Bir zamansızlık ülkesinde,
Anın içinde savrulup gidiyorum.
Son cigaramın külleri hâlâ ocakta,
Takvime asılı günlere tutsak kalıyorum.
Sonsuzlukta erimek böyleymiş;
Bir saat çaresizliği içindeyim.
Alnımda kırışıklıkların derininde sen,
Gün kadranında yelkovan gibiyim.
Şubat eksildi… ocak kara kışa hasret,
Şu ufacık tıklar bu kadar mı yaralar?
Saniye saniye kayıyor hayatım: tik… tok…
Üstümde örtü: dökülmüş kahverengi yapraklar.
Bir şeyin farkına vardım yukarı bakınca:
Bu sonbahar hikâyesinde her şey için geç.
Aklımda uçuşan siyah-beyaz anılar,
Hayal gibi perdesini çekti gönül… “vazgeç.”
Yıllar birleşti dünden yarına çığırtma,
Yüzüm kırıldı, yüreğim dilinden geçerken.
Soluksuz bir kitabın son paragrafı aynalar,
Yolunu çoktan yitirmiş bir gezginim ben.
Belki de son cümleyi çoktan söyledim,
Bir veda büyürken içimde sinsice.
Ne beklediğim kaldı, ne dönecek biri…
Zamanın rüzgârında savruluyorum sessizce.
📍Şair Notu: Bu şiir, zamanın içimizde bıraktığı izleri, mevsimlerin insan ruhuyla kurduğu gizli bağı ve gecikmiş vedaların kalpte açtığı sessiz boşlukları anlatıyor. "Sonbahar Hikâyesi", sadece bir mevsimin değil, aynı zamanda içsel bir çözülüşün, bir kabullenişin ve belki de hiçbir zaman yazılmamış bir mektubun satır arasıdır. Her yaprak düşüşüyle biraz daha eksilen, ama yine de kendini kelimelere tutunarak var etmeye çalışan bir ruhun hikâyesidir bu.
Şiirden geriye kalan satırlar:
•Sessizlik, kalbin geçmişe yazdığı en uzun mektuptur.
•Sonbahar, doğanın değil, kalbin mevsimidir.
22 Ocak 2023 / Pazar / Bartın
Halil KumcuKayıt Tarihi : 20.02.2025 15:50:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
"Sevda, sonbahar gibi geçici ve hüzün dolu; her yaprak düşüşü, zamanın unuttuğu anıların sessiz bir vedasıdır."




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!