El gibi bakmasan bana ne olur,
Fırtınalar estirdin benliğimde.
Lapa lapa yağ ki kalbimi doldur,
İlelebet mahkûmsun yüreğimde.
Lambadaki fitildim, yandım, bittim,
Bir avuç sevgi, aşk, hüzün, ayrılık...
Yanık türkülerde geçen bir ömür.
Kaldırım taşlarında durur ya zaman,
Bir gönül aynı rüyayı kaç kere görür?
Bekleyerek eskidi ömrüm uzun yolda,
İçim dışım yaprak döker,
Kaç gözyaşıdır sonbahar?
Diken bin deler, bir geçer,
Ömür bin yanar, bir donar.
Deli bir yağmur süzülür,
Bir bir dökülür yüreğimden,
Nisan yağmurları her bahar.
Savrulur bir kum tanesi,
Çocukluğuma hesapsızca yağar.
Sözler zehir gibi oturur,
Bir zamansızlık ülkesinde,
Anın içinde savrulup gidiyorum.
Son cigaramın külleri hâlâ ocakta,
Takvimde asılı günlere mahkûmum.
Sonsuzlukta erimek böyleymiş;
Sonbaharımı yaşıyorum,
İlki ne çabuk da geçti.
Birbirimizi tanıyamadan,
Elveda demeden gitti.
Dün ezan okunmuştu oysaki,
İçime döktüğüm yarım şiirler,
Kavurur sol yanımı yaş aldıkça.
Dilde bir bir kuruyan yetim sözler,
Şu alnım kirpiğimle yaşlandıkça;
Dikiş izlerime yaralar siner.
Umut yeşerir mi yeniden,
Kalbinin apansız aralığında?
Mevsimsiz yaşıyorsun hayatı,
Çalar kapını, bensizlik yakında.
Her cümle zindan kapısı olur,
Ağlayarak geldim ben bu dünyaya,
Gözyaşıma ıslak imzanı sardım.
Ölü yunus gibi vurdum karaya,
Sensizliği ıstırabıma sardım.
Yazılı defter şaşmaz alın yazım,
Sararan hayatım, dalından koptu kopacak;
Eylül gibi hazanda geçti ömrüm, koşarak.
Kırılan kanadımla camlarında üşüdüm,
Gittiğin gün aynada bin parçaya bölündüm.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!