olmadığını bilir ve o armağanı vererek bunu onun yüzüne vurur. (Bende var sende yok muhabbeti) Böylece sahte bir üstünlük duygusu da yaratmış olur. Bir şeyi karşılıksız olarak kabul etmek de, onun hakimiyetini koşulsuz kabul etmek demektir. -İlginç bir bakış açısı-
Çocuklarla felsefe çocuğu yetişkin düşüncesine yaklaştırma çabası değil, yetişkinin çocuğun düşünce dünyasına saygıyla yaklaşmayı öğrenmesini gerektiren bir karşılaşma alanıdır.
İnsanoğlu çağlar boyu içindeki boşluğu doldurmak için çareler aradı. Lakin hiç bir dönem, şimdikilerin o boşluğu tüketimle doldurmaya çalışmak kadar zavallı bir duruma düşmemişti.
Ahlakı sadece normların içinde aramak doğru değildir. Ahlak bilgiye dayalı bir varoluş biçimidir de. Bilgi sahibi olmayan, ahlak üzerine enine boyuna düşünmeyen kişinin ahlaklı olması mümkün değildir.
Orwell ve Huxley enteresan düşünürlerdir. Her ikisi de distopik dünyaları farklı bakış açılarıyla dile getirmiştir. Orwell kitapların yasaklanmasından, Huxley ise kimsenin kitap okumak istemeyeceği bir dünyadan korkuyordu. Orwell gerçeğin saklanacağı bir dünya hayal etmiş, Huxley ise gerçeğin önemsizleşip kaybolacağı bir toplum öngörmüştür. Orwell arzuların baskılanacağı bir düzen tasvir etmiş, Huxley ise arzuların sonsuza dek tatmin edildiği ve sonunda insani direncin ortadan kalktığı bir dünya görmüştür. Bir tarafta baskı ve korku iklimi diğer tarafta ise hazla uyuşmuşların meydana getirdiği bir yozluk dünyası.
Kamu, aktif olarak tartışan, fikir üreten, ifade eden bireylerden oluşurken kitle daha çok medyanın sunduklarını pasifçe tüketen, birbirinden kopuk, atomize olmuş bireylerden meydana gelir. Kitle iletişim araçları yani radyo ve tv gibi araçlar okurun basılı metinle kurduğu o mesafeli eleştirel ilişkiyi azaltır. Eleştirel tartışma ortamı yaratmak yerine bireyleri izleyici ya da tüketici konumuna indirger. Pek çok ülkede kamu gibi görünen aslında içi boş kitlelerden ibarettir. (Jürgen Habermas- Meşruiyet krizi)
Yer altında yaşamak bilinçli olmaktır. Bilinçli olmaksa mutsuz olmaktır. Bilinçsiz, sorgusuz mutluluğa razı gelmeyeceğim. (Fyodor Dostoyevski-Yeraltından notlar)
Nietzsche’ye göre armağan vermek sadaka vermek gibidir. Çünkü kişi kendisinde olanın ötekinde olmadığını bilir ve o armağanı vererek bunu onun yüzüne vurur. (Bende var sende yok muhabbeti) Böylece sahte bir üstünlük duygusu da yaratmış olur. Bir şeyi karşılıksız olarak kabul etmek de, onun hakimiyetini koşulsuz kabul etmek demektir. -İlginç bir bakış açısı-
Ortadoğu toplumları güzel üzülür ama sonunda bir şeye dönüşmezler. (Amin Maalouf-Çivisi Çıkmış Dünya)
Çocuklarla felsefe çocuğu yetişkin düşüncesine yaklaştırma çabası değil, yetişkinin çocuğun düşünce dünyasına saygıyla yaklaşmayı öğrenmesini gerektiren bir karşılaşma alanıdır.
İnsanoğlu çağlar boyu içindeki boşluğu doldurmak için çareler aradı. Lakin hiç bir dönem, şimdikilerin o boşluğu tüketimle doldurmaya çalışmak kadar zavallı bir duruma düşmemişti.
Ahlakı sadece normların içinde aramak doğru değildir. Ahlak bilgiye dayalı bir varoluş biçimidir de. Bilgi sahibi olmayan, ahlak üzerine enine boyuna düşünmeyen kişinin ahlaklı olması mümkün değildir.
Meşru acılardan kaçmanın bedeli nevrozdur. (Carl Gustav Jung-Anılar, düşler, düşünceler)
Ahlak az gelişmiş topluluklarda bir kurallar yığını, gelişmiş toplumlarda ise bir tür anlayış, kavrayış halidir.
Orwell ve Huxley enteresan düşünürlerdir. Her ikisi de distopik dünyaları farklı bakış açılarıyla dile getirmiştir. Orwell kitapların yasaklanmasından, Huxley ise kimsenin kitap okumak istemeyeceği bir dünyadan korkuyordu. Orwell gerçeğin saklanacağı bir dünya hayal etmiş, Huxley ise gerçeğin önemsizleşip kaybolacağı bir toplum öngörmüştür. Orwell arzuların baskılanacağı bir düzen tasvir etmiş, Huxley ise arzuların sonsuza dek tatmin edildiği ve sonunda insani direncin ortadan kalktığı bir dünya görmüştür. Bir tarafta baskı ve korku iklimi diğer tarafta ise hazla uyuşmuşların meydana getirdiği bir yozluk dünyası.