Testerenin dişleri küllerin arasında,
Cellat zaman öğütür, sessizce bir takvimi.
Tutuşan anılar yaralar her saat resmi,
Savurur rüzgârda bir sözle vade bitimi,
Kaybolur satırlar gözümdeki damlada.
Hayat zaten zor, biliyorsun bunu;
Yaslara tutunarak gidiyorum.
Bütün gelmişim, geçmişim yolunu;
Gamı unutmak için gidiyorum.
Bomboş odada yapayalnız kaldım;
Son yapraklar uçuşuyor boşlukta,
Sonbaharın o en kederli, son ayında...
Biliyorum, her biri son kez düşecek;
Toprak olacak eninde, sonunda.
Dün umudun en canlı rengiydi,
Aramızda ne çok sustuklarım var;
Senin duymadığın, içimde kalan gerçeklerin.
Hiç çınlamadı mı kulağında bir hecesi,
Bir türlü bu söyleyemediklerimin.
Sustukça birikiyor içimde:
Söz ola yakar yüreği,
Elini dilinle bağlar.
Varken yok gibi olursun,
İnan ki bu kapanmaz yaradır.
Nedenler, niçinler içinde,
Çaresizlik, taştan da ağırdır.
Sözün tesiri yoksa, susacaksın;
Belki de acıların en büyüğüdür bu.
İçin kor gibi yanar usulca,
İçin için konuşursun, bir ömür boyu.
Sessiz sedasız kırılırsın işte;
Bu soğuk sokaklarda,
Acıtan şey yokluğunmuş meğer.
Dudaklarım gamlanır,
Gözlerime hüzün çöker.
Aynada gördüğüm yüz, ellerimi üşütür,
Gözünde yaş, gönlünde hep bir sızı;
Kar, kış yorganım, saçının beyazı.
O "bir yavrum" deyişin var ya annem,
Nefes almamın olmazsa olmazı.
En güzel yaratılan varlık sensin,
Rüzgârı kovalamak nedir bilir misin?
Sessiz testerenin dişlileri ardında,
Küçük bir damla, bir an kadar,
Her saat yara kelebeğin kanadında.
Dilin ucundaki kelimeler söner,
Dünya, üç dört nefes kadar,
Gel gör ki o da hicran.
Saçını başını yoldurur,
Kan ağlatır firakta mizan.
İki gözü iki çeşme,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!