‘’Ağaçlar arasında bir ağaç, hayvanlar arasında bir hayvan olmak isterdim! Böylece insan olmak gibi bir sorunum olmazdı!’’ buyurmuştur Camus. ‘’Döngünün bir parçası olurdum, hiç değilse kendim olurdum. Ama insanım, hep başka bir şey olmak istiyorum.’’ diye de eklemiş üstat.
Platon sofistleri sevmiyordu çünkü sofistler mevcut fikirleri çürütürken yerlerine yenisini koymuyorlardı. Bunu yapmayışlarının altında muhtemelen bir hakikatin olmadığına inanmaları yatıyordu.
Düşünceler, duygular, eylemler ve tepkiler kişinin kendisine aittir. Onları öyleyse istediği gibi dizginleyebilir. Güç ondadır! Sarsabilir içindekileri. Hizaya sokar dilediği gibi. Gerisini umursamaktan vazgeçebilir dilediği zaman! Uğraşmaz dışsal dünyanın oynak vaziyetleri ile. Harcamaz zamanını ve enerjisini boş yere! Sarsmaz bu gelip geçici durum ve kimseler onu tek bir kez bile!
Kitap yazmak kavanozun içine çakıl taşı doldurmaya benzer. Kontrol ve gözden geçirme süreci ise kavanoza kum ekleyerek tüm boşlukları doldurma sürecidir. Bu ikisi en iyi şekilde yapıldığında göze hoş gelen bir yapıt oluşur.
Bilişsel esneklik önemlidir. İnsan mantıklı argümanlar kendisine sunulduğu zaman fikrini değiştirebilir. Bu omurgasızlık değildir. Bilakis saçma bir inat yüzünden aynı düşüncede sabit kalmaktır omurgasızlık. Dünya bir yerlere giderken yerinde saymak, birilerinin gölgesine sığınmak durumunda kalmaktır omurgasızlık.
21.asrın mottosu flexibilite olacaktır. Yani belli bir hikayeye sıkı sıkıya bağlılık değil hikaye değiştiğinde yeniye uyum sağlama, entegre olabilme önemlidir.
Max Weber’in modern bürokrasiyi tanımlamak için kullandığı bir kavram vardır: Demir Kafes. Weber Modern toplumda insanların giderek artan bir şekilde rasyonel kurallar ve bürokratik yapılar tarafından kuşatılacağını ve bunun bireyin ruhunu boğacağını söylemiştrir. Boğuyor.
Behiç, yavaş yavaş bahse girmek istedi: - Anadolu, güzeldir değil mi? - Harikulâde. - Fakat, refah yok. - Refah dediğiniz nedir? Elektrik ve otomobilse, belki bunlar yok, fakat kalp rahatı var. - Ah, o hepsinden iyisi... Hakikaten, bir şehirde hiç bulunmayan hassa... (Peyami Safa-Sözde Kızlar)
Modern toplumlarda meclis bir tartışma ortamıdır. Az gelişmiş topluluklarda ise meclis bir onay, bir alkışlama ortamıdır.
Hoppala cuppala
İki kuruş on para
Kumbara kapkara maskara
Geliver ya hacı Bumbala gel.
Destur.
‘’Ağaçlar arasında bir ağaç, hayvanlar arasında bir hayvan olmak isterdim! Böylece insan olmak gibi bir sorunum olmazdı!’’ buyurmuştur Camus. ‘’Döngünün bir parçası olurdum, hiç değilse kendim olurdum. Ama insanım, hep başka bir şey olmak istiyorum.’’ diye de eklemiş üstat.
Platon sofistleri sevmiyordu çünkü sofistler mevcut fikirleri çürütürken yerlerine yenisini koymuyorlardı. Bunu yapmayışlarının altında muhtemelen bir hakikatin olmadığına inanmaları yatıyordu.
Düşünceler, duygular, eylemler ve tepkiler kişinin kendisine aittir. Onları öyleyse istediği gibi dizginleyebilir. Güç ondadır! Sarsabilir içindekileri. Hizaya sokar dilediği gibi. Gerisini umursamaktan vazgeçebilir dilediği zaman! Uğraşmaz dışsal dünyanın oynak vaziyetleri ile. Harcamaz zamanını ve enerjisini boş yere! Sarsmaz bu gelip geçici durum ve kimseler onu tek bir kez bile!
Kitap yazmak kavanozun içine çakıl taşı doldurmaya benzer. Kontrol ve gözden geçirme süreci ise kavanoza kum ekleyerek tüm boşlukları doldurma sürecidir. Bu ikisi en iyi şekilde yapıldığında göze hoş gelen bir yapıt oluşur.
Bilişsel esneklik önemlidir. İnsan mantıklı argümanlar kendisine sunulduğu zaman fikrini değiştirebilir. Bu omurgasızlık değildir. Bilakis saçma bir inat yüzünden aynı düşüncede sabit kalmaktır omurgasızlık. Dünya bir yerlere giderken yerinde saymak, birilerinin gölgesine sığınmak durumunda kalmaktır omurgasızlık.
21.asrın mottosu flexibilite olacaktır. Yani belli bir hikayeye sıkı sıkıya bağlılık değil hikaye değiştiğinde yeniye uyum sağlama, entegre olabilme önemlidir.
Max Weber’in modern bürokrasiyi tanımlamak için kullandığı bir kavram vardır: Demir Kafes. Weber Modern toplumda insanların giderek artan bir şekilde rasyonel kurallar ve bürokratik yapılar tarafından kuşatılacağını ve bunun bireyin ruhunu boğacağını söylemiştrir. Boğuyor.
Behiç, yavaş yavaş bahse girmek istedi:
- Anadolu, güzeldir değil mi?
- Harikulâde.
- Fakat, refah yok.
- Refah dediğiniz nedir? Elektrik ve otomobilse, belki bunlar yok, fakat kalp rahatı
var.
- Ah, o hepsinden iyisi... Hakikaten, bir şehirde hiç bulunmayan hassa...
(Peyami Safa-Sözde Kızlar)