Öyle çok üşüyorum ki yalnızlıktan;
Bir rüzgâr bulsa benim beşiğimi,
Gecenin bir vakti,
Alıp götürse bütün terk edilmişliğimi.
Gidip annemi, o evi ve seni…
Karanlık bastı mı doğacak tanlar,
Yolunu şaşıran seyyah utansın.
Bir kalbi kırmaya kalkan ellerden,
Dualar ters dönsün; vicdan utansın.
Bir taş at, sussun zalimin aç sesi,
Kalbim acıyor bu gece,
İçimde duygular üşüyor.
Yüzüme vuran yalnızlık,
Alıp beni uzaklara sürüklüyor.
Ayak uçlarımdan başlayan ölüm,
Uzak anımsamalar geçiyor dünden,
Bir martı çığlığı alıp götürüyor uzaklara.
Kahve molasında bir gazozcu haykırıyor,
Kalbimin ateşi düşmüş mısralara.
Birer yabancı gibi içinden geçtiğimiz anlar,
İçimde uzaklar birikti yeniden,
Alıp başımı gitsem diyorum.
Gönlüm can kenarında beklerken,
Taşa, toprağa karışsam diyorum.
Anılar, aklımın tam ortasında;
İçimdeki o acı sessizlik,
Uzun yıllar sonra tekrar konuştu.
"Geçmiş gün" derler ya,
O his bugünkü gibi yeniden oluştu.
Beni okşayan ellerinin,
Kalbimin en derinlerinde,
Canımın en iç yerinde bir sır gibi sakladığım.
Bir gülüşünün ötesi yok;
Kimseyi yerine koyamadığım.
Uyur uyanır gönül demliğinde,
Sessiz sedasız kan ağlıyor yüreğim;
İlacı olmayan bir hastalık bu.
Yaşamak, yaralanmaktır belki de;
Gam, eli kanla yazmış mektubu.
Ne zormuş hayatın kıyısında vuslat;
Vazgeçişlerin kıyısında bekler anılar;
Bir çift göze dalar, susturamazsın.
Sımsıcak üşürsün geçtiğin yollarda;
Bir şarkıda buruk bir acıyla kalırsın.
Gecelerine geçmişin rüyaları düşer;
Artık dünyalık her bir sözcük yangın,
Alazı yaştan kalma, vazgeçmiyor.
Yakar kavurur, deli eden nazın,
Yollar uzak, varmadan vazgeçmiyor.
Karanlık odam, yıldızsız ay sensiz,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!