neden unutamıyorum ki?
neden baktığım her yer kömür karası?
neden bu denli ağrıyor sol yanım?
aç susuz kalsam,
çeksem elimi eteğimi dünyadan...
Bir mektup göndermiş, ahu zar diye
Dost olmuşum, olamadım yâr diye
Halim arz eyledim, yaram var diye
Selam salmış, gönlü hoş olsun demiş...
Elâ gözlerine, bir dem yaş dolmuş
gün yanığıdır tenlerindeki esmerlik
alınlarındaki çizgileri yaşanmışlıklar
avuç içlerinde nasır
günahı boynuna;
tüm doğayı
çizgisinden çıkaran
bu kumral eylül
sarı eteğinin ucunu
sabahın erken saatlerinde
yakaladım seni
bana, seni nasıl yakaladığımı sorarsan
akşam makinede kalan çamaşırları
gün ışığı, yazdan kalma oburluğuyla
arsızca emerken doğayı
bir ıssızlık var bugün
sebebini bilmediğim...
sus pus bir bahçe,
hani sabah esintileri gibi ilkbaharın,
büyülü seslerini dinler gibi kumruların...
hani bir çiy damlası düşerken daldan yaprağa,
süzülürken bir damla yaş göz pınarlarından yanağına;
yokluğunla konuşmak,
bilsen nasıl güzel...
gecenin bir yarısı, iki yana düşen kollarımda amansız bir sızı
sol yanımda bir yangın, öylesine güçlü ve öylesine derin ki
zihnimi durmadan bulandıran, cevapsız kalan onlarca sorunun izi
mümkün değil bir daha uyumak, bu da bana has bir
uykusuzluk krizi…
eskiden de böyle miydim;
cam kenarında durup
içimdeki gurbete göç ederken
buz tutar mıydı ellerim?
yabancı mıydı herkes




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!