Gök kubbemde kelimelerim öldü,
Vücudumu yakar, dağıtır, eritir.
Bu bendeki kahroluş iniltisi,
Toprağa süzülür bir bir.
Sanki altımdan yer kaçar,
Yeşil bir sessizlik çöker,
Dolar yüreğe imha ateşi,
Hapsolur yitik ömre,
Damla damla dökülür geçmişi.
Sözler solar mendilin güllerinde,
Sana dair ne varsa bende,
Maziye karıştı, hayal oldu.
Belleğim bir rüya, bir hülya,
Istırap verdi, gül gibi soldu.
Akıp giderken bir anlık ömrüm,
Hudutsuz gökyüzüne gece çöker,
Çaresizlik hissi yürek devirir.
İçimden geçenler öfkeyle düşer,
Sel olur, tozlu sokak dize gelir.
Acı bir yel çarpar umarsız sese,
Meçhul bir yalnızlık benimkisi;
Hayal kırıklığına uğrattığım bir hikâye.
Nereye gittiğim bile meçhul;
Aynalarda kayboldum haybeye.
O uzun yol,
Ölüm, kılıcın ucunda oluk oluk şerbetim;
Mıh gibi saplanır ezanla gelen sala.
Kan o kadar tatlı, şeref bir çivinin ucunda,
Uçuşur nal sesleri ruhlar arasında.
Vatan uğruna kara bağrım toprak olur,
Peri masallarında yalnızlık benimkisi,
Düşlerimde görsem, gökler ağlar.
Suya sessizce çığlıklarımla bağırsam,
Heyhat ki hayat, oynadığım tiyatro kadar.
Bir kefenle, bir mezarda sır olurum,
Dostum dediğim vurdu sırtımdan,
Zamanla nasıl da yüzsüzleşti.
Sen miydin benim Brutus’üm?
Kan kusturup içtiğim kızılcık şerbeti.
Kalbin kömürleşmiş, kapkara,
Yağmur artık gözde yağıyor,
Kasımda çiçek açar mı hiç?
Bir bahar daha geçti ömrümden,
Seslerde, gülüşlerde kaldı sevinç.
Hüzün mevsiminde sararan yapraklar,
Zamanla pişmanlıkların büyüyecek;
Gecenin bir yarısı kendinle konuşacaksın.
Rastgele ne aradığını bilmeden telefonda,
Ellerin uzanıverecek ismime, beni hatırlayacaksın.
Kafanın içindeki duvarlara kadar yazacaksın;




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!